Arif Çakal “Doğuştan yetenekli” dediğimiz insanlardan biri. İlkokulu bitirdikten sonra okuma isteği olsa da muradına erememiş. Herkes cahil gözüyle bakarken kendi kendini yetiştirmiş, taş işçiliği, seramik ve mozaik alanında, doğuştan var olan yeteneğini köreltmemiş, geliştirmiş yüceltmiş. Rahmi M. Koç müzesinde bile yapıtları sergilenmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ak Parti iktidara gelinceye dek eserlerini 10 yıl boyunca satın almış. Alın teriyle geçimini sağlamış. Yaptığı mozaikler ABD’den Almanya’ya pek çok ülke tarafından takdir görmüş. Ekmeğini taştan çıkarıp 2016 yılında emekliliği hak etmiş. 64 yaşında olmasına rağmen halen turistik eşya satan mağazalara antik vazo, kandil, çanak çömlek yaparak para kazanıyor. Çocukluğundan bugüne verdiği çabayla sanatçı kişiliği kazanan Arif Çakal, çamurdan oyuncaklar yaparak başladığı sanat yolculuğunu bugün antik eşyaların imitasyonlarını yaparak sürdürüyor. Ekmek parası kazanmak için başladığı sanat yolculuğunu hiçbir durakta mola vermeden bugün dek sürdüren Arif Çakal, sanatının zirvesine giden yolculuğu Politika okurları için anlattı.

Arif Çakal kimdir?
16 Eylül 1962’de Balıkesir Gökköy’de doğdum. 1 yaşındayken yetim kaldım. Gökköy İlkokulundan mezun olduktan sonra, ailemin ekonomik sıkıntısı yüzünden anneme yardım ettim, tarlada çalışıp, çobanlık yapmak zorunda kaldığımdan eğitim hayatımı noktaladım. 17 yaşına girdiğimde ağabeyim ile kavga edip, Taşköy’e yerleştim, bir ailenin yanında çoban olarak çalıştım. Merada koyun güderken tanıştığım kızla birlikte kaçıp dayımlara sığındım. Kızın yaşı küçük olduğu için Jandarma yakaladı. 10 günlük hapis yaşamından sonra, şu an hala eşim olan kızla 18 yaşındayken evlendim. 20 yaşına girdiğimde askerliğimi 8’inci Komando Eğitim Tugay Komutanlığı Albay M. Arif Seyhun Kışlası’nda (Batı Kışla) tamamlayıp tezkere aldım. Askerlik dönüşü, antik çağ benzeri, çanak, çömlek, kandil yaparak, 10 yıl süreyle Kültür Bakanlığı’na sattım. Çeşitli türdeki taş ve mermerlerden, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemindeki çeşmelerin benzerlerini çekiç ve keski ile işledim. Yapıtlarımı 10 civarında ünlü galerilerde sergiledim. Emekli olmama rağmen, mozaik, seramik ve taş işçiliğini sürdürüyorum.

