Dubai’de mahsur kalan emekli Büyükelçi Ali Rıza Çolak, savaşın perde arkasını anlattı: “Bu savaş uzarsa ABD çıkış yolu bulamayabilir.”
İsrail-İran Savaşı’nda Dubai’de ailesiyle birlikte mahsur kalan emekli Büyükelçi Ali Rıza Çolak, Dubai’de yaşadıklarını anlatırken, Tüm körfez ülkelerine yayılan savaşı değerlendirdi. Deneyimli Büyükelçi Çolak, İran’ın, Irak, Libya ve Suriye gibi yutulacak kolay lokma olmadığını vurguladı. Bu savaşta ABD üzerine baskıların büyüdüğünü İspanya gibi bir NATO ülkesinin savaşa asla dahil olmayacağını önceden belirttiğine dikkat çekerken, “İran, Trump için bir Vietnam olabilir” ifadesini kullandı. Çolak, savaşın başladığı günden Türkiye’ye dönene kadar sıkışmışlık içinde beklediği 6 günü Politika okurları için anlattı.

Dubai'ye iş gezisi için mi, yoksa tatil için mi gitmiştiniz? İran’ın saldırısı sonrası Dubai’de ne kadar süre mahsur kaldınız?
Kardeşim, oğlum, gelinim, torunum Dubai'de ikamet ediyorlar. Eşimle birlikte onlarla kısa bir süreliğine özlem gidermek için gittik. 26 Şubat sabahı Dubai'ye vardık. Ertesi sabah savaş başladı. 2 Mart Pazartesi günü Dubai'den ayrılacaktık. Ancak, bölgedeki hava sahaları kapandı, uçak seferleri iptal oldu ve biz ülkeden ayrılamadık.

ABD ve İsrail İran'a saldırıyor. İran, İsrail’e ve Amerikan gemilerine karşılık verirken neden körfez ülkelerini de hedef alıyor?
Bu soruyu yanıtlamadan önce savaşın olduğu Körfez Bölgesinde genel bir manzara çizelim. Herkesin başka bir amacı var. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri'ni kendi amacı için kullanıyor. Amerika Birleşik Devletleri, dünyadaki güçler dengesi içinde, artık yakalamakta zorlanacağını düşündüğü Çin'i yakalama peşinde. Bu işin birinci safhasını Venezuela'da gördük. Venezuela'da esas sorun petroldü ve Venezuela petrolünün en büyük ithalatçısı Çin. Aynı şekilde İran petrolünün de en büyük ithalatçısı da Çin. Hürmüz Boğazının kapanmasından sonra Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, zannediyorum ki Çin'i yakalarsam şimdi yakalarım, şu an olmazsa bu iş çok geç olur düşüncesinden hareket etmiş olabilir. Bunun yanında İsrail’in öteden beri topraklarını genişletme, çevreye daha fazla yayılma siyaseti izlediğini biliyoruz. 1967 beri böyle devam ediyor. İşgal edilmiş topraklar diye bir kavram var. Son Gazze operasyonuyla bunu daha da pekiştirdi. Amerika İran'la meşgulken, İsrail de Lübnan ve Hizbullah ile meşgul. Üstelik Lübnan'a kara kuvvetlerini sokma planları da gündeme geliyor. İsrail'in bölgedeki en büyük hasmı İran’dır. İran bölgesinde sıkıntı yaratmayan ülke değil. İran'ın da yarattığı sıkıntılar var. Nüfuzunu genişletme amacı var. Hizbullah üzerinden, Lübnan üzerinden, Suriye üzerinden. Bu gelişmelere Türkiye olarak yakından tanıklık ettik.

