Geriye kalan ömürlerini daha huzurlu, daha sağlıklı ve daha kaliteli geçirmek istiyorlar. Yıllarca çalıştıktan sonra emekli maaşlarıyla kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, sağlık hizmetlerine rahat ulaşabilmek ve ekonomik kaygılar yaşamadan hayatın tadını çıkarabilmek istiyorlar. Kendi evlerinde, kendi düzenlerinde mümkün olduğunca uzun süre bağımsız yaşayabilmek, ihtiyaç duyduklarında ise devletin yanlarında olduğunu bilmek istiyorlar.
1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü, yaşlılarımızı hatırladığımız bir gün değil; hızla yaşlanan Türkiye'nin geleceğini konuşmak için de önemli bir fırsat. Yaşlılık artık uzak bir geleceğin konusu değil. Türkiye'nin nüfus yapısı hızla değişiyor ve 65 yaş üzerindeki nüfus 9,5 milyonu aşmış durumda. Önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı daha da artacak. Bu tablo, devletin yaşlılara yönelik politikalarını bugünden yeniden değerlendirmesini gerekli kılıyor.
Yaşlılar ne istiyor?
Aslında beklentileri oldukça açık. Geriye kalan ömürlerini daha huzurlu, daha sağlıklı ve daha kaliteli geçirmek istiyorlar. Yıllarca çalıştıktan sonra emekli maaşlarıyla kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, sağlık hizmetlerine rahat ulaşabilmek ve ekonomik kaygılar yaşamadan hayatın tadını çıkarabilmek istiyorlar. Kendi evlerinde, kendi düzenlerinde mümkün olduğunca uzun süre bağımsız yaşayabilmek, ihtiyaç duyduklarında ise devletin yanlarında olduğunu bilmek istiyorlar.
Bu nedenle yaşlılık politikası yalnızca bakım hizmetlerinden ibaret görülmemeli. Yaşlılık, insan hayatının doğal bir dönemi olarak ele alınmalı; amaç insanların daha uzun yaşamasının yanında, daha uzun yılları sağlıklı ve bağımsız geçirebilmesini sağlamak olmalı. Sağlıklı yaşlanma, kronik hastalıkların takibi kadar hareket edebilmek, düşme risklerinin azaltılması, beslenme, görme ve işitme kontrolleri, ağız ve diş sağlığı, psikolojik destek ve sosyal hayatın sürdürülebilmesi anlamına geliyor.
Devletin sağlık politikalarında koruyucu ve önleyici hizmetlere daha fazla ağırlık vermesi gerekiyor. Özellikle yalnız yaşayan, hareket kabiliyeti azalan veya sürekli bakıma ihtiyaç duyan yaşlıların düzenli olarak takip edilmesi, evde sağlık ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor. Yaşlı insanın hastaneye gitmesini beklemek yerine, ihtiyaç duyduğu sağlık ve sosyal hizmetin mümkün olduğunca evine ve mahallesine götürülmesi yaşam kalitesini doğrudan yükseltebilir.
Ekonomik güvence de yaşlılığın en önemli şartlarından biri. Emekli maaşı insanı çocuklarının veya yakınlarının yardımına mecbur bırakmamalı. Yaşlı bir insanın ilaç, gıda, kira, elektrik ve ısınma gibi temel ihtiyaçları arasında tercih yapmak zorunda kalmadığı bir gelir düzeni, yaşlılık politikasının temel unsurlarından biri olmalı. Sosyal destekler de ihtiyaç sahiplerine ulaşan, düzenli ve insan onurunu koruyan bir yapıya kavuşturulmalı.
Yaşlıların önemli bir bölümü mümkün olduğunca kendi evinde yaşamak istiyor. Bu nedenle evde bakım ve gündüzlü bakım hizmetlerinin geliştirilmesi, ailelere verilen desteğin artırılması gerekiyor. Çünkü yaşlıya bakım yükünün tamamını ailelerin üzerine bırakmak sürdürülebilir değil. Çalışan çocukların hem kendi ailelerine hem yaşlanan anne babalarına yetişmeye çalıştığı bir ortamda, devletin aile bakımını destekleyen mekanizmaları daha da güçlendirmesi gerekiyor.