Heykel, seramik ve taş işçiliği konusunda eğitim almamanıza rağmen, Kültür Bakanlığı’nın dikkatini çekecek yapıtlar üretmeyi nasıl başardınız?
62 yıl önce, Türkiye’nin pek çok köyünde olduğu gibi, dünya nimetlerinden mahrum, Gökköy’de çocukluğum geçti. Oyuncak bulamazdık. Çamurdan, tahtadan oyuncaklar yapardım. Çamurdan yaptıklarım kısa zamanda kurur, çatlar ve bir süre sonra dağılırdı. Tekrar tekrar aynı oyuncakları kendime ve arkadaşlarıma yapmayı iş edindim. Çamurdan heykelcikler, biblolar, tahta oymacılığına elim yatkındı. 3’üncü sınıfta okurken, öğretmenimiz Gülten Eriş, tarımda kullanılan, çapa, tırmık, kürek, yaba, saban ve benzeri araçların minyatürlerini kimin yapabileceğini sordu. 40 kişilik sınıfta parmak kaldıran olmayınca ileri atılıp “Ben yaparım” dedim. Öğretmenim zaman mevhumu belirtmeksizin bu görevi bana yükledi. Ders bittikten sonra evde ödevlerimi tamamlayıp, tarım araçlarının tahtadan maketlerini çok sevdiğim çakımla oyarak ortaya çıkardım. Öğretmenime armağan vermek için koyunlarımızı otlattığım merada bulunan, kolay işlenebilen Keseke dediğimiz gri taştan aslan biblosu yaptım. Bu taşın kolay işlendiğini, oynarken kullandığımız fincan, kaşık, çanak gibi şeyleri yaparken öğrenmiştim. Bir gün dersler bittiğinde öğretmenim yanına çağırıp tarım araçlarının hangi aşamada olduğunu sorunca, ertesi sabah getireceğimi söyledim. Çok heyecanlıydım. Büyük gün gelip çatmıştı. Yaptığım minyatür tarım araçlarını bir bohçaya koyup öğretmenime teslim ettim. Gülten öğretmen “Bunları baban mı yaptı?” diye sordu. İtiraz edince kaşlarını çattı, tam azarlayacağı sırada, orta sıralarda oturan bir arkadaşım, babamın yıllar önce öldüğünü söyledi. Öğretmenimin yüz ifadesi değişti yanıma gelip başımı okşadı. O anda aslan heykelciğini podyemin cebinden çıkarıp öğretmene verdim. Gözlerine inanamadı, ileride büyük bir sanatçı olacağımı, geleceğimin parlak olduğunu söyledi. Bu sözler bana büyük bir moral ve motivasyon oldu. Her okul çıkışında daha güzel, vazo, çanak, çömlek, testiler yapma uğraşı veriyordum. İlkokuldan mezun olduktan sonra ortaokula gidemedim. Tarlada çalışmaktan, koyun, keçi otlatmaktan artakalan boş zamanlarımda daha çok tahta ve çamur işleriyle uğraşıp, her geçen gün daha iyiye ve güzele gittiğimi gördüm.

Neden köyden kaçıp çobanlık yapmaya başladınız?
Her ailede erkek kardeşler arasında kavga olur. Ağabeyimin her sözünü dinlemediğimde beni dövmeye kalkardı, yaşım küçükken kaçardım. Yaş ilerledikçe karşı koymaya başladım. Yine böyle bir tartışma anında üzerime dirgen ile yürüdü, ben de dedemden kalma tabancayı belimden çekip üzerine doğrulttum. Silah boştu ama ağabeyim duraksadı, jandarmaya şikayet edeceğini söyledi. Elime hiç silah almamıştım. İlk kez böyle bir şey yapıyordum. Jandarmanın gelip beni götürmesinden çok korktum ve kaçtım. Evden fazla uzaklaşmak istemediğimden yakınımızdaki Taşköy’e gittim. Köyün kahvecisi bana sahip çıktı, barınacak yer verdi. Köyde tanıştığım bir çobanla birlikte, sürüleri gütmeye başladık. Çoban arkadaşım askere gidince sürüyü bana teslim ettiler. Tek başıma davara gitmeye başladım. O esnada bir kız ile tanıştım. Bir süre sonra o kızı kaçırıp evlendim. Zamanı geldiğinde de vatani vazifemi yerine getirmek için askere gittim. Benim köyden kaçış öyküm Jandarmanın yakalayıp beni hapse atma korkusundandır.

Aşık olduğunuz kızı görücü gönderip istemek yerine neden birlikte kaçtınız?
Evden ayrılmış tek başıma yaşıyordum. Ağabeyimle kavgalı olduğum için geri dönemezdim. Param, pulum, malım, mülküm yok. Kıza dünür olarak göndereceğim kimsem yok. Tüm olumsuz koşulları konuştuktan sonra kaçmayı birlikte planlayıp geri dönülmez bir yola çıktık ve Gökköy’de dayımlara sığındık. Olay duyulur duyulmaz kızın ailesi hem jandarmaya hem savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. Kızın yaşı küçük olduğu için kaçak durumuna düştüm. Her yerde jandarma bizi arıyordu. Bir süre sonra dayımın evine baskın yapıldı. Ekip arabalarının kırmızı-mavi ışıkları pencereden içeri yansıyınca, Jandarma bahçe kapısından girmeden biz kaçıp ambara saklandık ve üzerimizi susam demetleriyle kapattık. Evde olmadığımız söylenmesine rağmen, Jandarmayla birlikte baskına gelen kızın babası, eşimin ayakkabılarını görünce, evdekiler saklandığımızı söylemek zorunda kalmışlar. Kıskıvrak yakalandık. Jandarmada ifadem alındı, adliyeye sevk edildim ve tutuklandım. Dayım, eşimin babasıyla anlaşıp evlenmemizi sağladı. Hapisteyken, Kapıaltı denilen yerde nikahımız kıyıldı ve dünya evine girdik. İlk duruşmada beraat ettim, mutlu, mesut, yuvama kavuştum. 2 yıl sonra da askere gittim.