Çizdiğiniz tabloya göre; İsrail-İran savaşında kim suçlu, kim suçsuz? Sorusu gündeme geliyor. Bu konuyu aydınlığa kavuşturur musunuz?
Böyle bir senaryo içinde kim suçlu, kim suçsuz? O noktada konuya salt uluslararası hukuk açısından bakacak olursak, ortada bir savaş ilanı yok. Birdenbire bir sabah, bir ülkenin liderlerinin tamamı, dini rehberi de dahil olmak üzere bombayla öldürülüyor. Ani bir saldırı başlatılıyor ve bu savaşın ilanı dahi yok. Bir sabah kalkıyorsunuz, füzeler düşmeye başlıyor. Dolayısıyla uluslararası hukuk açısından bir ülkeye, egemen bir ülkeye saldırı başlatıyorsunuz. Bu saldırının gerekçesi olarak nükleer silahlara sahip olmasını engellemeyi ileri sürüyorsunuz. Bir zamanlar da Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olmanı engellenmesi için iki Körfez savaşı gerçekleştirdi. Irak Savaşından sonra kitle imha silahı bulundu mu bulunmadı mı? Allah bilir. İran'ın da sürekli olarak engellenmeye çalışılan bir “askeri nükleer projesi” olduğu ileri sürülüyor. ABD, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına müsaade etmesinin söz konusu olamayacağını, ayrıca, İran’ın bölgedeki terör örgütlerinin başta gelen destekçisi olduğunu ileri sürüyor. Başkan Trump, İran’daki rejimi değiştirmek istediğini de ortaya koyuyor. Rejimin bölgeye istikrarsızlık, güvensizlik getirdiğini öne sürerek, açıkça, “Ben bu rejimi değiştirmek istiyorum” dedi ve Şah Pehlevi’nin oğluyla temasa geçti. Savaş başlamadan önce, İran'da rejim karşıtı gösteriler oldu. Bu rejim karşıtı gösteriler giderek şiddetini, yoğunluğunu arttırdı, belli bir noktaya geldi. Bu noktada ABD muhtemelen rejim değişiyor düşüncesindeydi. Sonuçta ne oldu? Birdenbire İran rejimi çok sertleşti. Söylentilere göre binlerce insan hayatını kaybetti ve rejim kontrolü ele aldı.

Körfez ülkelerine İran’ın saldırısının asıl amacı nedir?
Körfez ülkelerinde Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan, Fas, Bahreyn ve İsrail İbrahim Anlaşmalarına taraf ülkelerdir. İbrahim Anlaşmaları nedir? İbrahim Anlaşmaları 2010 senesinde İsrail ile ilişkileri düzeltmek, normalleştirmek ve barış ilişkisi kurma anlaşmalarıdır. Bu anlaşmaların tarafı olmayan Suudi Arabistan da Filistin sorunu çözüldüğü takdirde taraf olabileceğini açıkladı. Mısır zaten 26 Mart 1979’da İsrail ile barış anlaşmasını yaptı. Dolayısıyla İbrahim Antlaşmasının tarafı bu ülkeler İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiler. Bölgedeki ABD üslerinden bir tanesi Birleşik Arap Emirlikleri’nin Başkenti Abu Dabi'de. ABD 5. filosunun karargahı da Bahreyn’de. İsrail'in ilk saldırıda, rehber Hamaney dahil İran üst düzey yöneticilerini öldürdü. Bu arada Tahran’da bir kız okulu da vuruldu. Çok sayıda öğrenci hayatını kaybetti. İran da füze ve dron saldırıları başlattı. Bu savaşta silahları iyi değerlendirmek lazım. İran’ın kullandığı dronlar ucuz, ama bunları önlemek için gönderilen füzeler çok pahalı. Bu durum silah üreticilerinin çok hoşuna giden bir durumdur. 35 bin dolarlık bir dron gönderiliyor, bu dronu önlemek için atılan füzeler 1,5 milyon dolar. İran savaşın ilk gününde önce Abu Dabi'deki Amerikan üssüne bir füze atışı gerçekleştirdi. Dubai Havaalanı'na iki saldırı gerçekleştirdi. Bahreyn'deki 5. filonun karargah binasını vurdu. Atışlarını büyük ölçüde İsrail'e yönlendirdi. Körfez ülkeleri bugüne kadar açıklamalar yaparak önledikleri füze sayısı, önledikleri dron sayısı hayli az. Savaşan tarafların açıkladıkları can kaybı da fazla değil. Topyekün bir savaşta on binler hayatını kaybeder. Bu savaşın yıkıcılığı ekonomiye ve global dengelere. Petrol sevkiyatını sekteye uğratan bir savaş.

