Sonbaharın son renkleriyle kışın ilk soğukları arasında bir yolculuk… Kasım, dökülen yaprakların hüznünü, sobanın sıcaklığını, yağmurun huzurunu ve aşkın romantizmini aynı takvim yaprağında buluşturuyor.
Kasım sarıdır. Bazen açık, bazen koyu… Kuruyan yapraklar kahverengiye çalar, ağaçların yeşil dokusundan geriye sarının, kızılın, kahverenginin son izleri kalır. Sonra onlar da dökülür. Doğa, kapıyı kapatıp kış uykusuna çekilir.
Kasım, sonbaharın son sarılarıyla kışın ilk soğukları arasında sıkışmış, on iki ayın en yaramazıdır. Eylülü bilirsiniz, ekimi bilirsiniz, mayısı, ağustosu… Kasım başka. Bir gün kış, ertesi gün yazdan kalma birkaç saat. Sabah montla çıkarsınız, öğlen montu kolunuza alırsınız. Akşam yine üşürsünüz. Hava durumunun bile kararsız kaldığı aydır.
Çiğ düşer, geceler soğur. Arada bir pastırma yazı yaşanır; güneş, yazdan kalan son bir hatıra gibi yüzünü gösterir. Sonra rüzgâr çıkar, yağmur başlar, sis çöker. Kasım, kışı karşılar. Aralık, ocak, şubat, mart… Nisan sonuna kadar kat kat giyinmenin, sobayla, kaloriferle dost olmanın, sıcak bir şeyler içmenin mevsimi.
Haziranda temmuzda üzerinizdeki tişört bile fazla gelirken, kasımda insan kendine bir kat daha ekler. Üşümek yalnızca bedenin değil, ruhun da meselesidir. Sıcaklık arar insan. Bir soba, bir kahve, bir dost sohbeti… Belki de bir çift sıcak göz.
Kasım, sobada kestanedir. Meşe odununun o kendine has yanık kokusudur. O koku, evin duvarlarından taşar, insanın çocukluğuna kadar uzanır. Bir sobanın başında oturmanın, dışarıdaki soğuğu seyretmenin ayrı bir huzuru vardır.
***
Bir de aşk meselesi var.
Onca aşk filmi çekilmiş, onca hikâye yazılmışken neden hâlâ “Kasım'da aşk başkadır” denir? Neden akla ilkin o film gelir? Neden bazı aşklar, bazı aylarla anılır? Muhtemelen kasım, insanın içindeki romantizmi ortaya çıkaran o tuhaf mevsim geçişidir. Dışarıda soğuk, içeride sıcaklık… Gökyüzü gri, yapraklar sarı, insanın aklı biraz karışık.
Kasımda sonbaharın son renkleri bir cümbüşe dönüşür. Gün soğuktur, manzara sıcaktır. Sarı, ateşin rengidir sonuçta. Isıtır. Ağaçların yaprakları yolları kaplar. Çöpçüler için toplanacak yaprak, romantikler için aşkın rengidir. Mümkünse dokunmayın. Bırakın yerde kalsınlar. Her şeyin temizlenmesi, düzeltilmesi, hizaya sokulması gerekmiyor.
Bir kasım yağmurunu pencereden izlemek mesela… Cama çarpan damlaların sesi, duvardaki saatin tik taklarına karışır. Yağmur bir şeyler anlatır, saat zamanın geçtiğini hatırlatır. İkisi arasında insanın göz kapakları ağırlaşır. Uykuya yelken açılır.
***
Kasım, akreplerin iğnesiyle yayların kirişidir. Akrepte güç, hırs, derinlik; yayda özgürlük, neşe, yolculuk… Bir tarafı karanlık, bir tarafı ateş.
Ben de kasım insanıyım. Yay burcuyum.
Yay, ateş grubundandır. Fakat yayın ateşi yakmaz, acıtmaz; ısıtır. Kasımın kızıl sarısına yakışan bir ateştir bu. Kasımın çoğu akrep, azı yay… Ayın ilk günlerinde biraz derinlik, son günlerinde biraz özgürlük. Bir yanda içe dönüş, diğer yanda dışarıya açılma arzusu.
Kasımın sonu aralığa uzanır. Kış moduna girilir. Bir yay burcuyla dostsanız üşümezsiniz. Neşesiyle, muhabbetiyle, bitmeyen merakıyla içiniz ısınır. Bazen insanın ihtiyacı olan şey, havanın ısınması değil, yanında birinin olmasıdır.
Kasım biraz da bunu öğretir.
Her şey dökülürken, her şey uykuya çekilirken, insanın içinde bir şeyler yeşermeye devam eder. Mevsimler değişir, günler kısalır, yollar ıslanır. Hayat, bütün bu değişimin ortasında kendine yeni bir anlam bulur.
Belki romantizm dediğimiz şey de budur. Soğuğun ortasında sıcaklığı aramak. Sararan yapraklarda güzelliği görmek. Yağmurun sesinde bir şarkı duymak. Bir ayın içine koca bir ömür sığdırmak.
***
Kasım, sonbaharın sonudur. Ağaçlar soyunur, günler kısalır, insanın içindeki eski hatıralar yeniden canlanır. Her şey eksilir gibi görünürken, bazı duygular çoğalır.
Kasımın romantizmi buradadır. Bir yaprağın düşüşünde güzelliği, bir yağmurun sesinde huzuru, soğuk bir akşamda bir çift gözün sıcaklığını bulabilmekte…