Balıkesir yine sıcak, yine rüzgârlı ve yine yangın mevsiminin tam ortasında… Her yaz aynı endişeyi yaşıyoruz. Hemen her gün bir yangın haberi okuyoruz gazetelerde.

Bazen bizzat tanık oluyoruz bu yangınlara.. Arazilerin, ağaçların, ormanın, canlı varlığın cayır cayır yandığını gördüğümüzde kahroluyoruz.

Yükselen siyah dumanlar… Siren sesleri… Boşaltılan evler… Yanan tarlalar… Canını kurtarmaya çalışan hayvanlar…

Ve geriye kalan simsiyah bir doğa kalıyor!

Oysa bu felaketlerin önemli bir bölümü önlenebilir.


Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın'ın göreve geldikten sonra itfaiye teşkilatını güçlendirmek amacıyla yaptığı araç yatırımları son derece önemli.

Filoya katılan onlarca yeni araç, yangınlara daha kısa sürede müdahale edilmesini sağlayacak.

Modern ekipmanlar… Yeni arazözler… Kurtarma araçları… Lojistik destek…

Hepsi çok kıymetli yatırımlar.

Çünkü Balıkesir, coğrafi büyüklüğün yanında, aynı zamanda Türkiye'nin en geniş orman varlığına sahip illerinden biri.

Binlerce hektarlık tarım alanı, zeytinlikler ve ormanlarla çevrili bu vilayette güçlü bir itfaiye teşkilatı artık bir tercih değil, zorunluluk.

Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekiyor. Ne kadar güçlü bir itfaiyeniz olursa olsun… Ne kadar modern aracınız bulunursa bulunsun… Bir yangının hiç çıkmaması, söndürülen yüzlerce yangından çok daha büyük bir başarıdır.


Son yıllarda Balıkesir'de çıkan arazi ve orman yangınlarının nedenlerine baktığımızda tablo değişmiyor.

İnsan ihmali ilk sırada yer alıyor.

Söndürülmeden yere atılan sigara izmaritleri… Yol kenarına bırakılan cam şişeler… Kontrolsüz ateş yakılması… Elektrik hatlarından çıkan kıvılcımlar… Ve hasat döneminde çalışan biçerdöverler…

Hepsi büyük felaketlerin başlangıcı olabiliyor.


Bugünlerde Balıkesir'in dört bir yanında hasat var. Biçerdöverler sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çalışmaya başlıyor.

Tarlalar kurumuş durumda. Toprak susuz. Rüzgâr sert.

İşte tam da bu şartlarda makinenin dişlileri arasından sıçrayacak küçücük bir kıvılcım bile birkaç dakika içerisinde yüzlerce dönümü küle çevirebiliyor.

Önce biçilen tarla yanıyor. Sonra komşu arazi… Ardından makilik alan… Derken orman…

Ve rüzgâr varsa yerleşim yerleri… Yangının önüne geçmek neredeyse imkânsız hale geliyor.


Geçtiğimiz günlerde merkez Bereketli Mahallesi'nde çıkan yangın… Kepsut Karaağaç Mahallesi'nde yaşanan büyük mücadele… Bunlar hafızalarımızda hâlâ taze.

Ekipler saatlerce alevlerle mücadele etti. Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri… Balıkesir İtfaiyesi… AFAD… Jandarma… Belediyeler… Gönüllüler…

Hepsi büyük bir fedakârlık gösterdi.

İyi ki varlar.

Ancak onların gösterdiği çaba kadar önemli olan, yangının hiç çıkmamasını sağlamak.


Mevzuat açık. Biçerdöverlerin çalışma saatleri yüksek riskli günlerde sınırlandırılabiliyor.

Hasat sırasında dolu su tankeri bulundurulması gerekiyor. Yangına ilk müdahale ekipmanlarının hazır olması isteniyor.

Peki bunlar gerçekten denetleniyor mu? Kurallar yalnızca kâğıt üzerinde mi kalıyor?

İşte asıl sorgulamamız gereken konu da bu.

Çünkü kurallar uygulanmadığında, bedelini yalnızca üretici değil, bütün toplum ödüyor.


Yangınların bir diğer önemli nedeni ise elektrik altyapısı. Eskimiş iletim hatları…

Rüzgârla birbirine çarpan kablolar… Kopan teller… Trafolarda yaşanan arızalar…

Çıkan kıvılcımlar saniyeler içinde kuru otları tutuşturabiliyor.

Elektrik dağıtım şirketlerinin yalnızca enerji vermek değil, güvenli enerji sağlamak gibi de bir sorumluluğu bulunuyor.

Hatların düzenli bakımı… Eski direklerin yenilenmesi… Riskli bölgelerde gerekli tedbirlerin alınması… Bunlar ertelenebilecek işler değildir.


Yangın sadece ağaç yakmıyor. Toprağın verimini de yok ediyor. Yüzlerce canlı yaşamını kaybediyor.

Kuş yuvaları… Arılar… Kaplumbağalar… Kirpiler… Tüm ekosistem zarar görüyor.

Yanan bir tarla yeniden ürün verebilir.

Ama bunun için emek, zaman ve maliyet gerekir.

Yanan bir ormanın eski haline dönmesi ise onlarca yılı buluyor.

Bazı kayıpların telafisi ise hiçbir zaman mümkün olmuyor.


Bugün gıda üretiminin ne kadar zorlaştığını hepimiz görüyoruz. Kuraklık… Artan maliyetler… Mazot… Gübre… İlaç… İşçilik…

Çiftçi zaten büyük mücadele veriyor.

Bir de buna yangın eklendiğinde yalnızca üretici değil, tüketici de kaybediyor.

Çünkü yanan her tarla, azalan üretim demek.

Azalan üretim ise daha pahalı gıda anlamına gelir.


Bu nedenle hepimize görev düşüyor. Yol kenarına sigara izmariti atmayalım. Cam şişeleri doğaya bırakmayalım. Anız yakmayalım. Hasat kurallarına uyalım. Biçerdöverlerin gerekli güvenlik ekipmanlarıyla çalışmasını sağlayalım.

Elektrik hatlarında tehlike gördüğümüzde ilgili kurumlara haber verelim.

En önemlisi de…

Herhangi bir noktada duman ya da alev gördüğümüzde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden itfaiye ve ilgili ekipleri haberdar edelim.

Unutmayalım…

Yangın söndürmek kahramanlıktır. Ama yangını çıkarmamak, gerçek sorumluluktur.

Balıkesir'in yeşiline, toprağına, üretimine ve geleceğine sahip çıkmak ise hepimizin ortak görevi.