Marmara Adalar Belediye Başkanı Aydın Dinçer’in siyasi dönüşümü…


Aydın Dinçer, AK Parti’ye geçişinin ardından yaptığı açıklamada kendi siyasi tercihinin gerekçelerini anlatıyor.

Diyor ki: “Bugün alınan siyasi bir kararı, adalarımızın insanlarını birbirinden ayıran bir çizgi olarak görmek doğru değildir.”

Diyor ki: “Bana oy veren de vermeyen de; CHP’li, AK Partili, MHP’li, İYİ Partili ya da hiçbir siyasi partiye mensup olmayan vatandaşımız da benim için aynı değerdedir.”

Bir başka cümlesi daha var:

“Belediye başkanlığı makamı bir siyasi partinin değil, bütün halkındır.”

Ve devam ediyor:

“Siyasi tercihler ve siyasi adresler zaman içerisinde değişebilir.”

Doğru. Değişebilir.

İnsanların siyasi tercihleri değişebilir. Dün savunduğu fikri bugün savunmayabilir. Dün karşı çıktığı bir siyasi yapıya bugün daha farklı bakabilir.

Dün CHP'li olabilir, bugün AK Partili olabilir.

Bunların tamamı siyasetin içinde mümkündür. Aydın Dinçer'in de siyasi tercih yapma özgürlüğü vardır.

AK Parti'ye geçmesi kendi kararıdır.

Kimsenin buna itiraz etme hakkı yok.

Fakat…

Bir de seçilmiş olmak var.

İşte burada iş değişiyor.

***

Aydın Dinçer bugün sıradan bir vatandaş olarak siyasi adres değiştirmedi.

Marmara Adalar Belediye Başkanı olarak değiştirdi.

Ve o koltuğa CHP'nin adayı olarak oturdu.

31 Mart 2024'te Marmara'da CHP'nin adayı Aydın Dinçer 4.551 oy aldı ve yüzde 59,04 ile seçildi. AK Parti adayı Süleyman Aksoy yüzde 39,58'de kaldı. Belediye meclisi seçiminde de CHP yüzde 54,08 oy aldı.

Şimdi soruyorum:

Aydın Dinçer'i belediye başkanı yapan seçmen, onu AK Parti'ye geçsin diye mi seçti?

Yoksa CHP'nin adayı olduğu için mi?

Yoksa Aydın Dinçer'e güvendiği için mi?

Elbette bunun içinde adayın kişiliği, geçmişi, bölgedeki karşılığı ve siyasi parti tercihi birlikte vardır.

Zaten yerel seçimlerin özelliği de budur. Aday önemlidir. İsim önemlidir. Güven önemlidir.

Fakat parti de önemlidir. Siyasi atmosfer de önemlidir.

Seçimin yapıldığı dönem de önemlidir.

31 Mart 2024 seçimlerini bugün dönüp yalnızca “Aydın Dinçer kişisel başarısıyla seçildi” diye okumak eksik kalır.

O seçim Türkiye'nin siyasi atmosferinin değiştiği bir seçimdi.

CHP, Türkiye genelinde belediye başkanlığı oylarında yüzde 37,76 ile birinci parti oldu; AK Parti yüzde 35,48'de kaldı.

Balıkesir'de de CHP'nin rüzgarı güçlüydü.

Dolayısıyla o gün CHP'nin yarattığı siyasi atmosferi yok sayarak yalnızca adayların kişisel başarısından söz etmek mümkün değil.

Adayın elbette payı vardı. Ama CHP'nin de payı vardı.

Seçmenin değişen siyasi tercihinin de payı vardı.

Türkiye'deki siyasi atmosferin de payı vardı.

Aydın Dinçer CHP'ye umut bağladı.

CHP de Aydın Dinçer'e umut bağladı.

Birlikte seçime girdiler.

Ve kazandılar.

Şimdi ise ortaklığın siyasi taraflarından biri değişti.

***

Aydın Dinçer'in şu sözleri önemli:

“Belediye başkanlığı makamı bir siyasi partinin değil, bütün halkındır.”

Elbette öyledir.

Belediye başkanı kendisine oy vermeyenlerin de belediye başkanıdır.

CHP'linin de AK Partilinin de MHP'linin de İYİ Partilinin de partisiz vatandaşın da belediye başkanıdır.

Belediye hizmetinde siyasi ayrım yapılmaması gerekir.

Buna kimsenin itirazı yok.

Fakat belediye başkanlığının bütün halka ait olması, seçilmiş başkanın seçildiği siyasi yapıdan ayrılmasıyla ilgili bütün soruları ortadan kaldırmıyor.

Tam tersine yeni bir soru doğuruyor:

Seçmenin verdiği oyun siyasi anlamı ne olacak?

Aydın Dinçer “Bana oy veren de vermeyen de benim için aynı değerdedir” diyor.

Peki…

Ona oy veren seçmen ne düşünüyor?

Bunu biliyor muyuz?

Dinçer bu kararı almadan önce kendisine oy veren seçmenlere danıştı mı?

Onların görüşünü aldı mı?

Yoksa bu tamamen kendi siyasi kararı mıydı?

Elbette seçmen grubuna referandum yaptırmak gibi bir zorunluluk yok.

Hukuken böyle bir mecburiyet de yok.

Ama siyaseten böyle bir soru sormak da gayet meşru.

Seçilmiş bir belediye başkanı yalnızca kendi siyasi geleceğiyle ilgili bir karar almıyor.

Sandıktan aldığı siyasi emaneti de başka bir siyasi çatıya taşıyor.

***

Bir başka ayrıntıya dikkat çekelim…

Aydın Dinçer, Büyükşehir Belediye Meclisi'nde geçmiş dönemin AK Partili belediye yönetimini eleştiren konuşmalar yaptı.

Adalara yeterince hizmet gelmediğini söyledi.

Yolların durumunu gündeme getirdi.

Önceki dönem alınan bazı araçların kullanılamaz hale geldiğini anlattı.

Yani AK Parti'nin Marmara'daki geçmiş yönetimine ilişkin eleştirileri vardı.

Şimdi ise o eleştirdiği siyasi yapının içinde.

Dün eleştirdiği isimlerle aynı siyasi çatı altında siyaset yapacak.

Siyaset böyledir.

Bugün söylediğiniz söz, yarın önünüze konulabilir.

Dün örselediğiniz siyasi aktörlerle yarın aynı fotoğraf karesine girebilirsiniz.

Bunda hukuken bir engel yok. Siyasi hayat açısından da mümkündür.

Ama kamuoyunun hafızası vardır.

İnsanlar dün söylenenleri de hatırlar.

***

Aydın Dinçer'in Büyükşehir Meclisi'ndeki tartışmalı çıkışlarından biri de Uşak Belediye Başkanı'nın özel hayatı üzerinden yürüyen tartışmada yaşandı.

Dinçer, söz konusu belediye başkanını savunurken AK Partili meclis üyelerine yönelik imam nikâhı üzerinden göndermede bulundu ve tartışma karşılıklı atışmaya dönüştü.

Bu konuşmanın bütün ayrıntılarını yeniden tartışmanın anlamı yok.

Fakat bugün geldiğimiz noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Dün AK Partili meclis üyeleriyle karşı karşıya gelen Aydın Dinçer, bugün aynı siyasi yapının mensubu olarak o meclis üyeleriyle aynı siyasi çatı altında nasıl bir ilişki kuracak?

Dün eleştirdiği AK Partili yöneticilerle bugün aynı siyasi hedef doğrultusunda çalışacak.

İşte siyasetin garipliği de burada.

***

AK Parti cephesinden bakıldığında ise tablo farklı.

Bu geçiş elbette parti açısından önemli bir siyasi kazanım.

CHP'nin adayı olarak seçilmiş bir belediye başkanı artık AK Parti saflarında.

Marmara Adalar Belediyesi AK Parti'ye geçmiş oluyor.

AK Parti'nin Balıkesir'deki belediye sayısına bir belediye daha ekleniyor.

Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur'un, İl Başkanı Mehmet Aydemir'in ve AK Parti Balıkesir teşkilatının bu süreçte etkili olduğu konuşuluyor. Nitekim Dinçer'in AK Parti'ye katılımı sonrası parti teşkilatı bunu “yeni dönem” mesajlarıyla duyurdu.

Onlar açısından bakıldığında başarılı bir siyasi transferdir.

CHP açısından bakıldığında ise kayıptır.

Marmara açısından bakıldığında ise artık başka bir tartışma başlamıştır.

Aydın Dinçer, AK Parti saflarına katılan belediye başkanları zincirinin yeni halkalarından biri oldu.

Bu süreçte başka CHP'li belediye başkanlarının da AK Parti'ye geçtiğini gördük.

Bunların içinde en çok ses getiren isimlerden biri Özlem Çerçioğlu oldu.

Şimdi Aydın Dinçer de aynı fotoğrafın içinde.

Bu geçişleri sadece kişisel tercihlerle açıklamak mümkün mü?

