Liseden mezun oluncaya kadar tarlaya gitmeyen, biber fidesi gösterilip, “Bu fesleğen fidesi” dendiğinde inanacak kadar tarım bilgisi olmayan İrem Karabulut, araştırmaları, azmi, kararlılığı sayesinde kısa sürede salep ve safran üretiminin sultanı oldu. 1.5 dönüm ile başladığı üretimi 10 dönüme taşıdı. Altınoluk’ta yaz aylarında trafik ışıklarında su, kış aylarında semt pazarlarında salep satarken, Türkiye’de sertifikalı 20 civarındaki salep ve safran üretip satanlar arasında yerini aldı. İrem Karabulut, günümüzde Türkiye’de %80 üretim açığı olan salep ve safranın yaygınlaştırılması için elinden geleni yaparak alternatif tarımın geleceğine ışık tutuyor. Balıkesir’de, katma değerli, yenilikçi ve alternatif tarım hamlesine öncülük eden İrem Karabulut, ilginç yaşam öyküsünü Politika okurları için anlattı.

1-47


İrem Karabulut kimdir?

Aslen Savaştepeliyiz. Balıkesir’in Edremit İlçesi Altınoluk Beldesinde 20 Kasım 2000’de dünyaya geldim. İlköğrenimi Altınoluk Niyazi Erol İlkokulunda, ortaokul eğitimimi Altınoluk Mustafa Erçetin Ortaokulunda tamamladım. Edremit Körfez Anadolu Lisesi Yabancı Dil Bölümünden mezun oldum. Kendi işimi kurmak için 3 yıl üniversite sınavına girmedim, Aile işletmemizde çalışırken işimi geliştirdim. 2024 yılında Balıkesir Üniversitesi Altınoluk Meslek Yüksekokulunda Tıbbi Aromatik Bitkiler Programına kaydımı yaptırıp bu yıl bitirdim. Şu anda Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü 3’üncü sınıf, İstanbul Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü 1’inci sınıf öğrencisiyim. Salep, Safran (Crocus sativus) ve 20’ye yakın bitki üretip satıyorum. Bölgedeki tek yetkili safran ve salep üreticisiyim.

2-46


Liseyi bitirince neden üniversite sınavına girmediniz de daha sonra 3 ayrı üniversitede eğitim gördünüz?

Altınoluk’ta küçük bir aile işletmemiz var. Burada doğal ürünlerle hazırlanmış köy kahvaltısı, ev mantısı ve evde üretilen doğal içecekler satıyoruz. Kardeşlerim, ben, annem babam birlikte çalışıyoruz. Liseyi bitirdikten sonra hem aileme yardımcı olmak, hem kendi işimi kurmak için üniversite sınavlarına girmedim. Sermayem ya da iş fikrim yoktu. Dükkanımız olduğu ve kendi işime alıştığım için, birilerinin yanında çalışmak istemedim. Emir altına giremeyeceğimi düşündüm. Esnaf kızı ve girişken olduğumdan yolda su satmaya karar verdim. Altınoluk Turistik bir belde; yaz aylarında, turizm sezonunda gelen giden çok oluyor. Trafik ışıklarında, kırmızı ışıkta duran araçlara soğuk su ve meşrubat, soğuk içecek satmaya başladım. Bu işi resmi bir şekilde vergi levhalı, faturalı yaptım. Herkes, “Bu kız ne yapıyor?” diye şaşırdı. “Sınıfında iyi, derslerinde başarılısın niye okumuyorsun?” diyerek eleştirip yadırgayanlar oldu. Fakat ben yaptığım işten de kazandığım paradan da memnundum. Her şeyden önce hiç kimsenin emri altında değildim. Kendi paramı kazanıyor, geliri de gideri de kendim biliyordum. Küçük de olsa kendi işimin patronuydum. Benim için kendi işini kurmak, büyük şirketler, holdingler anlamına gelmiyor.

3-41


Yalnız su ve meşrubat mı sattınız?