Vatani görevinizi nerede, nasıl yaptınız?
Askerliğimi 8’inci Komando Eğitim Tugay Komutanlığı Albay M. Arif Seyhun Kışlası 6. Bölükte yaptım. İlk günler çok zor geçti. Dayımdan aldığım 3-5 kuruş bitti. Ne yapacağımı düşünürken, bir askerin fotoğraf çektiğini gördüm. Fotoğraf çekme merakım olduğu için gençlik yıllarımda bitpazarından fotoğraf makinesi almıştım. Fotoğraf çekip para kazanmayı düşündüm. Ağabeyime telefon edip makineyi getirttim. Fotoğraf çekmek, tugay ya da alay fotoğrafçısı dışındakilere yasaktı. Sağı solu gözleyerek, sakınarak, fotoğraf çekmeye başladım İzine çıktığımız günlerde film alıyor, tab ettirip satıyordum. Fakat bir türlü istediğim kaliteyi tutturamadım. Çoğu fotoğraf net çıkmıyordu. Çünkü makinenin kapasitesi o kadardı. Güzel olanları satıyordum. Bazen film parasını bile zor çıkarıyordum. Bölük çavuşu bir gün fotoğraf makinesini gördü. Durumumu anlattım. Bana, Konya’da fotoğrafçılık yaptığını, kullandığım kasetli makine ile iyi sonuçlar elde edemeyeceğimi söyledi ve bir-kaç marka önerdi. Manisa’da, filmleri satın aldığım Foto Yeşilok adıyla anılan fotoğrafçıya gittim fazla param olmadığını, işimi görebilecek makine satın almak istediğimi söyledim. Bana yardımcı oldu, “Bu makine işini görür” diyerek, taksitle Zenit marka fotoğraf makinesi sattı. O makine çok işime yaradı, harçlığımı fotoğraf satarak çıkarıyordum ki, alay yarbayına yakalandım. Makineye el koydu. Tezkereye giderken makineyi alabileceğimi söyledi. Pes etmedim, hafta sonu çarşı izninde, tekrar bir makine satın alıp gizli gizli fotoğraf çektim. Fotoğraf çekerek para kazanmanın yanında dini bayramlarda, tebrik kartları satarak, ağaç anahtarlıklar yaparak para kazandım. Sonraki yıllarda hayatıma dokunacak Sındırgı Emendere’li asteğmene fotoğrafçılığı aşıladım. Yıllık izne gelirken makinemi ona emanet ettim. Askerliğimi hiç kimseye muhtaç olmadan tamamlayıp tezkere aldım.

Askerlik dönüşü neden fotoğrafçılık yapmadınız?
Sermayesi olmayanın fotoğrafçı dükkanı açması çok zor. Her şeyden önce, çıraklık, kalfalık, ustalık belgesi, bonservis, ekipman gerekir. Olmayan bunlara ekonomik koşulları eklerseniz mümkün değil. Askerden gelir gelmez Balıkesir’de iş aramaya başladım. Kenar mahallelerde yollara taş döşeniyordu, aylarca döşemecilikle geçindim. “Taş bitti inşaata paydos” deninceye dek çalıştım. Günlük işlerde amele oldum, harç kardım, tuğla taşıdım, kum eledim, badana yaptım, inşaatlarda 3 yılımı harcadım. İnşaat sektörü duraksayınca, tekrar evde çanak çömlek yapmakla baş başa kaldım. Bu arada Balıkesir Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü Necdet Can ile tanışıp, yaptığım işleri anlattım. İki gün sonra benden istediği örnekleri gösterince, ilgilendi ve sergi açmama önayak oldu. Gündüz inşaatlara gittim, akşamları 50 Parça değişik türde sergilemek için malzeme hazırladım. Necdet Can tüm giderleri karşıladı ve ilk sergimi açtım. Büyük ilgi gördü. Sergide Kültür Müdürü Alparslan Ayral ile tanışıp, çalışmalarımı anlattım. Yaptığım işlerin bizim kültürümüzün bir parçası olduğunu söyleyip, Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Merkez Müdürlüğü’ne (DÖSİMM) yönlendirdi. Hiç zaman Kaybetmeden DÖSİMM’e çalışmalarımı anlatan yazı gönderdim. 20 gün geçmeden karşılığı geldi. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamiyet Çolakoğlu ile görüşmem isteniyordu. Bu görüşmeden hiçbir şey çıkmayacağını düşünerek Ankara’ya gittim ve Hamiyet Hoca ile buluştum. İlk görüşmemizde hangi üniversitenin güzel sanatlar fakültesinden mezun olduğumu, antik eserlere benzer yapıtlarımın rengini nasıl tutturduğumu sordu. İlkokulu zor bitirdiğimi söyleyince büyük bir şaşkınlık yaşadı. Beni kültür bakanlığının ayrı bir bölümüne göndererek eserlerimin satılması için dilekçe vermemi istedi. Bu kez şaşkınlık sırası bendeydi. Üzerimdeki şoku atlatınca verilen adrese giderek dilekçemi bıraktım.

