3 BİNA BİTMEYEN HESAP!
Balıkesir’in iki tarihi Orduevi binası Vakıflar’ın uhdesine geçti, 177,6 milyon TL’lik restorasyon Sayıştay denetimine takıldı. Büyükşehir Belediyesi bu açıdan iki kere zararda. Başkan Ahmet Akın, “bari bize kiralayın” demişti. Vakıflar’dan ses çıkmadı. Bu operasyonla hem Balıkesir’in, hem Büyükşehir’in hayalleri yıkıldı. Büyükşehir yönetiminin olduğu kadar Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün de kamuoyuna bir açıklama borcu var. Bu arada Yaylada AVM’de duran çalışmalar ve cevapsız sorular da yanıt bekliyor… Şehrin merkezindeki üç yapı da belirsizlik içinde!


Her gün önünden geçiyoruz. Biri eski Subay Orduevi, diğeri eski Astsubay Orduevi… Şehrin merkezinde, Balıkesir’in hafızasında yeri olan iki tarihi bina. Bir de hemen yanı başlarında, bir zamanlar alışverişin, buluşmanın, hareketliliğin adresi olan Yaylada AVM…

Üçü de şehrin göbeğinde. Üçü de Balıkesir’in ortak hafızasında. Üçü de bugün belirsizliğin ortasında.

İnsan bakınca içi cız ediyor. Bu üç önemli yapı, yıllardır süren kararların, protokollerin, projelerin, ihalelerin ve bitmek bilmeyen tartışmaların ardından ne hale geldi?

Bir tarafta 177,6 milyon TL’lik restorasyon, diğer tarafta mülkiyet tartışması, bir başka tarafta belediyenin yönetim binası yapmayı planladığı Yaylada AVM ve şimdi de Sayıştay’ın ağır tespitleri…

Hani bazen bir işi düzeltmeye çalışırken daha büyük bir sorun çıkarırsınız ya… Balıkesir’deki bu üç yapının hikâyesi biraz öyle.

***

Önce orduevlerinden başlayalım.

Milli Savunma Bakanlığı ile yapılan protokol kapsamında eski Subay Orduevi ve eski Astsubay Orduevi binaları Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin kullanımına bırakıldı. Bunun karşılığında Yaylada AVM kampüsü içerisindeki Onhann Otel binası Milli Savunma Bakanlığı'na devredildi ve Balıkesir Orduevi olarak kullanılmaya başlandı.

Büyükşehir Belediyesi de şehir merkezindeki iki tescilli yapıyı ayağa kaldırmak için restorasyon çalışmalarına girişti. Hedef, bu tarihi binaları müze, sanat ve kültür evi gibi işlevlerle Balıkesir'e kazandırmaktı.

Güzel bir düşünceydi. Şehrin merkezinde atıl kalan iki tarihi yapı yeniden hayat bulacak, Balıkesir'in kültür ve sanat yaşamına yeni mekânlar kazandırılacaktı.

Derken restorasyonda sona yaklaşıldığı konuşulurken beklenmedik bir gelişme yaşandı.

İki bina, Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesine geçti.

Gerekçe, yapıların Şeyh Lütfullah Vakfı mülkiyetinde olduğunun belgelenmesiydi. Yani Büyükşehir Belediyesi'nin kültürel amaçlarla değerlendirmek üzere restorasyonunu sürdürdüğü iki tarihi yapının mülkiyet meselesi bir anda gündemin ortasına oturdu.

Şimdi burada durup birkaç soru sormak gerekiyor.

Bu binalar belediyenin kullanımına bırakılırken mülkiyet durumları yeterince araştırılmadı mı? Yapılan protokolün hukuki zemini neydi? Restorasyon için belediye bütçesinden harcanan paranın güvencesi neydi? İki yıldır devam eden çalışmaların sonunda ortaya çıkacak eserlerin mülkiyetinin başka bir kuruma ait olduğu neden daha önce gündeme gelmedi?

Balıkesirlilerin cebinden çıkan para, Balıkesir'in elinde kalacak mıydı?

***

“BARİ BİZE KİRALAYIN!”

Bu soruların yanıtını beklerken Ahmet Akın, önceki haftalarda Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında konuyla ilgili açıklama yaptı. Başkanın çözüm önerisi de hayli dikkat çekiciydi:

"Bari bize kiralayın."

Yanlış anlaşılmasın. Bu söz, belediyenin iki yapıyı kullanmaya devam etmek istediğini gösteriyor. Peki, ya yapılan harcamalar?