Bunaltıcı sıcaklarda soğuk su ve soğuk içecek satmak bazen insanlara can simidi oluyordu. “Allah razı olsun işim acele duramamıştım. İyi oldu” diyenlere tanık oldum. Bazen de nerede karnını doyuracaklarını soranlar vardı. Onlara kendi dükkanımızı tarif ediyor, “işte karşınızda duruyor” diyordum. Sevgililer Günü, Öğretmenler Günü, Anneler Günü gibi özel günlerde, gül, karanfil satıyordum. Kış geldi, işler kesatlaştı. Yazın soğuk, kışın sıcak satmak gerekir diye düşündüm. Fakat yol üzerinde akaryakıt istasyonlarının çoğunda çay, kahve ücretsizdi. Ne satabilirim diye düşünürken aklıma salep satmak geldi. İnsanı hem sıcak tutar, hem de doyurucuydu. Salep satmaya başladım ama bir sorun daha vardı. Trafik çok azdı. Bu sefer, Altınoluk, Güre, Akçay, Küçükkuyu, Edremit’teki semt pazarlarında salep satışına başladım. Hizmeti pazarcı esnafının ayağına götürdüm. Herkesin hoşuna gitti. Soğuk kış günlerinde esnaflar benim gelmemi bekliyordu. Ben onlara, onlar bana alıştı. Biraz geciksem, “Nerede kaldın kızım” diye sitem edenler bile oluyordu. Müdavim müşterilerim her geçen gün arttı. Salebi bazen ben, bazen annem hazırlıyordu. Toz halinde ya da bardakta sıcak içecek haliyle bildiğimiz salep çok pahalıydı. Bu nedenle salebin nasıl bir bitki olduğunu, üretip üretemeyeceğimi araştırdım. Pandemi döneminde, maske, dezenfektan, kolonya sattım.

4-6


Salep üretiminiz araştırmalarınız sonunda mı başladı?

Salebi hiç görmedim nasıl bir bitki olduğunu bilmiyordum. Araştırmalarım sonunda üretim açığı ve katma değeri olan Geofit bir bitki olduğunu öğrendim. Balıkesir'de, hatta Kuzey Ege ve Marmara Bölgesinde o zaman için üreten yoktu. Pahalı olmasının kaynağı az bulunur olmasıydı. İnternetten ve bazı kaynaklardan ekimini, hasadını, toz halindeki salebe dönüşmesini öğrendim. Salebi ailece üretmeliydik fakat bizim bir karış toprağımız yoktu. Esnaf bir aile olduğumuz için risk almaktan korkmadık. 8 yıl önce bir buçuk dönüm arazi kiraladık. Yetkili satıcılardan salep yumruları alıp diktik. Bu tarladan elde ettiğimiz salep soğanlarını biriktirip hiçbir yere satmadan baba ocağı Savaştepe’nin Çavlı Mahallesi’nde sonradan edindiğimiz tarlamızda üretmeye başladık. Bu aşamada destek olan da, köstek olanda ortaya çıktı. Eleştirenler, kimsenin yapamadığını bizim nasıl yapacağımızı soruyor, boşa kürek çektiğimizi söylüyorlardı. Biz ilk olalım, risk alalım, olursa olur, olmazsa en azından denedik başaramadık deriz düşüncesiyle yola koyulduk. Salebin nasıl bir toprağı sevdiğini, nasıl bir iklimde yetiştiğini, öğrenmiştim.

5-14


Salep hangi iklimde, nasıl bir toprakta yetişir?

Salep Arapça kökenli bir bitkidir. Sa’lep veya Husyetü’s Sa’lep (Tilki testisi) adıyla anılır. Savaştepe ve Altınoluk’ta yetişmediği, yetiştirilemeyeceği anlamına gelmiyor. İnsanların yaptığı yorumlar da o bitkinin burada üretilemeyeceği anlamına gelemezdi. Çevremizi gözlemledim; Kaz Dağları’nda, Çiğdem ve benzeri soğanlı, yumrulu bitkilerin doğada olduğuna tanıklık ettik. Çiğdem, mor çiçekleri olan, safrana benzeyen, ilkbahar ve sonbaharda açan, yörede Vargit ya da Vargel adıyla anılan yumrulu bir bitkidir. Bu bilgilerden yola çıkarak Salebin bölgemizde yetiştirilebileceği kanısına vardım. Bölgemizde üretilmiyordu ama Çiğdem ile aynı koşulları isteyen bir bitki olduğunun bilincine varmıştım. Savaştepe’de salepleri dikmeden önce Savaştepe İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde toprak tahlilleri yaptırdım. Aldığımız sonuçlar olumluydu. Bununla yetinmeyip, İzmir Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’ne de toprak çözümlemesi yaptırdım. Elde ettiğimiz sonuçlardan sonra baba ocağında ilk dikimi gerçekleştirdik.