İran Hürmüz Boğazı'nı nasıl kapattı?
İran Hürmüz Boğazı'nı pahalı mayınlarla, silahlı kuvvetleriyle kapatmadı, dronlarla kapattı. İran, “Benimle sorunu olmayan ülkeler geçebilir, sorunu olan ülkeler geçemez” dedi ve bunu bugüne kadar etkili bir biçimde yaptı. Başkan Donald Trump Hürmüz Boğazı'ndan tanker geçişlerinin aksamamasına çok büyük önem veriyor. Avrupalı müttefikleri, NATO müttefiklerini Hürmüz Boğazının açılabilmesi için yardıma çağırdı. Şu ana kadar kendisine olumlu bir cevap verilmedi. Savaş devam ediyor. Ama bu savaştan çıkış nasıl olacak? İran'ı işgal etmek neredeyse imkansız. İran tarihi boyunca hiçbir zaman işgal görmedi. Dünyada işgal edilemez olarak nitelendirilen ülkelerden bir tanesi İran'dır. İşgal etmek için topyekun çok ağır silahların, belki nükleer silahların kullanıldığı bir şekilde direnişi kıracaksınız. Onda dahi coğrafya sizi bu ülkeyi işgal etmeye kolay kolay izin vermiyor. Bu nedenle bir kara operasyonu hiçbir şekilde düşünülmüyor. Kara operasyonu olmadan bir savaşı kazanmak mümkün değildir. Donald Trump, İran'ı müzakerelere çağırıyor ama İran kültürü bir şehadet ve intikam kültürüdür. Liderlerini kaybetmiş, rehberini kaybetmiş, ağır bir saldırıya uğramış İran, bu işin peşini kolay kolay bırakmaz kanaatindeyim. Amerika Birleşik Devletleri de bu savaşta ne kadar ısrar edebilir? Ondan emin değilim.

İsrail neden bu kadar ısrarcı?
Çünkü İsrail kendi amaçlarını bir an evvel gerçekleştirme peşinde. İsrail’in endişesi, eğer bu iş yarım kalır da İran bu işten çok büyük zarar görmez, savaş kesilirse, İran'daki rejimin daha da sertleşeceğidir. İran'da muhalifler bundan sonra işbirlikçi olarak yaftalanacaklardır. Dolayısıyla İran rejimi çok sertleşecektir. Eğer kesin bir galibiyet elde edilemezse ki ben bugünkü şartlarda İran'ın kesin bir yenilgiye uğrayacağını öngörmüyorum. Trump'ın istikrarlı bir savaş stratejisi yok. Bir gün Hürmüz Boğazı, ertesi gün karadan Irak’taki Kürtleri İran'a gönderme projesi. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri içinde de artık çok sert eleştirilere maruz kalmaya başladı. Silah sanayi çok memnun, çok iyi satıyorlar. İran füzeleri, dronları geldikçe demir kubbeler işliyor. Demir kubbelerde eksilen füzeleri yerine koyacak, lojistik imkanlar kısıtlı. Çünkü bölge uzak. Yıllarca biriktirilmiş olan füzeler şimdi harcanıyor. Bu füzeleri bittikten sonra ertesi gün yerine koymak, İran füzelerini dronlarını engelleyecek hale getirmek mümkün olamayabilir. İran'ın füzeleri bitmiyor mu? İran'ın da füzeleri de azalıyor ancak, İran daha çok ucuz dronları kullanıyor; ülkesindeki boş binaları da çok pahalı füzelerle vurduruyor. Buna bir parça Acem Oyunu diyeceğim. İki gün önce Hint Okyanusundaki Diego Garcia üssüne bir füze saldırısı yaptı. Elinde çok uzun menzilli füzeler olduğu da anlaşılıyor. İsrail'de de tedirginlik var. Netanyahu da çok eleştiriliyor. İsrail eski İsrail değil. 50-60 yaş grubu Netenyahu’nun sert politikalarını eleştiriyorlar ve bu gidişatın İsrail’i dünyada yalnız bıraktığını söylüyorlar. 40 yaş ve onun altındakiler ise bu insanlara vatan haini gözüyle bakıyor. Bu grup muazzam bir üstünlük psikolojisi içinde, bir hegemonya anlayışı içinde hayatlarını sürdürüyorlar. İsrail sonuçta sert bir toplum haline geldi, Netenyahu da bunu besledi. Netanyahu'nun bundan çıkışı güç olabilir. İsrail üzerine gelecek baskıların önümüzdeki dönemde nasıl evrileceğini kestirmek şu anda güç olabilir. Savaşın nereye gideceğine bakacağız.