Huzurevleri de bu anlayışın dışında düşünülmemeli. İhtiyaç duyan yaşlılar için huzurevleri gerekli ve önemli. Ancak geleceğin huzurevleri, yalnızca yatak ve bakım hizmeti sunan kurumlar olmamalı. Yaşlıların ev konforunu aratmayacak odalara, yeşil alanlara, yürüyüş yollarına, sağlık birimlerine, kütüphanelere, spor ve sanat alanlarına sahip, sosyal hayatın devam ettiği nitelikli yaşam merkezleri oluşturulmalı. Yaşlı insanın yalnızca bakımının yapılması değil, hayatını anlamlı ve kaliteli biçimde sürdürebilmesi hedeflenmeli.
***
Yaşlılık politikası kent yaşamından da ayrı düşünülemez. Kaldırımların güvenli ve erişilebilir olması, toplu taşımanın yaşlıların rahat kullanabileceği hale getirilmesi, parklarda dinlenme alanlarının artırılması, sağlık kuruluşlarına ulaşımın kolaylaştırılması ve mahallelerde sosyal merkezlerin oluşturulması gerekiyor. Yaşlıların kültür ve sanat hayatının dışında kalmaması da önemli. Tiyatrodan müziğe, kitaplardan gezilere kadar sosyal ve kültürel faaliyetler, ileri yaşlarda yaşam kalitesinin önemli bir parçası.
Üstelik yaşlılarımız yalnızca hizmet bekleyen insanlar değil. Onlar toplumun hafızası, deneyimi ve birikimi. Mesleklerini, geleneklerini, el sanatlarını, yaşam tecrübelerini genç kuşaklara aktarabilecekleri ortamlar oluşturulmalı. Yaşlılık, toplumdan çekilme dönemi olarak değil, deneyimin ve birikimin yeni kuşaklarla buluştuğu bir dönem olarak görülmeli.
Teknoloji de yaşlıların hayatını kolaylaştıracak şekilde kullanılmalı. E-Devlet, sağlık randevuları, bankacılık ve dijital iletişim gibi alanlarda yaşlılara yönelik kolaylaştırıcı uygulamalar ve eğitimler yaygınlaştırılmalı. Dijital dolandırıcılık ve güvenlik konusunda da yaşlılara özel destek verilmesi gerekiyor.
***
Bütün bunlar gösteriyor ki Türkiye'nin yaşlılık politikası sağlık, ekonomi, sosyal hizmet, ulaşım, kentleşme, kültür ve sanat politikalarının ortak bir parçası haline gelmek zorunda. Çünkü nüfus yaşlanıyor ve yaşlı nüfus arttıkça ihtiyaçlar da çeşitleniyor.
Bugünün yaşlıları dünün çalışanları, üretenleri, ailelerini ve toplumu ayakta tutanları. Bugünün gençleri ve orta yaşlıları da yarının yaşlıları olacak.
Bu nedenle yaşlılara yapılacak yatırım, belirli bir yaş grubuna yapılan yardım olarak görülmemeli. Aslında hepimizin geleceğine yapılan bir yatırım.
İnsanları yalnızca daha uzun yaşatmak değil; daha uzun yılları sağlıklı, huzurlu, güvenli, ekonomik olarak güvenceli ve mümkün olduğunca bağımsız yaşayabilecekleri bir toplum kurabilmek hedef olmalı.
Yaşlılarımızın istediği de temelde bu: Kimseye muhtaç olmadan, kendi evlerinin konforunu ve kendi hayatlarının kontrolünü mümkün olduğunca koruyarak, sağlıklı ve huzurlu bir ikinci bahar yaşayabilmek.