6 (Custom)-6


İlk aşamada kaç dekar alana dikim yaptınız?

Tabi ki bu iş toprak analizlerinin olumlu çıkmasıyla olmuyor. Hemen dikelim, hasat edip satalım, para kazanalım anlamına gelmiyor. Salebin dikimi devlet tarafından denetime tabidir. Organik ve resmi bir şekilde yapmanız gerekiyor. 1,5 dönümden elde ettiğimiz ürünlerimizi, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü yılda biriktirdik. Çünkü salep ve safran satışında bazı şartlar var. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel üretim Genel Müdürlüğünden özel izinler, yetkiler gerekiyor. Salep yumrusu satmanız için en az 10 dönüm araziye dikilmesi gerekir. Yanlış anlaşılmaması için söylüyorum 10 dönüm arazi gerekir değil, 10 dönüme dikim şarttır. Biz biriktirdiğimiz salep yumrularını önce belli bir araziye ekerek başladık, sonrasında dikim alanını genişlettik. Şu an Türkiye'de sayılı kişilerin satış hakkı var. Bunlardan birisi ben İrem Karabulut ve babam Tuncay Karabuluttur. Karesi Salep Safran Firması adıyla satış yapıyoruz. Salep ve tohum satış belgelerini aldıktan sonra her olasılığa karşı B planını yaşama geçirip safran dikimine başladık. Tabi bizim üretimimiz il ve ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık müdürlüklerince sürekli denetim altında tutuluyor.

7-17


Ekonomik olarak salepte aradığınızı bulamadınız mı? Neden safran üretimine başladınız?

Daha işin başında bizim ikinci bir ürün planımız vardı. Konu kazançla ilgili değil. Safran da salep gibi yok olmaya yüz tutan bitkilerden biri ve katma değeri yüksek. Amacımız bu bitkilerin üretimini yaygınlaştırmak. Sonuçta bu işin ekonomik yönü de var. Bizim başlangıçta bir karış toprağımız yoktu. Şimdi denetimin kolaylığı açısından tüm arazilerimiz Savaştepe’de. Salepte ilk ekimden yumruları aldığımızda, alternatif bir bitkimiz daha olsun diye düşündük. Ailece lokanta işi yaparken tarıma nasıl girdiysek, tarımda da tek bir bitkiye bağlı kalmak istemedik. Safran üretimine geçmeden önce yine detaylı araştırmalar yaptık. Safran da salep gibi suyu sevmeyen aynı koşullarda yetişen çok yıllık bir bitkiydi. Satışta altınla yarışıyordu. Bu nedenle Safranı üretimimize dahil ettik. 2025 yılının son çeyreğinde, Ters Lale / Ağlayan Gelin (Fritillaria imperialis), Adıyaman Lalesi / Kırk Lale (Fritillaria persica), Kardelen (Galanthus elwesii), Akzambak (Lilium candidum), Sıklamen (Cyclamen) türleri, Iris / Süsen, Nergis (Narcissus) türleri, Lale (Tulipa) türleri gibi 20 çeşit soğanlı, yumrulu bitkileri çeşitlerimiz arasına kattık ve her geçen gün üretimi geliştiriyoruz. Bu bitkiler üretim açığı olan, katma değerli ve çoğunun ihracatı yasak ya da kotaya tabi olan bitkiler. Herkesin yaptığını yapmak istemedik. Az olanı üretmek istedik ki kazanalım. Tarım yapıyorsak bence doğru bitkiyi tercih etmek çok önemli. Tarım yapan çoğu kişinin yakınması, gelirin gideri karşılamamasıdır. Bence çiftçinin doğru ürün tercih etmesi önemlidir. Biraz yeniliğe açık olmak, biraz risk almak, biraz sermaye gerekir. Biz bunu deneyenlerden olduk. Balıkesir'de ilk üreteniz. Bizden sonra üretenlere ön ayak olduk.

