Balıkesir'de yayaların yaşadığı sorunları gündeme taşıdığımız "Yaya Olmanın Zorlukları" yazı dizimize gelen yoğun geri dönüşler gösteriyor ki, mesele sadece yaya geçitlerinden ya da kaldırım işgallerinden ibaret değil. Her yazımızın ardından farklı bir sorunla karşılaşıyor, aslında yıllardır görmezden gelinen birçok eksikliğin yayaların günlük hayatını ne kadar zorlaştırdığını bir kez daha görüyoruz.
İlk olarak yaya geçitlerindeki ihmalleri ele aldık. Ardından kaldırımların iş yerleri tarafından işgal edilmesini ve araçların kaldırımlara park edilmesini konuştuk. Fakat anlaşılıyor ki yayaların çilesi bunlarla da sınırlı değil.
Okurlarımızın en fazla dikkat çektiği konulardan biri, altyapı çalışmaları sonrasında kaldırımların adeta kaderine terk edilmesi oldu.
Bugün neredeyse her mahallede bir kazı çalışmasına rastlamak mümkün. Kimi zaman su şebekesi arızası, kimi zaman doğalgaz, elektrik, telefon ya da internet altyapısı için yollar ve kaldırımlar kazılıyor. Elbette bu hizmetlerin yapılmasına kimsenin itirazı olamaz. Şehir büyüyor, altyapı yenileniyor, arızalar gideriliyor. Bunlar hayatın olağan akışı içinde yapılması gereken çalışmalar.
Asıl sorun ise çalışmalar bittikten sonra başlıyor.
Kazılan kaldırımlar çoğu zaman gelişigüzel kapatılıyor. Bir yerde taşlar eksik bırakılıyor, başka bir yerde çökmeler oluşuyor. Kimi noktada asfaltla kapatılıyor, kimi noktada farklı renk ve yükseklikte taşlar döşeniyor. Eski düzenini arayan kaldırımlar, yayalar için adeta engelli parkuruna dönüşüyor.
Vatandaşın haklı olarak sorduğu soru ise şu:
"Burayı kim bozduysa neden eski haline getirmiyor?"
İşte cevap bulunamayan nokta tam da burası...
Kazıyı yapan kurum başka, yolu ve kaldırımı onarması gereken kurum başka olunca sorumluluk adeta ortada kalıyor. Vatandaş belediyeye gidiyor, başka kuruma yönlendiriliyor. O kuruma gidiyor, bu kez farklı birim işaret ediliyor. Sonuçta ortada bozulan bir kaldırım var ama sorumluluğu üstlenen yok.
Olan ise yine yayaya oluyor.
Özellikle yaşlı vatandaşlar, engelliler, bebek arabası kullanan anneler ve bastonla yürümek zorunda kalan insanlar için bu bozuk kaldırımlar ciddi bir güvenlik sorununa dönüşüyor. Her çıkıntı, her çukur, her kırık taş olası bir kazanın habercisi oluyor. Günlük hayatı kolaylaştırması gereken kaldırımlar, insanların yürümeye korktuğu alanlara dönüşüyor.
Sorun yalnızca bozuk kaldırımlar da değil.
Şehrin ana arterlerinde ve çarşı merkezinde kaldırımlar belirli ölçülerde olsa da eski yerleşim bölgelerinde manzara çok daha düşündürücü. Bazı sokaklarda kaldırımlar o kadar dar ki iki kişinin yan yana yürümesi mümkün olmadığı gibi, bazılarında tek kişinin bile rahat geçebilmesi neredeyse imkânsız.
Böyle olunca vatandaş ister istemez yolu kullanmak zorunda kalıyor.
Bir yanda hızla akan araç trafiği, diğer yanda daracık kaldırımlar...
Yoldan kaçmak isteyen ise adeta cambaz gibi kaldırımın bozuk zemininde denge kurmaya çalışıyor.
Oysa kaldırımların varlık sebebi bellidir.
Kaldırımlar araçlar için değil, yayalar içindir. İnsanların güvenle yürüyebilmesi, çocukların rahatça ilerleyebilmesi, yaşlıların korkmadan dışarı çıkabilmesi için yapılır.
Ne yazık ki bugün birçok noktada bu temel amaç unutulmuş görünüyor.
Büyükşehir Belediyesi de ilçe belediyeleri de bu konuda daha planlı ve kalıcı adımlar atmak zorunda. Bozulan kaldırımlar zamanında onarılmalı, altyapı çalışması yapan kurumlar eski halini eksiksiz şekilde teslim etmeden çalışmalar tamamlanmış sayılmamalı. Dar kaldırımlar ise imkânlar ölçüsünde yeniden düzenlenmeli ve yaya önceliği esas alınmalı.
Çünkü şehirler sadece araçlar için değil, insanlar için yaşanabilir olmalıdır.
Bir kentin medeniyet seviyesi, sadece yaptığı yollarla ya da inşa ettiği binalarla ölçülmez. O kentte yayaların ne kadar rahat yürüyebildiği de önemli bir ölçüdür.
Yaya olmak, hiçbir şehirde çileye dönüşmemeli.
Biz de "Yaya Olmanın Zorlukları" yazı dizimizde sizlerden gelen görüş ve önerileri paylaşmaya devam edeceğiz. Çünkü şehir hepimizin. Kaldırımlar da en çok yürüyenlerin hakkı...