Dilekçenize ne yanıt verdiler? Gelen yanıt umduğunuz gibi mi oldu?
Ankara’ya boşuna gidip gitmediğimi düşünürken, 20 gün sonra yanıt geldi. Her bir yapıtımdan 50 parça isteniyordu. 4 ayrı çalışmamdan 200’ünü kısa zamanda titizlikle tamamlayıp bakanlığa gönderdim. Dönemin parasıyla 6 milyon 500 bin lirayı hesabıma yatırdılar. Aldığım parayla borçlarımı ödedim, evimin tüm gereksinimlerini karşıladım. Bakanlık benden değişik eserler yapmamı istiyordu. Hemen harekete geçip, arkeoloji müzelerini gezdim, kap kacağın, kandillerin, fotoğraflarını çektim, kitaplar alarak antik eşyaların görsellerini arşivledim. Fakat her bir objeyi birbirine uygun boyutlarda yapmak çok zaman alıyordu. Az zamanda çok iş ortaya koymak için kalıplar çıkardım. Kalıplar bana hem zaman kazandırıyor hem eserlerin boyutlarını standart kılıyordu. Ak Parti iktidara gelene kadar Kültür Bakanlığı’na 10 yıl eserlerimi sattım.

Bakanlık yapıtlarınızı almayınca tekrar inşaat işçiliğine mi döndünüz?
Kültür bakanlığı ile iş yaparken, turistik yörelerde, turistik işletmelerin duvarlarını süsleyen, antik çağlardaki eserlerin benzerlerini otel duvarlarına işliyordum, gelen bir teklif üzerine mezar taşı yazmaya başladım. Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Fahrettin Tiritoğlu’nun yakınları, aile mezarlığı için mermer levhaya bir ibare yazdırmak istemiş. Sipariş verilen şahıslar, alışageldikleri türde levhayı işleyince, beğenilmemiş. İstenilen yazıyı yazamayacaklarını söylemişler. Kimin yapabileceği araştırılınca adres beni göstermiş. İşi alıp beceremeyenler bana geldi ve mezar taşı yazmamı istedi. Kabul etmedim. Benim taş işçiliğim ile mezar taşı yazmanın alakası olmadığını anlatmaya çalıştım. Çok ısrar edilince kabul ettim. Tiritoğlu ailesiyle görüştüm, ilk kez böyle bir deneyimim olduğunu ve istenileni yapamayabileceğimi söyledim. Bana teklifi yapanlar önemli işleri olduğunu söyleyip, 2 saat sonra tekrar görüşmek üzere geleceklerini açıklayıp gittiler. 2 saat içinde kabataslak istenilen yazıyı Manyas Kristali, halkın deyimiyle “Şekerli” denen taşa işlemiştim. Gördüklerinde çok memnun oldular. Mezar taşı yazısını alnımın akıyla tamamlamıştım. İş yaptıranlar 10 milyon lira verdiler.

