Tutanı ayrı, satanı ayrı, tüketeni ayrı dertlerden mustarip olsa da nihayet (!) av yasağı kalktı, balık mevsimi geldi çattı. Sardalya, hamsi, istavrit, palamutlarla tezgahlar yavaş yavaş dolmaya başladı.
Türkiye, üç tarafını denizlerle çevreleyen Akdeniz, Karadeniz, Ege Denizinin yanı sıra balıkların göç yolu üzerindeki Marmara Denizi ve zengin iç suları ile birlikte büyük bir balıkçılık potansiyeline sahip olsa da Avrupa’nın en az balık tüketen ülkesidir.
Sofraların vazgeçilmez besin ögelerinden olarak gösterilen balık, uzmanlar tarafından özellikle mevsimine göre haftada iki gün olacak şekilde tüketilmesi insan sağlığı üzerine olumlu etkileri sebebiyle tavsiye ediliyor.
Bağışıklık sistemini koruyan, çocukların zeka gelişimine katkı sağlayan, kemikleri güçlendirip hücreleri onaran Omega 3 yağlarının yanı sıra D vitamini ve selenyum gibi minerallere sahip olmasıyla bilinen balık, uzmanların tüketilmesini salık vermesine rağmen yeterince tüketiliyor mu?
İstatistikler ortada olduğuna göre yeterince balık tüketmediğimiz kesin olarak gözüküyor. Faydaları hepimiz tarafından bilinse de “pahalı” diyerek almıyor, ”evi kokutuyor” diyerek yemiyoruz. Türlü türlü bahanelerin arkasına sığınarak sağlığımızı önemsemiyor, balık tüketimini göz ardı ediyoruz.
Yazının başında dedik ya; tutanı ayrı, satanı ayrı, tüketeni ayrı dertten mustarip diye. “Beni tutan onmasın, etimi yiyen doymasın” balığın bedduası olarak bilinen atasözümüz hepimizi tutuyor herhalde.
Tüketici balık satanı bilse de balık tüketiminin baş aktörü tutandır. İnsanların var olduğu süreçten günümüze kadar süre gelen balıkçılık çok ilginçtir ki ülkemizde bir meslek olarak görülmemiştir. Balıkçılık, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde denizcilikten sorumlu bakanlığa veya denizcilikten sorumlu bakanlığa bağlıyken ülkemizde balıkçılık Tarım ve Orman Bakanlığına bağlıdır.
Bugün üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balığın diğer komşu ülkelerden az olmasının sebebi aynı komşu ülkelerdeki olan kurallar ve ilgili bakanlığın olmamasına bağlanmaktadır. Tutan ve satanın da akaryakıt pahalı diye haklı bir serzeniş içerisinde olması ister istemez tüketiciye yansımasına neden duyar.
Oysa diğer proteinler içerisinde ekonomik baktığımızda en uygun olarak balık görülüyor. Her keseye uygun balıklar tezgahları süslüyor. Ekip biçilen ve fabrikasyon ürün olmayan, hava şartları dahil az veya çok tutulmasıyla fiyat dalgalanması olan balığın sofralarımızda yeterli ilgiyi görmemesinin başkaca sebepleri olabilir.
Balığın bedduasından uzak sağlıklı bir yaşam için balığı hayatımızdan çıkarmadan, balık ve balıkçıların sorunlarını bilerek balıkla kalın.
“Beni tutan onmasın, etimi yiyen doymasın”
BATUHAN KOSAY
Tutanı ayrı, satanı ayrı, tüketeni ayrı dertlerden mustarip olsa da nihayet (!) av yasağı kalktı, balık mevsimi geldi çattı. Sardalya, hamsi, istavrit, palamutlarla tezgahlar yavaş yavaş dolmaya başladı.
Türkiye, üç tarafını denizlerle çevreleyen Akdeniz, Karadeniz, Ege Denizinin yanı sıra balıkların göç yolu üzerindeki Marmara Denizi ve zengin iç suları ile birlikte büyük bir balıkçılık potansiyeline sahip olsa da Avrupa’nın en az balık tüketen ülkesidir.
Sofraların vazgeçilmez besin ögelerinden olarak gösterilen balık, uzmanlar tarafından özellikle mevsimine göre haftada iki gün olacak şekilde tüketilmesi insan sağlığı üzerine olumlu etkileri sebebiyle tavsiye ediliyor.
Bağışıklık sistemini koruyan, çocukların zeka gelişimine katkı sağlayan, kemikleri güçlendirip hücreleri onaran Omega 3 yağlarının yanı sıra D vitamini ve selenyum gibi minerallere sahip olmasıyla bilinen balık, uzmanların tüketilmesini salık vermesine rağmen yeterince tüketiliyor mu?
İstatistikler ortada olduğuna göre yeterince balık tüketmediğimiz kesin olarak gözüküyor. Faydaları hepimiz tarafından bilinse de “pahalı” diyerek almıyor, ”evi kokutuyor” diyerek yemiyoruz. Türlü türlü bahanelerin arkasına sığınarak sağlığımızı önemsemiyor, balık tüketimini göz ardı ediyoruz.
Yazının başında dedik ya; tutanı ayrı, satanı ayrı, tüketeni ayrı dertten mustarip diye. “Beni tutan onmasın, etimi yiyen doymasın” balığın bedduası olarak bilinen atasözümüz hepimizi tutuyor herhalde.
Tüketici balık satanı bilse de balık tüketiminin baş aktörü tutandır. İnsanların var olduğu süreçten günümüze kadar süre gelen balıkçılık çok ilginçtir ki ülkemizde bir meslek olarak görülmemiştir. Balıkçılık, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde denizcilikten sorumlu bakanlığa veya denizcilikten sorumlu bakanlığa bağlıyken ülkemizde balıkçılık Tarım ve Orman Bakanlığına bağlıdır.
Bugün üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balığın diğer komşu ülkelerden az olmasının sebebi aynı komşu ülkelerdeki olan kurallar ve ilgili bakanlığın olmamasına bağlanmaktadır. Tutan ve satanın da akaryakıt pahalı diye haklı bir serzeniş içerisinde olması ister istemez tüketiciye yansımasına neden duyar.
Oysa diğer proteinler içerisinde ekonomik baktığımızda en uygun olarak balık görülüyor. Her keseye uygun balıklar tezgahları süslüyor. Ekip biçilen ve fabrikasyon ürün olmayan, hava şartları dahil az veya çok tutulmasıyla fiyat dalgalanması olan balığın sofralarımızda yeterli ilgiyi görmemesinin başkaca sebepleri olabilir.
Balığın bedduasından uzak sağlıklı bir yaşam için balığı hayatımızdan çıkarmadan, balık ve balıkçıların sorunlarını bilerek balıkla kalın.
Yorumlar
Trend Haberler
SON DAKİKA: Philip Morris Sigara Grubuna Dev Zam! 18 Şubat 2026 En Ucuz Marlboro, Parliament Kaç TL Oldu
Arda Güler Lizbon'u Sallıyor! Benfica - Real Madrid Maçında İlk Yarı Gol Sesi Çıkmadı!
Son Dakika: 18 Şubat Yarın Okullar Tatil mi? Valiliklerden Kar ve Sağanak Yağış Uyarısı Geldi
17 Şubat Süper Loto Sonuçları Belli Oldu! İşte Kazanan Numaralar:
Son Dakika: Akdeniz’de Deprem! Marmaris Açıkları Sallandı!
Son Dakika: İstanbul'da Yarın Okullar Tatil mi? 18 Şubat Çarşamba Valilikten Şiddetli Yağış Açıklaması!