İran-İsrail savaşında Çin ve Rusya’nın konumu nedir?
Çin, Amerika ve Rusya bu savaşın neresinde sorusuna gelince; Çin bu savaşa teknolojik dron desteği veriyor. Bugün İran'ın gönderdiği dronlar, dronların navigasyon sistemleri, bunların hepsi Çin teknolojisi. Çin bu teknolojiyi destekler mi? Destekler. Halen de destekliyor. Ama görünüşte bu işe açıktan hiç karışmıyor. Çünkü aslında Çin'in hasmı, kendisine karşı bu hareketi yöneltmiş olan ülke, ABD yıpranıyor. ABD bu savaştan çok kârlı çıkmıyor. Bu aşamada kayıplı. Maddi kayıp içinde, siyasi kayıp içinde ve dünya üzerinde bir büyük güç dediğimiz gücün savaşla bir şey elde edemeyeceğini, edemediğini, bazen gücünün yetmediğini bütün dünya görmeye başladı. İşte bu tehlikeli bir gidişattır. Süper güçler için, dünyanın her yerinde güç kullanabilme kapasitesine sahip ülkeler için bu tehlikeli bir durumdur. Trump, Amerika Birleşik Devleti'ni böyle bir konuma soktu. Bu olgu ABD’nin gelecekteki etkisini, gelecekteki ikna kabiliyetini son derece azaltacaktır. Mesela İspanya bir NATO ülkesi olduğu halde ülkesindeki ABD üslerini bu savaşta kullandırmamaktadır.

İran’ın Balistik Füze parçaları Türkiye’ye düştü. İran Türkiye’deki ABD üslerini bombalar mı?
Türkiye’ye düşen füze parçaları meselesine gelince; bu füzeler İncirlik’e mi Kürecik’e mi atıldı? Füzelerin atılışlarına çok dikkat etmek lazım. Bazılarının navigasyon sistemleri hatalı olabiliyor. Sonuçta bu önlenmiştir. Önleme işini Türkiye'deki NATO tesisi yapmıştır. Hedefin Kürecik midir, İncirlik midir? Olduğunu bilemem. Doğrusunu isterseniz hedefini şaşmış bir füze olduğu kanaatindeyim. Çünkü ne İncirlik’teki ne Kürecik’teki NATO tesislerinin bu işte kullandırılması, dahil olması, müdahale etmesi hiçbir zaman söz konusu olmadı. Bundan sonra da olacağını da zannetmiyorum. Herkesin düşündüğünün aksine Milli Savunma Bakanımızın söylediği gibi İncirlik’in kontrolü artık tamamen Türk Silahlı Kuvvetlerindedir.

Türkiye’ye düşen füze parçalarıyla ilgili olarak İran atmadığını söylüyor, gerçekte düşen parçalar var. Füzeler başka yerlerden gelebilir mi? Türkiye savaşın içine çekilmek mi isteniyor?
Basında bu yönde spekülasyonlar oldu. Böyle durumlarda her zaman olur. Fakat füzelerin atış izi vardır. Nereden kalktıkları her zaman tespit edilir. Hiçbir enerji yok olmaz. Takip edildiği zaman, atıldığı yer, kaynak, ne tip füze olduğu, önlenmeden önce havada vurulduğunda nasıl bir füzenin vurulacağı bunlar bilinir. İsrail Türkiye'ye attı, İran'a karşı savaşa girsin gibi düşünceler biraz komplo teorisi gibi geliyor bana.