8-27


Ürettiğiniz bitkilerin ihracatı neden yasak?

Bu bitkilerin çoğu nesli tehlike altında olan türlerdir. CITES sözleşmesi kapsamında korunmaktadır. Bu anlaşmanın amacı nesli tehlike altında olan hayvan ve bitkilerin neslini korumaktır. Uluslararası ticaret yoluyla tehlikeye atılmasını önlemektir. Uluslararası anlaşma 1973 yılında kabul edilmiş, ülkemiz bu sözleşmeye 1966 yılında imza atmıştır. Doğayı koruma amacıyla yapılmış küresel bir çevre koruma anlaşmasıdır. Salep, ve diğer bitkiler bu anlaşmaya tabidir. Bazı türler Türkiye'de doğada da bulunduğu için koruma altındaki endemik türlerdir. Dolayısıyla bu bitkilerin dikimi, satışı resmiyette biraz sıkı tutuluyor. Söylediğim gibi üretmek isteyene, satmak isteyene bazı koşullar getiriliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bence bu noktada çok da güzel yapıyor. Kontrollü bir şekilde üretim ve satış düşüncesindeler.

9-20


Devlet bu kadar sıkı önlemler alırken, belgeli üreticiye destek veriyor mu? Maraz ya da afet halinde üreticiye katkı sunuyor mu?

Bu tür bitkilerde sigorta yapılıyor. Doğal felaket, domuzların tarlayı talan etmesi gibi riskler sigorta kapsamına giriyor. Teşvik konusuna gelince; biz şu ana kadar her hangi bir teşvikten faydalanmadık. Üretime başladıktan sonra tarımsal açıdan kredi kullanımlarımız oldu. Ne yazık ki üretimde diğer bitkiler gibi nakdi bir destek, ya da yumru fide desteği maalesef olmuyor. Zaten az olan bir bitkiyi devlette yetiştirmediğine göre nakdi destek yok. Diğer bitkilere kıyasla birim alana giden yumru, soğan sayısı fazla, fiyatı daha yüksek ve maliyetli, üretim açığı olduğundan nakdi destek yok ama Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), IPARD ya da ilçe, il tarım projeleriyle veya KOSGEB’ten, genç girişimci, kadın girişimcilere ekipman, makine, teçhizat yönündeki desteklerinden faydalanabiliyoruz. Sera üretimi için sera yapılmak isteniyorsa sera kurulum desteği gibi destekler de verilebiliyor. Bazı pilot ilçe tarım ve il tarım müdürlükleri tıbbi aromatik bitki yetiştirme projesi yapıp çiftçilerine kullandırabiliyor. Biz faydalanmadık ama bu ihtimaller var. Tamamı ya da belli bir kısmı hibeli olarak sayılı çiftçilere belirli miktarlarda yumru fide dağıtımı yapabiliyorlar. Üretiminizi arttırdıktan sonra TKDK veya IPARD'tan ürünü işleme yani endüstriyel boyut için makine yönünde destekler olabiliyor.

10-27


Sizin makineleriniz var mı?

