KURBAN Bayramı yaklaştıkça, çocukluğumuzun o tarifsiz heyecanı düşer aklımıza. Arife gününden başlayan telaş, sabahın erken saatlerinde giyilen bayramlıklar, kapı kapı dolaşılan komşular, büyüklerin ellerini öperek alınan harçlıklar… Ve her bayramın sonunda mutlaka söylenen o cümle: “Nerde o eski bayramlar?”

Peki gerçekten nerede o eski bayramlar? Yoksa bayramlar mı değişti, biz mi?


Eskiden bayram demek; paylaşmak, bir araya gelmek, küslükleri bir kenara bırakmak demekti. Kurban Bayramı’nın ruhu, sadece bir ibadetin yerine getirilmesi değil, aynı zamanda dayanışmanın, yardımlaşmanın en somut haliydi. Kesilen kurban eti üçe bölünür; biri ihtiyaç sahiplerine, biri eşe dosta, biri de haneye ayrılırdı. Kimsenin kapısı boş geçilmez, kimse unutulmazdı.

Bugün ise bayramlar çoğu zaman bir tatil planına dönüşmüş durumda. Şehirler boşalıyor, aile sofraları küçülüyor. Eskiden bayram sabahı erkenden kalkıp camiye gitmek bir gelenekken, şimdi çoğu kişi için bayram sabahı biraz daha uyumak anlamına geliyor. Bayram ziyaretleri yerini telefon mesajlarına, hatta bazen sadece sosyal medya paylaşımlarına bırakmış durumda.


Bütün suçu zamana atmak o kadar kolaylık olur. Aslında değişen bayramlar değil; bizim hayata bakışımız, önceliklerimiz, ilişkilerimiz… Eskiden komşuluk vardı, şimdi apartmanlarda birbirini tanımayan insanlar var. Eskiden bir kapı çalındığında içten bir “Hoş geldin” duyulurdu, şimdi kapı zili bile çoğu zaman tedirginlik yaratıyor.

Kurban Bayramı’nın özünde yatan en önemli değerlerden biri de fedakârlıktır. Sadece maddi değil, manevi bir fedakârlık… Zaman ayırmak, gönül almak, hatır sormak… Belki de en çok kaybettiğimiz şey tam olarak bu: gönül bağı. O yüzden “Nerde o eski bayramlar?” diye sormak yerine, “Biz bayramı ne kadar yaşatıyoruz?” diye sormak gerek!


Bir telefon yerine bir kapıyı çalmak, bir mesaj yerine bir sarılmayı tercih etmek, bir günü değil sevdiklerimize ayırmak… Belki de eski bayramlar dediğimiz şey tam olarak bunların toplamıydı.

Bayramlar hâlâ aynı bayram. Kurban hâlâ aynı kurban. Paylaşmanın değeri hâlâ aynı. Eksilen, belki de sadece bizim içimizdeki o eski bayram duygusu. Bu bayram, bir fark deneyelim. Bir büyüğün kapısını çalalım. Bir çocuğun yüzünü güldürelim. Bir kırgınlığı bitirelim. Belki o zaman fark ederiz… “Eski bayramlar” aslında hiç gitmedi. Sadece biz biraz uzaklaştık.