Kış ve bahar aylarında yağan bereketli yağmurlar, geçtiğimiz yılın kuraklığını adeta hafızalarımızdan sildi. Kuruyan barajlar doldu, susuz kalan dereler coştu, toprak ise suya olan hasretini doyasıya giderdi. Uzun zamandır beklenen bu tablo, hepimizi sevindirdi. Çünkü su, hayatın kendisidir.
Yağışların bol olması, özellikle tarım açısından büyük bir avantaj sağladı. Tarlalarda verim arttı, üretici bir nebze olsun nefes aldı. Ancak doğanın dengesi her zaman tek yönlü işlemez. Bereketle birlikte gelen bu yoğun yağışlar, kontrolsüz alanlarda farklı riskleri de beraberinde getirdi.
Boş arazilerde, yol kenarlarında ve bakımsız alanlarda otlar hızla büyüdü. İlk bakışta yeşilin bu coşkulu hali doğanın uyanışı gibi görünse de, yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte bu görüntü yerini ciddi bir tehlikeye bırakıyor. Güneşin yakıcılığı arttıkça, o yemyeşil alanlar sararmaya, ardından da kuruyarak adeta birer yangın davetiyesine dönüşmeye başlıyor.
İşte tam da bu noktada, her yıl yaşadığımız ama çoğu zaman yeterince ders çıkaramadığımız bir gerçekle karşı karşıyayız: Yangın sezonu kapımızda.
Henüz büyük çaplı yangın haberleriyle sarsılmış değiliz. Ancak bu, tehlikenin olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, tam da şu an önlem alma, tedbirleri artırma ve en önemlisi toplumsal bilinç oluşturma zamanıdır.
Unutmayalım ki yangınlar sadece ağaçları yakmaz. İçinde yaşayan canlıları, yılların emeği olan tarım alanlarını, doğanın dengesini ve geleceğimizi de yok eder. Bir kıvılcımın nelere mal olabileceğini artık çok iyi biliyoruz.
Bu nedenle başta yerel yönetimler olmak üzere ilgili tüm kurumların, boş arazilerdeki kuru otların temizlenmesi, yol kenarlarının düzenli bakımı ve riskli alanların kontrol altına alınması konusunda daha etkin adımlar atması gerekiyor. Ancak bu mücadele sadece kurumların görevi değildir.
Vatandaş olarak bizlere de büyük sorumluluk düşüyor. Gelişigüzel atılan bir sigara izmariti, yakılan kontrolsüz bir ateş ya da ihmal edilen küçük bir detay, büyük felaketlerin başlangıcı olabilir.
Doğa bize cömert davrandı. Yağmurunu verdi, toprağı canlandırdı. Şimdi sıra bizde. Bu bereketi felakete dönüştürmemek için daha dikkatli, daha duyarlı ve daha bilinçli olmak zorundayız.
Çünkü bugün alınmayan önlemler, yarının acı haberleri olabilir.