Yumruları boyutlandırmak için makinemiz var. Ürünü hem kalibre ediyor, hem salepte yumruyu toprağından temizliyor, safranda pürçeklerini ayırıyor. Sektörde bu makine sadece bizde var. Maksadımız işimizi kolaylaştırmak, müşterilerimize daha temiz bir ürün sunmaktır. Müşteri gelip görerek kendileri de makineden temizleyerek alabiliyorlar. Bu olanağı sunuyoruz. Bu yıl ya da seneye soğuk hava deposu hazırlıklarımızı yapıyoruz. Savaştepe’de üretim yapıyoruz fakat makinelerimiz Altınoluk’ta. Çünkü burada kendime işyeri açmıştım. Aynı zamanda, Balıkesir Üniversitesi Altınoluk Meslek Yüksekokulunda Tıbbi Aromatik Bitkiler Programında öğrenim görüyordum. Bu nedenle makinelerin burada konuşlanmasını uygun buldum. Alıcılarımız öncelikle Altınoluk’u tercih ediyor, kargo olanakları daha fazla. Savaştepe’ye dikim, ot ayıklama, hasat ve rutin bakım dönemlerinde gidiyoruz. Hasattan sonra ürünümüzün bir bölümünü, satacak kadarını Altınoluk’a taşırken, bir bölümünü Savaştepe’de bırakıyoruz. Orada depolama alanı hem daha fazla, hem etrafı tel örgülerle çevrili tarlalar 24 saat kameralarla kontrol ediliyor. Kıymetli bitki yetiştirince güvenlik önlemi almak şart.

11-30


Yaptığınız tarım size ne kazandırıyor?

Ürettiğimiz salep, bizim için birinci, safran ikinci sırada yer alıyor. Genel olarak yeni başlayanlar birinci yılda maliyetin 2-2,5 katı gibi bir gelir elde edebilir. Ürünü işleyip toz hale getirirse kazanç daha da artar. Yıllar öncesi fiyatlara geri dönüp bakılırsa artış zaten gözle görülüyor. Ülkemizde %80 gibi yıllardır kapanmayan ciddi bir üretim açığı var. Bu iş biraz sermaye, zaman, sabır ve kararlılık işidir. Hemen başlayayım, kara geçeyim gibi düşünmek üreticiyi yanlışa götürebilir. Özellikle ilk yılı atlatmak önemli. Çünkü birinci senede bitkinin söküldüğü yerden dikildiği yere uyum süreci var. İkinci yıl oradan alınıp dikilen ürünler asıl mahsul, asıl bölgenin ürünü oluyor. O noktadan sonra kazanç sağlamak daha kolay. Safran ve salep dışındaki diğer bitkiler de satış alternatifi olan bitkiler. Safranın içindeki kırmızı stigması (Tepecik) safran baharatı dediğimiz dünyanın en pahalı baharatı. Sarı polenleri dışında mor yaprakları da satılabiliyor. Kozmetik, tekstil, gıda, ilaç sektörü, hemen hemen hepsi tıbbi alanda da, gıda boyutunda da, süs bitkisi alanında da farklı alternatifi olan bitkilerdir. Şu anda toz salebin kilosu 16 bin lira civarında. Üretimde girdi fiyatları arttıkça her yıl ürünün fiyatında da artış bekleniyor. Safran, gram gram satılan bir bitkidir. Günümüzde 1 gram safran 800 lira ile bin lira arasında. Her iki bitki de ne yazık ki pahalı ürünler olduğu için tağşişi çok yapılan ürünler. Piyasada hakiki toz salebi bulmak zordur. Sertifikalı üreticiden alırsanız yanılma payınız daha düşük olur. Çünkü içine nişasta, makarna, nohut gibi katkı maddeleri koyabiliyorlar. Gerçek salep krem renktedir ve un hali daha incedir. 1 litre süte 5 gram toz salep yeterli oluyor. Safranda daha çok tağşişler olduğunu söyleyebilirim. Gerçek safran yerine mısır püsküllerini kırmızıya boyayarak satabiliyorlar. Aspir bitkisinin çiçeklerini satabiliyorlar. Safranı bilenler bu ayrımı yapabilir ama bilmeyen için sıkıntı olur. Hindistan cevizi lifleri kırmızıya boyanarak satılmaya çalışılabiliyor. Gerçek safran suya rengini ağır ağır verir. Sarı bir renk oluşur ve bekledikçe altın sarısı renge dönüşür. Kırmızı renk vermez, turuncu bir renk vermez ya da bulanık halde olmaz. Ağır ağır altın sarısı bir renge dönüşür.

