CENK TUNÇSİPER


Okulda kavga, okul çevresinde silah, sosyal medyada tehdit ve akran zorbalığı… Şiddeti yalnızca olay yaşandıktan sonra konuşmak yetmez. Aileden öğretmene, rehberlik servisinden Milli Eğitim Bakanlığı’na kadar herkesin yapması gerekenler var.


Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül sabahı bir lisenin yakınında meydana gelen silahlı saldırı, hepimizi bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya bıraktı:

Çocuklarımız okula giderken gerçekten güvende mi?

İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında meydana gelen silahlı saldırıda 2’si ağır 11 öğrenci yaralandı. Şüpheli yakalandı, olayla ilgili adli ve idari soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın bütün ayrıntıları ortaya çıkmadan olayın nedeni, nasıl geliştiği veya olası motivasyonları hakkında kesin konuşmak doğru değil.

Zaten bu tür olaylarda yayın yasakları, soruşturmalar ve adli süreçler nedeniyle kamuoyunun bilgiye ulaşması da sınırlanabiliyor.

Fakat bir konuda konuşmak için soruşturmanın bitmesini beklememize gerek yok:

Okullarda şiddeti nasıl önleyeceğiz?

***

Dünyanın pek çok ülkesinde çocuklar ve gençler okulda, okul çevresinde ya da okula gidiş-geliş sırasında şiddetle karşılaşabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde okul saldırıları ve silahlı şiddet uzun süredir ciddi bir kamu politikası ve eğitim güvenliği konusu. Dünya genelinde de çocukların önemli bir bölümü fiziksel, psikolojik veya dijital şiddetin farklı biçimleriyle karşılaşıyor. UNESCO, dünya çapında her üç öğrenciden birinin son bir ay içinde zorbalığa maruz kaldığını bildiriyor.

Turgutlu’daki olayın ardından yalnızca “okulun kapısına polis koyalım” demek de, “çocuklar çok değişti” deyip geçmek de yeterli değil.

Sorun çok daha derinde.

Otuz-kırk yıl önceki çocuklukla bugünkü çocukluğun aynı olduğunu söylemek mümkün değil.

Çocukların dünyası değişti. İletişim biçimleri değişti. Aile yapısı değişti. Sosyal ilişkiler değişti. Çocukların bilgiye ulaşma biçimi değişti.

Şiddetin görüntüsüne, diline ve örneklerine ulaşmak ise hiç olmadığı kadar kolaylaştı.

Bugünün çocuğu okulda yaşadığı bir tartışmayı okuldan çıkınca bitirmiyor. Tartışma WhatsApp grubuna, Instagram'a, TikTok'a, başka bir dijital platforma taşınabiliyor. Bir öğrencinin arkadaşlarıyla yaşadığı problem birkaç saat içinde onlarca, hatta yüzlerce kişinin önüne çıkabiliyor.

Bir söz, bir fotoğraf, bir video, bir alay, bir dışlama…

Ve ardından yeni bir kavga.

Bu nedenle okul şiddetini yalnızca okul binasının sınırları içerisinde değerlendirmek artık mümkün değil.

Okulun duvarları var ama çocukların dijital dünyasının duvarları yok.

***

Şiddet genellikle tek bir nedenden kaynaklanmıyor. Araştırmalar; bireysel özelliklerin, aile ilişkilerinin, akran çevresinin, okul deneyiminin ve içinde bulunulan sosyal çevrenin birlikte etkili olabileceğini gösteriyor.

Ancak sosyal medyanın bu süreçleri hızlandırabildiği, görünür hale getirebildiği ve büyütebildiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekiyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerinde, lise öğrencileri arasında sık sosyal medya kullanımının hem okulda hem de elektronik ortamda zorbalığa maruz kalmayla ilişkili olduğu görülüyor. Bu ilişki tek başına “sosyal medya şiddetin sebebidir” anlamına gelmiyor; ancak dijital ortamın çocukların sosyal ilişkileri ve zorbalık deneyimleri açısından dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Bu nedenle mesele sosyal medyayı tamamen yasaklamak kadar basit değil. Asıl mesele çocuğa dijital dünyada nasıl davranacağını öğretmek.

***

Akran zorbalığı gerçeği!

Akran zorbalığı, “çocuklar arasında olur” denilip geçilecek bir mesele değil. Çünkü zorbalık, çocuğun okul hayatını, arkadaşlık ilişkilerini ve kendisini algılama biçimini etkileyebiliyor.

Üstelik zorbalık artık yalnızca sınıfta gerçekleşmiyor. Koridorda, okul bahçesinde, servis aracında, okul çevresinde ve telefon ekranında da gerçekleşebiliyor.