Türkiye'nin mevcut siyasi atmosferinden tamamen bağımsız değerlendirmek de kolay değil.

CHP'li belediyelerin merkezi yönetimle yaşadığı kaynak ve yetki tartışmaları…

CHP'ye yönelik yargı süreçleri…

Belediye başkanları ve bürokratlarla ilgili soruşturmalar…

Tutuklamalar…

CHP içerisindeki ayrışmalar…

Yeni Parti süreci…

Bütün bunların yaşandığı bir dönemde belediye başkanlarının iktidar partisine geçmesi elbette kamuoyunda farklı yorumlara yol açıyor.

***

Aydın Dinçer'in AK Parti'ye geçme gerekçesini kendisi açıklıyor.

Belki gerçekten Marmara Adaları'na daha fazla hizmet getirebileceğine inanıyor.

Belki merkezi hükümetle daha güçlü bir ilişki kurmanın adalara fayda sağlayacağını düşünüyor.

Belki tamamen kendi siyasi geleceği açısından böyle bir karar verdi.

Bunu kendisinden başkası kesin olarak bilemez.

Dolayısıyla niyet okumaya gerek yok.

Fakat siyasi sonuçlarını tartışmak gerekir.

***

AK Parti tabanının tamamının bu geçişi aynı şekilde değerlendireceğini düşünmek de doğru olmaz.

Bir bölümü memnuniyetle karşılayabilir.

Bir bölümü “Marmara'yı kazandık” diyebilir.

Bir bölümü ise “Dün bize neler söylüyordu, şimdi nerede” diye sorabilir.

Bu da siyasetin doğal sonucu.

Aydın Dinçer'in önündeki asıl sınav belki de burada başlayacak.

Aynı soru CHP seçmeni için de geçerli.

31 Mart 2024'te Aydın Dinçer'e 4.551 kişi oy verdi.

Bu oyların tamamının CHP'nin oyu olduğunu söylemek mümkün değil.

Zaten Dinçer'in kendisi de farklı siyasi kesimlerden oy aldığını söylüyor.

Fakat belediye meclisinde CHP'nin 4.149 oy almış olması, yüzde 54,08'lik bir parti desteğinin de sandıkta ortaya çıktığını gösteriyor.

Dolayısıyla Aydın Dinçer'in seçim başarısını tamamen CHP'den bağımsız değerlendirmek de doğru değil.

Şimdi aynı sandıkta verilen oyların siyasi temsilcisi başka bir partiye geçmiş durumda.

İşte tartışmanın düğüm noktası burada.

Benim itirazım Aydın Dinçer'in AK Parti'ye geçmesine değil.

Geçebilir. İstediği partiye üye olabilir. İstediği siyasi düşünceyi savunabilir.

İnsanların siyasi tercihleri değişebilir.

Seçilmiş bir belediye başkanının siyasi adres değiştirmesi ile sıradan bir vatandaşın siyasi adres değiştirmesi aynı şey değil.

Çünkü belediye başkanlığı bir siyasi makamdır.

O makama da sandıkla gelinir.

Sandıkta verilen oy ise kişisel bir hediye değildir.

Bir siyasi emanettir.

O emanetin içinde aday da vardır, parti de vardır, dönemin siyasi atmosferi de vardır.

Aydın Dinçer bugün “Ben bütün Marmara'nın belediye başkanıyım” diyor.

Fakat kendisine şu soru da sorulabilir:

“Peki seni o koltuğa getiren seçmenin siyasi iradesi ne olacak?”

Marmara Adalar Belediyesi artık AK Parti'nin belediyesi. AK Parti açısından bakıldığında bu bir siyasi kazanım.

Balıkesir özelinde, Belgin Uygur ve Mehmet Aydemir açısından önemli bir transfer.

Balıkesir teşkilatı açısından üzerine yazılacak bir başarı hanesi.

CHP açısından ise kaybedilmiş bir belediye.

Fakat Aydın Dinçer açısından mesele bundan daha büyük.

Şimdi yeni bir siyasi hikâyeye başladı.

AK Parti rozetini takmak işin kolay tarafı.

Asıl mesele bundan sonra başlayacak. Dün kendisine oy verenleri bugün neden başka bir siyasi çatının altında temsil ettiğini anlatabilmek…

Dün eleştirdiği siyasi yapıyla bugün neden aynı safta olduğunu açıklayabilmek…

“Ben değiştim” demekle yetinmeyip, kendisini seçenlerin neden onunla birlikte değiştiğine inanmasını sağlayabilmek.

Parti değişir. Siyasi adres değişir.

Ama seçmenin ve sandığın hafızası değişmez.