12-22


Katma değeri fazla olan bu bitkilerin üretimi neden az yapılıyor? Piyasada ender bulunan bir bitkinin üretimine neden başladınız?

Bu bitkiler maliyeti fazla olduğu için, bilinmediği için, insanlar risk almaktan kaçındığı için üretimi az diyebilirim. İnsanımız ne yazık öncü olmaktan, riski alan ilk kişi olmaktan korkuyor. Düşünceleri, önce birisi üretip denesin, gözümüzle görelim, başarırsa biz de ekeriz. Özellikle köylerde geleneksel çiftçilik yapan kişilerde bu düşünce çok yaygındır. Söylediğim gibi maliyetli olması, bilinmemesi en büyük etkenlerden. Benim bu üretime nasıl başladığıma gelince; Ben salebi satış yaparken öğrendim. Su satmam, ardından salep satmam vesile oldu. Salep içeceğini hazırlamak için satın aldığımda çok pahalı olduğunu öğrendim. Acaba kendimiz üretebilir miyiz düşüncesi üretimimizin temeli oldu. Şimdi ben insanlara yaptığınız tüm üretimi bırakıp, örnek veriyorum, 100 dönüm arpa ekiyordur ya da buğday, biber vesaire. Yaptığınız tüm üretimi bırakıp yerine salep, safran, lale dikin demiyorum. 100 dekarın yanına yarım dönüm salep ekip denemelerini öneriyorum. Benim hedefim üretimin yaygınlaşması, bazı ürünlerde de dışa bağımlılığımızı azaltmaktır. Geleneksel bitkilere göre salep ve safranın başlangıç maliyeti yüksek olduğu için insanlar uzak duruyor fakat getirisi de yüksek. Diğer ürünlerin başlangıç maliyeti düşük ama getirisi de ona göre düşük oluyor. Böyle kıymetli bitkiler dikince başlangıç sermayesi fazla ama buna karşın getirisi de kat ve kat güzeldir. İnsanlara bu bitkileri tanıtmak için kendimce yaptığım etkinlikler var.

13-19


Ne tür etkinlikler yapıyorsunuz?

İl ve ilçe tarım müdürlükleri, belediyeler, halk eğitim merkezi müdürlükleri, üniversitelerin, eğitim, seminer ve konferanslarına katılıp yetiştirdiğimiz bitkiler, yaşam öyküm hakkında bilgiler veriyorum. Üretimimizi, bu bitkilerin kıymetini anlatarak hem çiftçiye hem diğer resmi kurumlara elimden geldiğince bitkileri tanıtmaya çalışıyorum. Aynı zamanda düzenli online eğitimlere de katılıyorum. Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Zinde Eğitim Akademisi'nde salep ve safran yetiştiriciliği eğitimi veriyorum.

14


Salep ve safran hakkında nasıl bu kadar çok bilgi edindiniz?

Altınoluk'ta doğduğum için tarımdan hiç anlamazdım. Köy yerinde doğmadım, tarımla uğraşmadım, bir şey ekip dikmedim. İşin içine girerek uygulamaları öğrenmiş oldum. Annem babam köyde doğup büyüdükleri için, ne kadar Altınoluk’ta yaşasalar da tarımı biliyorlardı. En azından kendi tarlalarını, bahçelerini ekip biçtikleri için, salep safran dikmeseler de toprağın dilinden anlıyorlardı. Geçirdiğimiz evrelerde onların bana katkısı büyük oldu. Onların destekleriyle, bilgileriyle, kendi araştırmalarımla işin içine girip uygulamalı bir şekilde öğrenmiş oldum. Üretime başladıktan sonra öğrenmenin yaşı yoktur, bilgi sonsuzdur, öğrenmenin zamanı, sonu yoktur düşüncesiyle işimle ilgili olan Balıkesir Üniversitesi Altınoluk Meslek Yüksekokulu Tıbbi Aromatik Bitkiler Programında öğrenim gördüm. Okulun çok faydası oldu. Birbirinden engin bilgilerle dolu işin ehli hocalarımız vardı. Okulda uygulamalar da yapılıyordu. Okulumuzda uygulama olması çok büyük bir avantajdı.