Bir çocuğun sürekli küçümsenmesi, dışlanması, tehdit edilmesi, fiziksel saldırıya uğraması veya dijital ortamda hedef haline getirilmesi “çocukça kavga” değildir.

Bununla birlikte her kavga da otomatik olarak akran zorbalığı değildir. Zorbalığın niteliğini, sürekliliğini ve taraflar arasındaki güç ilişkisini değerlendirmek gerekir.

İşte burada okulun rehberlik sistemi devreye girmeli. Öğretmen bir öğrencinin içine kapanmaya başladığını fark edecek.

Arkadaş çevresinden uzaklaşmasını görecek. Ders başarısındaki ani değişimi fark edecek. Sürekli okula gitmek istememesini önemseyecek. Sınıfta belirli bir öğrencinin sistematik biçimde dışlandığını görecek.

Ve bunları “ergenliktir, geçer” diyerek geçiştirmeyecek.

***

Okullarda daha fazla psikolojik danışman ve rehber öğretmen bulunmalı. Bir rehber öğretmenin onlarca, hatta yüzlerce öğrenciyle ilgilenmek zorunda kaldığı bir sistemde erken uyarı mekanizmasının gerektiği kadar çalışması kolay değildir.

Millî Eğitim Bakanlığı da 2024 tarihli “Okullarda Şiddetin Önlenmesi” genelgesinde okul ve kurumlarda şiddete neden olabilecek risk faktörlerinin belirlenmesini, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin güçlendirilmesini, okul güvenliği için gerekli tedbirlerin alınmasını ve aile-okul iş birliğinin geliştirilmesini öngördü.

Yani ihtiyaç zaten tespit edilmiş durumda. Mesele artık bunu sahada ne kadar güçlü uygulayabildiğimizdir.

Rehberlik servisi, yalnızca sınav kaygısı yaşayan öğrencinin gittiği yer olmamalı. Orası okulun erken uyarı merkezi olmalı.

Şiddet eğilimi gösteren çocuk da mağdur çocuk da orada fark edilmeli. Zorbalığa uğrayan çocuk da zorbalık yapan çocuk da desteklenmeli.

Zorbalık yapan çocuğun davranışını düzeltmek de mağdur çocuğu korumak kadar önemlidir.

***

Tahammülsüzlükle mücadele

Eğitim yalnızca matematik, Türkçe, fizik, tarih, sınav ve diploma değildir. Çocuğa problem çözmeyi de öğretmek gerekir.

Öfkesini yönetmeyi de. Kaybetmeyi kabullenmeyi de. “Hayır” cevabını kabul etmeyi de. Eleştiriye tahammül etmeyi de. Farklı düşünene saygı göstermeyi de. Bir problem yaşadığında yumruk yerine konuşmayı da.

Akademik olarak başarılı olan fakat öfkesini yönetemeyen bir çocuk da toplumsal açıdan ciddi sorun yaşayabilir. Çocuğun hayat başarısı sadece aldığı notla ölçülemez.

Bir çocuğun başkalarına zarar vermeden kendi sorununu çözebilmesi de eğitimin başarısıdır.

Burada bütün sorumluluğu Millî Eğitim Bakanlığına veya öğretmenlere yüklemek kolaycılık olur. Ailenin rolü de son derece önemli.

Anne-baba çocuğunu dinlemeli. Ama yalnızca “Derslerin nasıl?” diye değil. “Bugün okulda ne yaşadın?” “Kimlerle arkadaşsın?” “Birisi seni rahatsız ediyor mu?” “Sen bir arkadaşına kızdığında ne yapıyorsun?” “İnternette seni üzen bir şey oldu mu?” “Bir arkadaşın dışlanıyor mu?” gibi sorular da sorulmalı.

Çocuk bir problem yaşadığında ilk olarak ailesine koşabiliyorsa önemli bir güvenlik duvarı kurulmuş demektir.

Çocuk ailesine söylemeye korkuyorsa, sorun çok daha büyümeden fark edilmelidir.

***

Evde silah varsa sorumluluk daha da büyüktür

Turgutlu’daki saldırının soruşturmasında silaha nasıl erişildiği ve aile içindeki sorumluluklar da araştırılıyor. Bu konuda soruşturma tamamlanmadan hüküm vermek doğru değil. Ancak genel ilke son derece açık:

Çocukların ulaşabileceği yerde silah bulunmamalıdır. Silahın evde bulunması başlı başına bir güvenlik sorumluluğudur.

