Eskiden çocukların beslenme çantasında ev yapımı poğaça, meyve, peynirli sandviç olurdu. Şimdi bir markete giriyorsunuz; rengârenk paketler, çizgi film karakterleri, “vitaminli”, “enerjili”, “çocuklara özel” yazılarıyla dolu raflar...
Çocukların gözüne hitap eden ne varsa genellikle en çok işlenmiş ürünler oluyor.
İşin en düşündürücü tarafı da şu:
Birçok anne baba artık sağlıklı olanla pratik olan arasında sıkışıp kalmış durumda.
Çünkü hayat çok hızlı akıyor. Sabah işe yetişme telaşı, okul koşturması, trafik, yorgunluk... İnsan bazen çocuğun beslenme çantasına hızlıca bir paket ürün koyup çıkıyor. Kimse bunu kötü niyetle yapmıyor elbette. Zaten mesele de tam burada başlıyor.
Bugün çocuklar ultra işlenmiş gıdaların tam ortasında büyüyor. Gazlı içecekler, cipsler, paketli kekler, aromalı yoğurtlar, hazır soslar, şekerli gevrekler... Hatta bazen “sağlıklı” diye pazarlanan ürünlerin bile içeriğine bakınca insan şaşırıyor. İçinde onlarca katkı maddesi, koruyucu, tatlandırıcı, raf ömrünü uzatan kimyasallar...
Eskiden ekmek dedin mi un, su, maya ve tuzdan yapılırdı. Şimdi raftaki bazı ekmeklerin içindekiler kısmı küçük bir kimya laboratuvarı gibi.
Aslında mesele yalnızca kilo almak da değil.
Çocukların damak tadı değişiyor. Gerçek yiyeceğin tadını unutuyorlar. Domatesin doğal tadı yerine aromalı cipsi seviyorlar. Ev yoğurdu yerine renkli paketli tatlıları tercih ediyorlar.
Çünkü bu ürünler tam da bunun için tasarlanıyor.
Daha çocuk yaşta bağımlılık yaratacak şekilde...
Üstelik reklamların hedefinde en çok çocuklar var. Televizyonda, YouTube’da, telefon oyunlarında... Her yerde aynı sistem çalışıyor. Çocuğun dikkatini çek, alışkanlık oluştur, sonra o ürünü hayatının parçası haline getir.
Sonra da dönüp sadece aileleri suçluyoruz.
Ama dürüst olmak lazım...
Bu sadece anne babaların çözebileceği bir mesele değil.
Çünkü bugün sağlıklı gıdaya ulaşmak bazen paketli ürüne ulaşmaktan daha zor hale geldi. Mahallede ev yemeği yapan yer azalıyor ama market raflarında binlerce hazır ürün var. Çocuk okuldan çıkıyor, karşısında ilk gördüğü şey paketli atıştırmalıklar oluyor.
Bir de ekonomik tarafı var tabii.
Bazı aileler için sağlıklı beslenme artık maliyetli bir meseleye dönüştü. O yüzden “neden evde yapmıyorsunuz” demek kolay ama hayatın gerçeği her zaman öyle işlemiyor. İnsanlar bazen ucuz olanı, hızlı olanı seçmek zorunda kalıyor.
İşte bu yüzden konu sadece bireysel tercih değil, aynı zamanda bir kamu meselesi.
Okullarda ücretsiz sağlıklı yemek neden konuşulmuyor mesela? Çocuklara neden yerel üreticiden gelen gerçek gıdalar ulaştırılmıyor? Neden market rafındaki renkli paketlerin reklamı bu kadar serbest?
Brezilya gibi bazı ülkeler okul yemeklerinde aile çiftçilerinden ürün alma zorunluluğu getirmiş. Yani mesele çözümsüz değil. İstenince oluyor.
Bizde de olabilir aslında.
Belki de yeniden en temel soruyu sormamız gerekiyor:
Bir çocuğun büyürken en doğal hakkı ne?
Bence cevabı çok basit.
Gerçek gıdaya ulaşabilmek.
Çünkü çocuk dediğiniz şey sadece bugünün değil, yarının da meselesi. Bugün onların tabağına ne koyuyorsak, yarının toplumunu da biraz öyle şekillendiriyoruz.
Ve galiba artık şu gerçeği kabul etme zamanı geldi:
Bu kadar “hazır” yaşayan bir dünyada, en büyük lüks doğal beslenme oldu.