15-12


Okuldaki uygulamaların arasında safran ve salep var mıydı?

Hayır, yoktu ve bu uygulamaları okula ben kazandırdım. Tabii Aromatik Bitkiler Programı öğrencilerine dikim, hasat yaptırmak için okulun kiraladığı bahçe vardı. Salep ve safranı götürdüm. Dikimini, bakımını, hasadını gösterdim. Bu vesileyle diğer öğrencilere de örnek bir bahçe oluşturduk.

16-12


Salep ve safran üretimi size yeterli gelmedi mi? Neden diğer Tıbbi Aromatik Bitki üretimine başladınız? Onları Tıbbi aromatik bitki olarak mı yoksa süs bitkisi olarak mı satıyorsunuz?

Açıkçası diğer bitkilerin çoğunu üretime geçen yıl eklemiş ekledik. Şu an onları yetiştirip, çoğaltmaya ağırlık veriyoruz. Nasıl ki salebe yeni başladığımızda satmadan bir süre çoğaltma yoluna gittiysek, yeni bitkilerimizde de önceliğimiz çoğaltmak. Ardından satışlarına geçeceğiz. Çoğunluğu tıbbi ve aromatik bitki olarak geçiyor. Bazıları süs bitkisi olarak. Onların gıda boyutlu kullanımı pek yok. Daha çok üretim materyali, soğan, yumru olarak pazarı olan bitkiler. Ters lale, direkt soğanı satılırsa tıbbi bitki veya süs bitkisi olarak geçiyor. Çiçek açmış halde ya da açmak üzere bir halde de satılabiliyor. Bazıları ilaç yapımında kullanılıyor. Biz salep üretimine başlarken B planı olarak safranı düşünmüştük, şimdi her ikisini de üretiyoruz. Fakat bunların yanına alternatif bitkiler eklemek gerektiği kanısına vardık. Ürünlerimizi çeşitlendirelim ama asıl üretimin dışına çıkmadan, ağaç formunda ya da çalı formunda bitkiler değil de yine soğanlı ve yumrulu bitkilerden üretim açığı olan katma değerli bitkilerden birkaç çeşidimiz olsun diye düşündük. Bu bitkilerin satışının ihracat boyutlu olduğunu gördük. Tabii bizim önceliğimiz iç pazara hitap etmek. Şu an iç pazara bu bitkilerin resmi bir şekilde Tarım Bakanlığı'ndan yetkili şekilde satışını yapan yok. Ben de bu yetkili satışı yapan kişi olmayı hedefliyorum. Önce iç pazara hitap edip ardından ihracat yapanların arasına girmek istiyorum.

17-9


Üretmeyi planladığınız başka bitkiler var mı? Domates, patlıcan, biber gibi bilinen sebzeleri neden üretime katmıyorsunuz? Neden yeni bitkilerle risk alıyorsunuz?

Şu an için aklımızda yeni bitkiler yok. Yeni bitkiler yetiştirecek olursak, belki yine soğanlı, yumrulu bir iki tür daha olur ama bunun dışına çıkmak, lavanta, kekik, nane yetiştirmek gibi düşüncemiz yok. Endemik, nesli tükenmekte, katma değerli bitkiler üretmekten yanayız. Ticaretin içinde olan insan biraz riski göze almıştır. Tabii bu risk körü körüne değil. Bir mantık çerçevesinde risk olur. Yapılmayanı yapmak istedik. Ürünlerin değerli olduğunu, katma değerli olduğunu, üretim açığı olduğunu gördük. Domates, biber, patlıcan ya da diğer tıbbi bitkilerden üretseydim pazar sorunu yaşayacağımı düşündüm. Onları üretenlerden, satış yapanlardan çok memnun olan yok. Herkes gelirin gideri karşılamamasından ya da işçi veya diğer maliyetlerden dert yanıyor. Biz dedik ki yapılmayanı yapalım. Başta giderimiz fazla olsa da getirisi yüksek olur. Zaten satış yaptığımızda elimizde hiç kalmıyor. Bölgemizde babam ve ben 2 kişi yetkili olarak satış yapıyoruz. Her yıl sezon sonu ürün tükeniyor ama hala talep oluyor. Türkiye'de bizimle birlikte salepte 20, safranda 20’ye yakın kişi sertifikalı satış yapabiliyor. Faturalı kendi adınıza tohumluk, yumru ya da fide satabilmek için bazı koşullar var. Salepte 10 dönümün altında dikim yapamıyorsunuz. Vergi mükellefi olmanız ve kendi işyerinizin olması, süs bitkileri üretici belgesi şartı var. Safranda 5553 sayılı kanun gereğince tohumluk bayi belgesi olan kişiler satış yapabiliyor. Bu şartlar gıda satışı için uygulanmıyor. Bu belge isminden de anlaşıldığı gibi şunu ifade ediyor. Bu kişi ya da firma, yetkili kurumlar tarafından denetleniyor. Gerçek üretim yapıyor ve ürettiğini satabilir anlamına geliyor.