Çocuğun silaha erişiminin mümkün olmaması, silahın güvenli biçimde muhafaza edilmesi ve ailelerin bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi hayati önem taşır.

Okul güvenliği konuşulurken okul kapısının dışındaki çevre de konuşulmalıdır.

***

Okul güvenliği sadece kapıda bekleyen güvenlik görevlisi değildir

Elbette okul çevresinde güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiğinde artırılmalıdır. Kamera sistemi çalışıyor mu? Okul giriş ve çıkışları kontrol ediliyor mu? Okulun çevresindeki kör noktalar belirlenmiş mi? Okula giriş-çıkış saatlerinde kolluk kuvvetleriyle koordinasyon var mı?

Okul çevresindeki terk edilmiş alanlar, parklar, sokaklar ve işletmeler risk oluşturuyor mu?

Acil durumda okul yönetimi, öğretmen, öğrenci, veli ve kolluk kuvvetleri nasıl hareket edecek?

Bütün bunların düzenli olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Fakat güvenlik kamerası çocuğun öfkesini çözmez. Güvenlik görevlisi akran zorbalığının psikolojik nedenini ortadan kaldırmaz. Kamera sistemi travma yaşayan öğrenciyi iyileştirmez.

Bu nedenle güvenlik tedbirleri ile psikolojik ve sosyal tedbirler birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

***

Öğretmen de bu sistemin en önemli aktörlerinden biri.

Ancak öğretmenden aynı anda eğitim vermesi, sınıf yönetmesi, rehberlik yapması, öğrencinin psikolojik sorunlarını fark etmesi, aileyle iletişim kurması, dijital zorbalığı takip etmesi ve okul güvenliğini sağlaması beklenemez.

Öğretmene destek olacak uzman kadroları güçlendirmek gerekir.

Psikolojik danışmanlar… Sosyal hizmet uzmanları… Gerektiğinde çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanları… Okul yönetimi… Aile… Kolluk… Yerel yönetimler…

Bu kurumlar arasında gerçek bir koordinasyon kurulmalıdır.

Bir öğrenci silahı çıkarıp ateş ettikten sonra güvenlik önlemi almak zaten geç kalınmış bir müdahaledir.

Bir çocuk intihar girişiminde bulunduktan sonra psikolojik destek vermek geç kalınmış olabilir. Bir öğrenci aylarca zorbalığa maruz kaldıktan sonra “neden bize söylemedi?” diye sormak geç kalınmış olabilir.

Bir kavga sosyal medyada milyonlarca kişiye yayıldıktan sonra müdahale etmek de geç kalınmış olabilir.

Önleyici eğitim, erken fark etme ve hızlı müdahale mekanizması kurulmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığının kendi düzenlemelerinde de risk faktörlerinin okul ve sınıf düzeyinde belirlenmesi, rehberlik çalışmalarının yürütülmesi, okul güvenliği konusunda ilgili kurumlarla iş birliği yapılması ve aile desteğinin sağlanması öngörülüyor.

Şimdi yapılması gereken, bu yaklaşımın kâğıt üzerinde kalmamasıdır.

***

Çocuklarımızı korkutarak değil, güçlendirerek koruyabiliriz

Çocuklara sürekli “dikkat et, kavga etme, uzak dur” demek yetmez. Onlara sorun çözme becerisi kazandırmak gerekir. Öfkeyi tanımayı öğretmek gerekir. Duygularını ifade edebilmeyi öğretmek gerekir. Yardım istemenin utanılacak bir şey olmadığını anlatmak gerekir. Bir arkadaşının zorbalığa uğradığını gördüğünde susmamasını sağlamak gerekir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışını çocuklara öğretmemek gerekir.

Bugün başkasına yapılan zorbalık, yarın başka bir çocuğun kapısını çalabilir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın okul şiddeti konusunda kapsamlı ve ölçülebilir bir eylem planını sürekli güncellemesi gerekiyor.

Her okulun kendi risk haritası çıkarılmalı.

Rehber öğretmen ve psikolojik danışman ihtiyacı gerçek öğrenci sayısına ve okulun risk durumuna göre belirlenmeli.

Rehberlik servisleri güçlendirilmeli. Okul çevresindeki güvenlik riskleri düzenli olarak kolluk kuvvetleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Akran zorbalığı ve siber zorbalık konusunda öğrenciler kadar öğretmen ve veliler de eğitilmelidir.

Şiddet vakaları sadece olay meydana geldikten sonra değil, olay gerçekleşmeden önceki belirtileriyle birlikte takip edilmelidir.

Çocuklara yönelik psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.

Bütün bunların sonuçları kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmalıdır.