OSMAN ZEKİ ŞAHİN

Y. Mimar / Mimarlar Odası Balıkesir Şube Başkanı


Bir şehri anlamak için yalnızca sokaklarına bakmak yetmez. Bazen o şehrin karakteri, yan yana duran iki yapının birbirine anlattığı hikâyede saklıdır. Balıkesir'in merkezine yolu düşen herkesin dikkatini çeken Saat Kulesi ve hemen yanı başındaki tarihi Karargâh Binası da böyle bir hikâyenin kahramanlarıdır.

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde 1898 depreminin ardından Mutasarrıf Ömer Âlî Bey'in başlattığı yeniden yapılanma sürecini anlatmıştık. Sonraki bölümlerde ise Zağnos Paşa Külliyesi'nin yeniden ayağa kaldırılışını, şehrin kültürel hafızasını oluşturan eserleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ali Hikmet Paşa'nın öncülüğünde gerçekleştirilen şehircilik hamlelerini ele aldık. Şimdi ise bütün bu sürecin kent merkezinde bıraktığı en görünür izlerden birine bakıyoruz.

Bir şehirde bazı yapılar yalnızca işlev görmek için inşa edilir. Bazıları ise zamanla şehrin kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşür. Saat Kulesi, Balıkesir için tam da böyle bir yapıdır. Osmanlı'nın son dönemlerinde Anadolu'nun birçok kentinde inşa edilen saat kuleleri, yalnızca zamanı göstermek amacıyla yapılmamıştı. Aynı zamanda modernleşmenin, kamusal düzenin ve şehir hayatının ortak ritminin sembolü olarak görülüyordu. İnsanlar saatlerini bu kulelere göre ayarlıyor, günlük hayatlarını bu ortak zaman anlayışı etrafında şekillendiriyordu.


Balıkesir Saat Kulesi de yıllar içerisinde şehrin en tanınan simgelerinden biri hâline geldi. Dikey çizgileriyle gökyüzüne uzanan bu zarif yapı, kent merkezinin siluetine karakter kazandırdı. Ancak bir mimari eserin etkisi yalnızca kendi güzelliğinden kaynaklanmaz. Çevresindeki yapılarla kurduğu ilişki de en az kendisi kadar önemlidir.

İşte bu noktada karşımıza Karargâh Binası çıkar. Ali Hikmet Paşa'nın görev yaptığı dönemde kent merkezine kazandırılan bu yapı, Cumhuriyet'in ilk yıllarının mimari anlayışını yansıtan önemli eserlerden biridir. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın etkilerini taşıyan bina; kesme taş işçiliği, simetrik cephe düzeni ve anıtsal görünümüyle dikkat çeker. Yapı, yalnızca askerî bir işlev üstlenmemiş; aynı zamanda yeni kurulan Cumhuriyet'in kent merkezindeki temsil gücünü de simgelemiştir.

Ancak asıl dikkat çekici olan, bu iki yapının birlikte oluşturduğu şehir manzarasıdır. Bir tarafta göğe yükselen Saat Kulesi, diğer tarafta sağlam ve dengeli görünümüyle Karargâh Binası... Biri şehrin zamana tanıklığını temsil ederken, diğeri devletin ve kamusal düzenin sürekliliğini simgeler. Aralarındaki açık alan ise insanların buluştuğu, törenlerin düzenlendiği ve şehir hayatının aktığı ortak bir sahneye dönüşür.


Bugün bu bölgede yürüyen bir Balıkesirli, farkında olmasa da aslında farklı dönemlerin üst üste birikmesiyle oluşmuş bir kent hafızasının içinden geçmektedir. Bir yanda Osmanlı'nın son dönemlerinden kalan izler, diğer yanda Cumhuriyet'in ilk yıllarının şehircilik anlayışı aynı mekânda bir araya gelmektedir.

Ali Hikmet Paşa'nın şehir için yaptıkları yalnızca meydanlar ve kamu yapılarıyla sınırlı değildi. Gençlerin eğitimine, spor faaliyetlerine ve sosyal gelişimine yönelik girişimleri de Balıkesir'in geleceğine yapılan yatırımlar arasında yer aldı. Böylece şehir yalnızca fiziksel olarak değil, toplumsal açıdan da güçlenmeye başladı.

1934 yılında Soyadı Kanunu ile “Ayerdem” soyadını alan Ali Hikmet Paşa, 1939 yılında hayata veda etti. Ancak tıpkı Ömer Âlî Bey gibi o da arkasında yalnızca binalar bırakmadı. Şehrin gelişim yönünü belirleyen kararlar, kamusal alanlar ve bugün hâlâ kullanılan kent mekânları bıraktı.

Bu yazı dizisinin başında deprem enkazı içinden doğan yeni sokaklardan söz etmiştik. Ardından yeniden inşa edilen külliyeleri, kültür yapılarını, meydanları ve anıtsal eserleri gördük. Bütün bu hikâye bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Şehirler kendiliğinden oluşmaz. Her cadde, her meydan ve her yapı; bir dönemin ihtiyaçlarının, alınan kararların ve verilen emeklerin sonucudur.


Bugün Balıkesir'in sokaklarında yürürken çoğu zaman fark etmiyoruz. Ancak geçtiğimiz her cadde, her meydan ve her tarihi yapı; bir depremden, bir savaştan ve yeniden ayağa kalkma iradesinden doğmuştur. Balıkesir'in imar tarihi aslında yalnızca taşın, toprağın ve binaların değil; ortak hafızanın, dayanışmanın ve geleğe duyulan inancın tarihidir.

Ömer Âlî Bey'in cetvelle çizdiği ilk doğrultulardan, Ali Hikmet Paşa'nın açtığı meydanlara kadar uzanan bu mirası anlamak ve korumak, geçmişe duyulan saygının olduğu kadar geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluğun da bir gereğidir.