Çeşme yapmaya ne zaman başladınız?
İstanbul’da benden antik objeler alan kadın antikacı vardı. Dükkanında, İngiltere’den getirdiği dergiye bakarken çeşme fotoğrafı gördüm. Hoşuma gitti aynısını Gökköy’deki camiye yapmaya karar verdim. Büyük bir mermer kestirdim. Dergideki çeşme fotoğrafını büyüttürdüm mermerin üzerine çizdim. Sadece, taş ve keski kullanarak çeşmeyi kısa zamanda bitirdim. Son rötuşlarını yaparken, bir şahıs meraklı bakışlarla izliyordu. Çalışmaya ara verdiğimde yanıma geldi hal hatır sorduktan sonra çeşme yaptırmak istediğini söyledi. Köy camisine yaptığım çeşme, bana yeni bir ekmek kapısı açmıştı ikinci çeşmeyi yaparken, Sındırgılı bir eczacı ile anlaştık. Bir süre sonra Balıkesir’in kalburüstü insanlarına çeşmeler inşa ettim. Küçükkuyu’da yaptığım çeşmeyi gören bir otel sahibi beni buldu. Otelin duvarına taştan antik kabartmalar yaptırmak istediğini söyledi ve iyi bir teklifte bulundu. Tası tarağı toplayıp Behramkale’ye gittim. Otel sahibinin istediği, başta Deniz Tanrısı Poseidon olmak üzere efsaneleşen figürleri taşa aktardım. Bu arada Kültür ve Turizm Bakanlığının istediği malzemeleri yapmayı sürdürüyordum. İktidar değişince bakanlık alımları durdurdu. Kendime yeni işler yaratmak üzere mozaik yapımına yöneldim.

Taş işçiliğinden, seramikten sonra mozaik yapımına sizi ne motive etti?
Balıkesir’de yeni kurulan bir fabrika benden mozaik örnekleri istedi. Öncesinde ben mozaik yapmaya başlamıştım. Onların istedikleri modelleri gerçekleştirip fabrika ortaklarına gösterdim. Sürekli çalışmamı istediler asgari ücret 180 bin liraydı. 500 bin lira maaş istedim. Ayrıca işim sürekli olacak ve sigorta yapılacaktı. Pazarlık yaptılar 350 bin lira aylık ile çalışmaya başladım. Ne istedilerse önlerine serdim. Yabancı müşteriler gelip gidiyordu. Yaptığım işleri görünce çok hoşlarına gitti. İlk maaşım 350 bin lira eksiksiz ödendi, ikinci maaşta 60, üçüncü maaşta 100 bin lira kestiler. Patronla konuşmak istedim, ortada yoktu. Muhasebeci 1 hafta sonra geleceğini belirtip beni başından savarken, mozaik işçiliğini fabrikadaki kadınlara öğretmem için öneri getirdi. Bu öneriye de evet dedim. Kadınlar ders için geliyor, 2 gün sonra işi yapamayacaklarını anlayınca bırakıp gidiyorlardı. Yurt dışından gelen müşterilerin sayısı her geçen gün artıyordu. İçlerinden biri aslanlı mozaik istemiş. Yaparım diyerek işe koyuldum. Ve istenilen mozaiği ortaya çıkardım. Herkes hayran kaldı. Bu arada patron fabrikaya dönünce konuştum. Bana verilen sözlerin tutulmadığını, yaptığım aslan mozaiği ile bir hatıra fotoğrafı dahi çektirilmediğini söyledim. Patron muhasebeciyi çağırdı, sözde kızmış gibi yaparak fırça attı. Bunun danışıklı dövüş olduğunu biliyordum ve işi bıraktığımı söyledim. Yaptığım mozaikler ABD’de uluslararası fuarda sergiye çıkmış. Aslan mozaiği beğenilmiş ve 3 sipariş vermişler. Yine benim kapımı çaldılar. 3 aslan mozaiği yapmamı istediler, kabul etmedim. Sonunda Ankara’da bir fabrikada 3 aslan mozaiğine 900 bin lira para ödeyip yaptırmışlar. Müşteriler renk tonunu beğenmemiş. Ben değil onlar kaybetti.

Şu anda taş işçiliği mi, mozaik mi seramik mi yapıyorsunuz?
2016 yılında emekli oldum. O nedenle sürekli gelirim olacak mı diye bir kaygım yok. Bu nedenle çok rahat çalışıyorum. Yapıtlarım Rahmi M. Koç Müzesinde bile sergilendi. Çalıştığım 3 alanda da başarılı işlere imza attım. Şu anda turistik eşya satan mağazalardan siparişler alıyorum. Günlerimi siparişleri tamamlamakla geçiriyorum. Taş işçiliği isteyen olursa yine yaparım. Galeri açmamı, burada kursiyerlere ders vermemi istediler. Evimde atölye var. Siparişleri yetiştirmeye uğraşıyorum. Öğrencilere ayıracak zamanım yok. Öneriyi reddettim.