İki yıldır restorasyon için belediye bütçesinden para harcanmış. Kamu kaynağı kullanılmış. Şehrin ortak değerleri ayağa kaldırılmaya çalışılmış. Sonra mülkiyet başka bir kuruma geçmiş.

Başkanın aklına gelen ilk çözüm kiralama olmuş. İyi de belediyenin bu süreçte uğradığı zararın hesabı ne olacak?

Büyükşehir Belediyesi hukuki bir süreç başlattı mı? Yapılan harcamaların karşılığını almak için girişimde bulundu mu? Protokolün ihlali veya belediyenin kullanım hakkının ortadan kalkması nedeniyle herhangi bir hak talep edildi mi?

Bunları bilmiyoruz.

Kamuoyuna yansıyan, kapsamlı bir hukuki mücadele açıklaması da duymadık.

Şimdi de başka bir gelişme çıktı karşımıza. Bu defa konu mülkiyet değil, restorasyonun kendisi.

***

SAYIŞTAY’IN RAPORUNDAKİ TESPİTLER

AK Parti grubu tarafından basına servis edilen rapor ve rapora ilişkin değerlendirmelerde, Ordu Evleri restorasyonuyla ilgili oldukça ciddi iddialar gündeme taşındı.

Sayıştay denetçilerinin tespitleri, 177,6 milyon TL sözleşme bedelli yapım işinde malzeme seçiminden hakediş hesaplarına, kontrollük faaliyetlerinden ödeme süreçlerine kadar uzanıyor.

Rapora göre bazı imalatlarda teknik şartnamelerde ve poz tariflerinde belirtilen malzemeler yerine farklı malzemeler kullanılmış. Kullanılan bazı malzemelerin birim ağırlıkları ve kalınlıkları da öngörülen değerlerin altında kalmış.

Yani restorasyon yapılıyor, malzeme kullanılıyor, para ödeniyor; ancak kullanılan malzemenin ihale dokümanında tarif edilen malzeme olup olmadığı konusunda sorunlar ortaya çıkıyor.

Daha da önemlisi, hakediş hesaplarında metraj hataları tespit ediliyor. Bazı imalatlarda olması gerekenden fazla miktar hesaplanıyor, bazı iş kalemlerinde boşluklar düşülmeden ödeme yapılıyor.

Peki, bütün bunlar olurken yapı denetim görevlileri ne yapıyordu?

Sayıştay'ın eleştirilerinden biri de bu zaten. Malzeme ve imalatların şartnameye uygunluğunun yeterince denetlenmediği, metraj hesaplarındaki hataların hakediş aşamasında tespit edilmediği belirtiliyor.

Başka bir ifadeyle, işi yapan yüklenicinin imalatları kadar, o imalatları kontrol etmekle görevli belediye personelinin çalışması da sorgulanıyor.

Sayıştay, poz tariflerine aykırı malzeme kullanımlarının ve hatalı metrajların düzeltilmesini, kusurlu işlerin bedellerinin sonraki hakedişlerden kesilmesini ve kontrollük faaliyetlerinin mevzuata uygun yürütülmesini istiyor. Belediye ise gerekli düzeltmelerin yapılacağını bildiriyor.

Ancak AK Parti grubunun basına servis ettiği değerlendirmelerde çok daha çarpıcı bir rakam yer alıyor.

60 milyon 250 bin TL!

Yüklenici firmaya eksik denetim ve hatalı uygulamalar nedeniyle bu tutarda fazla ödeme yapıldığı ileri sürülüyor.

Elbette bu rakamın hukuki ve mali karşılığının, Sayıştay raporundaki tespitler ve ilgili incelemeler çerçevesinde netleştirilmesi gerekiyor. Fazla ödeme iddiası ile kesinleşmiş kamu zararı veya kişisel zimmet sorumluluğu birbirinden ayrı konular. Ancak ortadaki tespitlerin ağırlığı da görmezden gelinecek gibi değil.

Şimdi tabloyu bir kez daha düşünelim.

İki tarihi bina belediyenin elinden çıkıyor. Restorasyon için harcanan paranın nasıl karşılanacağı belirsiz. Üstelik aynı restorasyon işi nedeniyle malzeme uygunluğu, metraj ve denetim eksiklikleri gündeme geliyor.

