Namık Havutça
24. ve 26. Dönem CHP Balıkesir Milletvekili
Öğrencilik yıllarımızda sol ve sosyalist ideolojinin temel metinlerini okuduk.
Marx’ı, Engels’i, diyalektik ve tarihsel materyalizmi, Kapital’i…
Aradığımız ve özlediğimiz şey; eşit, özgür, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum düzeniydi.
Biz 78 kuşağıydık.
Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın şarkılarını söyler;
Harun Karadeniz’in kitaplarını okurduk.
Kimimiz Dev-Yol’cuydu, kimimiz Dev-Genç’li;
kimimiz Maocu, kimimiz İGD’li, kimimiz Kurtuluş’çuyduk…
Sazı eline alan bir arkadaşımıza hep birlikte eşlik eder,
devrimci şarkıları omuz omuza söylerdik.
Ama hiçbirimiz, hiçbir arkadaşımızın etnik kökenini, kimliğini bilmezdik.
Bilmek de istemezdik.
Çünkü sosyalist değerler hepimiz içindi.
12 Eylül faşizmi bir buldozer gibi üzerimizden geçti.
Sol ve sosyalist gençler, aydınlar büyük bir kıyıma uğradı.
Ardından Sovyet rejimi çöktü,
Avrupa sosyalist bloğu dağıldı.
Yugoslavya’da Tito rejimi çözüldü, ülke paramparça oldu.
Çin liberalizmden etkilendi.
Sol ve sosyalist ideoloji, bu tarihsel kırılmaların ardından
geniş kitlelerle buluşup somut bir siyasal güç oluşturmakta zorlandı.
Bugün ise “sağ-sol kavramlarının modası geçtiği”,
ideolojilerin anlamsızlaştığı propagandası yapılıyor.
Oysa gerçek tam tersidir.
Bugün tam da bu değerlerin zamanıdır;
bu değerlere Türkiye’nin de, bütün dünya devletlerinin de şiddetle ihtiyacı vardır.
Sosyalizmin özünü oluşturan değerler;
• Ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda sınıfsal ayrıcalıkların kaldırılması;
herkesin insan onuruna yakışır koşullarda yaşaması anlamına gelen eşitlik değerine,
• Üretimden doğan zenginliğin azınlıkta değil, toplumun tamamında adil biçimde paylaşılması;
emek sömürüsünün önlenmesi demek olan emek ve üretimin üstünlüğüne,
• Temel üretim araçlarının (toprak, sanayi, altyapı vb.) özel kâr için değil,
toplumun ortak yararı için kullanılması anlamına gelen kamusal yarara,
• Bireylerin rekabetle değil,
dayanışma ve ortak sorumluluk bilinciyle toplumsal yaşamı birlikte inşa etmesi demek olan
birlik ve dayanışmaya acilen ihtiyaç vardır.
Eşitlik, özgürlük, sömürüsüz bir toplum ve sosyal adalet,
bugün tam da bu değerlerin açık ve net biçimde savunulması gereken bir dönemi işaret ediyor.
Gençliğimizde hep tekrarladığımız bir ilke vardı:
“Somut şartların somut tahlili.”
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ortadadır.
Emeğiyle çalışan işçinin, köylünün, emekçinin;
yıllarca artı değer üretmiş emeklinin yaşam koşulları ağırlaşmıştır.
Bu tabloyu düzeltmenin tek yolu;
Sosyalizmin eşitlik, adalet, emek ve dayanışma değerlerini;
demokratik meşruiyet, hukuk devleti, çoğulculuk ve katılımcı siyasetle
buluşturan çağdaş bir sosyal demokrat perspektiftir.
• Devleti kutsamak değil, etkinleştirmek
• Piyasayı yıkmak değil, insanileştirmek
• Kimliklerin siyasetini siyasetin ekseni yapmak değil,
ayrımcı söylemleri terk ederek ortak toplumsal geleceği inşa etmek.
Bu çerçevede sosyal demokrasi, bir “ara yol” değil;
ortak toplumsal geleceği eşit ve adaletli bir düzen içinde inşa etmenin ana yoludur.
21. yüzyılın gerçeklerine yanıt veren kurucu bir adalet projesidir.
Ve şimdi;
bu değerleri Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle harmanlayarak
TOPLUMSAL ADALETİ haykırma zamanıdır.