Dubai’ye saldırı nedeniyle hava sahası uçuşlara kapatıldı. Pek çok insan gibi siz de mahsur kaldınız. O kargaşadan Türkiye’ye dönüşünüz nasıl oldu?
Savaşın başladığını haberlerde gördük. O arada sirenler çaldı. İran'ın İsrail’in yanı sıra ilk hedefleri Bahreyn'deki 5. Filo karargah binası, Abu Dabi'deki Amerikan üssü ve Dubai havaalanıydı. Hava limanına iki dron saldırısı oldu. Birtakım dronlar, füzeler önlenmeye başlandı ama düşen iki dronun parçaları oldu. Başka hiçbir şey düşmedi Hayat hiçbir şekilde normalin dışına çıkmadı. Okullar uzaktan eğitime başladı. Ama İran'ın saldırısı sokakta ilk gün bu kadarla kaldı. Biz ayrılana kadar Dubai’de hayat hiç değişmedi. Alışveriş merkezleri açıktı, yüzme havuzları açıktı, plajlarda insanlar vardı. Tedarik zinciri zaten hiç kesilmedi. Gayet iyi stokları vardı. Hem de Suudi Arabistan üzerinden, Oman üzerinden tedarik zincirleri sürdü. Hayatta tek anormallik ara ara duyulan patlama sesleri oldu. Onlardan bir iki parça bizim Hatay'a düşen parça gibi Burj el Arab'ın yanına isabet etti. Bir otelin yanına bir parça düştü. Söylendiği gibi Burj el Arab yanıyor demek fazla abartmak olur. Tabi ki bu durumlarda dezenformasyon da hemen başlar. Ortalık yandı yıkıldı demek abartı olur. Zarar böyle olmadı. Esas zarar şöyle oldu. Bir kere turizm mevsimiydi Dubai için. Dubai petrole değil, yatırma, yabancı yatırma ve aslında turizme dayalı bir ekonomi. Kış mevsimi onlar için en güzel mevsim. Daha havaların ısınmadığı, kış ayları, turizmin çok bol olduğu, otellerin ağzına kadar dolu olduğu zamandır. Oteller çok lüks ve çok fazla sayıdadır. Turizm etkilendi. Savaş başladıktan sonra otelinden çıkmayan insanların uçakları iptal oldu. İnsanların kalışları uzayınca otel paralarını Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti ödemeye başladı, insanları otellerinden çıkarttırmadı. Bütün masrafı karşıladı. Savaş uzadıkça bunda da zorlanmaya başladı. Esas sorun sıkışmışlık hissiydi.