Yani binaları kurtarmak için başlanan işin sonunda hem mülkiyet sorunu hem de kamu kaynağının kullanımıyla ilgili ciddi sorular ortaya çıkıyor.

Binalar gidiyor, faturası mı kalıyor?

***

Şimdi gelelim Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne…

Mülkiyetine geçen bu iki tescilli yapı için nasıl bir proje hazırlanıyor? Restorasyon tamamlandığında binalar ne amaçla kullanılacak?

Müze mi olacak? Kültür ve sanat merkezi mi? Balıkesir'in sosyal yaşamına katkı sağlayacak kamusal mekânlar mı oluşturulacak? Yoksa bu tarihi yapılar restoran, lokanta veya benzeri ticari işletmelere mi kiralanacak? Belki de idari bina olarak kullanılacak.

Bunların hiçbirini bilmiyoruz.

Oysa bu binalar sıradan iki taşınmaz değil. Balıkesir'in merkezinde, tarihi ve mimari değeri olan, yıllarca şehrin yaşamına tanıklık etmiş yapılar.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün de Balıkesirlilere bir açıklama borcu var.

***

BİR DE YAYLADA AVM VAR TABİ…

Orduevleriyle yapılan protokolün diğer ayağındaki Onhann Otel binası, Milli Savunma Bakanlığı'na devredilerek orduevine dönüştürüldü. Yaylada AVM ise Büyükşehir Belediyesi'nin kullanımına kaldı.

Uzun süre ne yapılacağı tartışıldı. Sonunda buranın Büyükşehir Belediyesi yönetim binası olarak değerlendirilmesine karar verildi. İçeride ve dışarıda yenileme çalışmaları başladı. Bunun için ihaleler yapıldı, yine belediye bütçesinden önemli miktarda kaynak ayrıldı.

Fakat bugün gelinen noktada çalışmaların durduğu gözleniyor. Yapı kaderine terk edilmiş havası veriyor! Büyükşehir Belediyesi yönetim binası olarak kullanılacağı açıklanan bir yapıda yenileme çalışmaları neden ilerlemiyor?

Üstelik Yaylada AVM'nin bulunduğu alan ve içerisindeki yapıların, belediyenin SGK'ya olan yüklü borçları nedeniyle teminat gösterildiği de biliniyor. Borçların ödenememesi durumunda taşınmazların geleceğiyle ilgili yeni bir sorun yaşanması ihtimali var.

Acaba çalışmaların durmasının nedeni bu mu? Belediye yönetimi, teminat gösterilen bir alana yeniden yatırım yapma konusunda mı beklemeye geçti?

Bunlar cevap bekleyen sorular.

Bir protokol, iki tarihi bina, bir alışveriş merkezi, milyonlarca liralık yatırım, mülkiyet tartışması, SGK teminatı ve Sayıştay raporu…

Ahmet Akın yönetiminin bu konuda kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yapması gerekiyor. Üstelik önümüzde bininci görev günü açıklaması var. Başkan bu vesileyle bugüne kadar yapılan hizmetleri anlatacak, muhtemelen yeni hedefleri de paylaşacak.

İyi güzel de Balıkesirliler, yeni hedeflerden önce yarım kalan işlerin hesabını da duymak istiyor.

Orduevlerinin akıbeti ne oldu? Vakıflar'la hangi görüşmeler yapıldı? Belediyenin yaptığı harcamalar için hukuki bir girişimde bulunuldu mu? Sayıştay'ın tespit ettiği eksiklikler nasıl giderilecek? 60 milyon 250 bin TL'lik fazla ödeme iddiasının karşılığı ne? Sorumlular hakkında ne işlem yapıldı? Yaylada AVM'deki çalışmalar neden durdu? SGK'ya teminat gösterilen taşınmazların geleceği ne olacak?

Bunlar muhalefetin soruları olmaktan çoktan çıktı. Balıkesirlilerin kendi şehrinin parası, tarihi ve geleceği adına sorması gereken sorulara dönüştü.

Bir zamanlar şehrin merkezinde iki tarihi yapıyı kültür ve sanatla buluşturma hayali vardı. Şimdi binaların kime ait olduğu, restorasyonun hesabının nasıl verileceği ve yapılan yatırımların nasıl korunacağı konuşuluyor.

Yaylada AVM de belediye yönetim merkezi olmayı bekliyor. Üç yapı, üç ayrı hikâye… Ama hepsinin ortak noktası aynı: Belirsizlik!

Selam ederim…