18-7


Ender bitkiler yetiştiriyorsunuz. Devlet desteği alabiliyor musunuz?

Bitkiler maliyetli olduğundan pek bir destek yok. Sadece 1 dönüm ve üzerine çıkarsa, her çiftçiye olduğu gibi mazot ve gübre desteği veriliyor. Bunun dışında bir şey yok. Her yıl dönüm başı bir fiyat belirleniyor. 2026 yılının mazot desteği dönüm başına şu kadar, tel desteği bu kadar diye fiyat belirlendikten sonra dönüme göre çarpılıp bankaya para yatırılıyor. Bu her bitkide olan bir şey bizim için ekstra bir şey değil.

21-11


Salep ve safran ekimine yeni başlayacaklara önerileriniz?

Her iki bitkide de tohumluklar resmi bir satıcıdan temin edilmeli. Salepte de safranda da kaynağını belirtme maksatlı üretimini kayıt altına, Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) aldırması için mutlaka resmi bir satıcıdan faturalı alınmalı. Bu ürünlerin hepsinde 1 kilo olsa bile fatura zorunlu. Salep yetiştirecekler bölgesine en yakın yöredeki bir satıcıdan alması verimi olumlu yönde etkileyecektir. Yakın bir bölgeden sökülüp yakın bir iklime, toprağa dikilirse adaptasyonu daha kolay olacaktır. Fakat çok zıt bir bölgeden farklı bir iklime dikilirse bitki strese girer, verimde bir düşüklüğe yol açar. İl ilçe tarım müdürlüklerine kayıt ettirdiğinizde diğer bitkilerden biraz farklı noktalar var. Tarım müdürlüğünden görevliler dikimde ve hasatta gelip dikim raporu, hasat raporu gibi tutanak tutuyor. Miktar olarak tavsiyem yeni başlayan birisi 100 m² ya da 200 m² ayrı ayrı bu bitkilerden başlayabilir. Ama bazı şartlar var. Eğer ki o bölgede başka bir üretici varsa ya da doğada varsa, gezerken rastladıysa, toprak uygunsa, yerini hazırladıysa 1 dönüme kadar çıkılabilir. İçinde bulunduğumuz durumda susuzluk, iklim değişikliği söz konusuyken, susuz tarımda yapılabilecek bitkiler hepsi. Çünkü soğanlı ve yumrulu bitkiler genel olarak suyu sevmeyen bitkilerdir ve bunlara Geofit bitkiler denir. Zorlu iklim koşullarına dayanıklılığıyla bilinir. Susuz tarımda, hatta günümüzde meşhur olan topraksız tarımda dikey veya yatay yapılabilecek olan, üretim açığı olan bitkilerdir. Farklı sektörden birisi bile bu bitkileri üretebilir. Çünkü bu bitkiler diğer bitkilere kıymet kıyasla daha zahmetsiz, daimi bir sulama ihtiyacı, ilaç kullanımı yok. Hepsi organik yetiştiriliyor. Sadece çiftlik gübresi gibi organik ilaveler yapılabilir. Devamlı zaman ayırmak istemeyen bitkilerdir. Ek iş olarak da yapılabilir.