Sıkışmışlık hissi derken neyi kastettiniz?
Dubai’den çıkamamak hissi. Hava sahası kapandı, Katar, Bahreyn Birleşik Arap Emirlikleri hava sahası kapandı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hava yolu şirketi Emirates günde yaklaşık 2000 sefer yapan bir şirket. Bu seferlerin sayısı günde 80'e düştü. 26 Şubat ile 1 Mart arasında kalan dönemde biz ayrılmak için hiçbir teşebbüste bulunmadık. Zaten uçuşların hepsi iptal oldu. Türk Hava Yolları risk nedeniyle seferlerini kesti. Ulaştırma Bakanlığı'nın verdiği talimat çerçevesinde Türk Hava Yolları seferleri durdu. Başkonsolosluktan aldığımız bilgiye göre Dubai’de yaklaşık 20 bin Türk turist vardı. Bu insanların çoğu 1-2 ya da 3 günlüğüne izin alıp işlerine dönmek zorunda olan turistlerdi. Belli miktarda paraları, kredi kartlarının belli bir limiti vardı. Hava sahası kapatılınca kalmaya başladılar. Biz 2 Mart’ta dönecekken orada kaldık. Döneceğimiz THY seferi yapılamadı. THY, günde iki kez yapılan Oman seferini dörde çıkardı ama Dubai'den Oman'a gitmek beş saatlik bir yolculuk. Sınırda çok ağır savaş önlemleri var. Sınırı geçmek ayrı bir sorun. Savaşın beşinci gününden sonra başkonsolosluk Oman'da uçak bileti olanları otobüsle havaalanına götürmeye başladı. Günde 4 uçaktan kaç kişinin taşınacağı düşünülürse kolay bir iş değil. Çünkü yığılma başladı. Yolcular biriktikçe bilet fiyatları artmaya başladı. Ben pek çok bilet aldım ama çoğu sefer iptal oldu. İptal edilen seferlerin bilet ücretleri iade ediliyordu. Önceden bin dolara aldığınız bilet, benim uçtuğum gün kişi başı üç bin dolara çıkmıştı. Bu da havacılıkta arz‑talep dengesizliğinin getirdiği sıkışıklığa yol açtı. Savaşın yıkıcılığı, savaş korkusu, savaşta kurban olma endişesi bir yerde kendini sıkışmışlığa bıraktı. Kardeşim hâlâ Dubai’de işine devam ediyor. Arada sirenler çaldı; 10 dakika sonra ortam normale döndü, telefonlara sıkıntının geçtiği yönünde mesajlar geldi. Yönetim bu işi çok iyi başardı. Yanlış bilgi, dezenformasyon ve abartı çok ağır cezalarla engellendi. Hiç kimse abartmadı; herkes daha sakin oldu. Biz Sharjah Hava Limanından Türkiye’ye geldik. Ayın ikisinde döneceğimize ayın sekizinde döndük. “6 günde kurtulmuşsunuz” demek o kadar kolay bir şey değil. Arkamızda çok insan bırakarak geldik. Ben ve eşim havacılığı çok iyi bildiğimiz için bu işe güvenimiz vardı. Havaalanına vardık, pasaport kontrolü tamam, her şey hazırdı. Dubai Havaalanına saldırı başladı; havaalanı ve hava sahası kapandı. Uçağımız iptal olmasın diye dua ettik. Bagajlar yüklendi, ancak kapı açıkken bekledik. Alarm çaldı, pilot bilgi verdi. 2 saat 20 dakika uçakta bekledikten sonra kapı kapandı; rahat bir nefes aldık. Kapı kapandıktan 45 dakika sonra havalandık. Normalde 4,5 saat sürecek bir uçuş, yerde bekleme süresi hariç 7,5 saat sürdü. Buna büyük bir şükürle katlandık. Vurgulamak istediğim şey, savaşın yıkımından çok, yabancıların ve turistlerin bir yere gidememe endişesiydi. Biz ayrıldıktan sonra durum daha da sertleşti. ABD, enerji İran’ın altyapılarını, Hark Adası’nı bombalamaya başladı. İran’ın can damarı petrol çıkışını bombaladı. İran buna karşılık, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Oman da enerji merkezlerini hedef aldı. Daha da enteresan su arıtma tesislerini bombalamaya başladı. İlk olarak Bahreyn’de su arıtma tesisleri bombalandı. Çünkü bu ülkelerin tamamı deniz suyunu arıtarak su ihtiyacını karşılıyor. İran saldırılarını artırdı.

Savaşın sonuçları ne olur?
Savaşın geldiği bu noktada Amerika'nın sıkışmışlığını, İsrail'in alan genişletmek için fırsat bu fırsat, savaş bitmeden Lübnan üzerindeki işgal hareketini, Hizbullah üzerindeki saldırılarından bahsetmiştim. Savaş böyle devam ederse Trump'ın üzerine, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin üzerine gelen baskılar arttıkça ABD buradan bir çıkış aramak istiyor, bu çıkışı bulamıyor. Her gün yeni bir strateji geliştiriyor. Bu da ABD'nin etkisini azaltıyor. Böyle devam ederse İran, Trump'ın Vietnam'ı olabilir. ABD'nin bu konuda daha önce de sıkıntıları olduğunu tarihten biliyorsunuz. Vietnam'da zayıf bir ülke olarak görüldü. Orada on yıllarca süren gerçek bir savaş vardı ama sonunda Vietnam kazandı, bu iş bitti. Yani Trump'ın Vietnam'ı da İran olabilir düşüncesindeyim.