İSMAİL ERTEN
E. Eğitimci - ÇYDD Balıkesir Şube Başkanı
Mustafa Kemal aydınlanma devrimini yaparken “cumhuriyetin temeli kültürdür” demişti. Cumhuriyetin kültür temellerini yaratacak, yaşatacak, geliştirecek aydınlanma kurumları Köy Enstitüleriydi.
Cumhuriyet Osmanlı’dan cehalet ve yoksulluk devraldı. Mustafa Kemal’e göre yoksulluk ve cehalet bir an önce yok edilmeliydi.
Cumhuriyet kurulmadan önce 14 Ağustos 1923 tarihinde yurtdışına öğrenci gönderilmesi için yasa çıkarıldı. Mustafa Kemal yurtdışına giden öğrencilere “bir kıvılcım olarak gidecek volkan olarak döneceksiniz” dedi. O yokluk koşullarında cumhuriyet yurtdışına öğrenci gönderdi. Bu yasa 1948 yılına dek yürürlükte kaldı. Bu süre içinde yurtdışına 2 bin 200 öğrenci gönderildi. Gönderilenlerin hepsi “volkan” olarak geri döndü. Sabahattin Ali, Cahit Arf, Emin Ziya Karal, Haldun Taner, Melahat Togar…
Cumhuriyet aydınlığı yurda yayılmaktaydı. Kırk bin köyün otuz altı bininde okul yoktu. Hitler orduları ülke sınırlarına dayanmıştı. Bu koşullarda bir avuç aydın çağdaşlığın taşlarını döşedi. Hiç yüksünmeden.
Niyazi Öğretmenim aydınlanma kahramanlarını ve kurumlarını Kurtuluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü kitabını yazdı. Kitabı elime aldım. Kokusunu içime çektim. Sayfaları karıştırdım. İlk Gönen Köy Enstitüsü’nü okudum. Okudukça okudum. Kitabı elimden bırakamadım.
Bu kadar belgeyi, bilgiyi Niyazi öğretmenim nasıl toplamış. Bir kişinin yapacağı iş değil. Ama Niyazi öğretmenim başarmış. O’nu tanıyanlar bilir. Niyazi öğretmenim oh demeden bir kurum gibi çalışır. Kitap öğretmenime hayranlığımı bir kat daha arttırdı.
Niyazi öğretmenim hep şunu söyler: “Biz cumhuriyetin öğretmenleriyiz. Yorulma hakkımız yok. Cumhuriyet’e borcumuzu ödemek zorundayız.”
Kitabı okurken hem kıvandım hem duygulandım. Bütün öğretmenlerin, aydınların okuması gereken bir kitap. Neden mi? Bazı Köy Enstitülerinden birkaç alıntıyla konuyu açayım.
Bu enstitülere seçilen müdürler, yöneticiler çok titizlikle seçilmiş. Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ince eleyip sık dokumuş. Bir kişi Tonguç’a rağmen Kızılçullu’ya müdür olmuş: Mehmet Emin Soysal. Emin Soysal uyumsuz biridir. Öğrencilere sert davranır. Köy Enstitüleri anlayışına aykırı davranır. Okuldan uzaklaştırdığı öğrencileri el altından Şevket Gedikoğlu’nu göndererek geri getirir.
Tonguç Emin Soysal’a beş yıl katlanır. Sonunda görevden alır. Görevden alınan Emin Soysal yeminli bir Köy Enstitüsü düşmanı kesilir. 1932 yılında Emin Soysal Cemal Kutay’la birlikte Konya’da Sabahattin Ali’yi şikayet ederler. Bu şikayet üzerine Sabahattin Ali Sinop cezaevine konur. Görevden uzaklaştırılır.
Enstitülere atanan müdürlerin yaşları 27-42 arasındadır. En yaşlısı Savaştepe Köy Enstitüsü Müdürü Sıtkı Akkay’dır. Sıtkı Akkay Savaştepe’de olmazı olur yapmıştır.
Yemekhanede tuz bitmiştir. Aşçıbaşı yemeği tuzsuz pişirir. O günlerde tuz kıtlığı çekilmektedir. Sıtkı Akkay ambar memurunu ve atları alıp 30 kilometre ötedeki Soma’ya gider. Bakkallar kapalıdır. Bakkalları açtırır. Dört çuval tuz alınır geri dönülür. Kaçakçı peşinde olan jandarmalar Sıtkı Akkay’ı yakalarlar. Sıtkı Akkay’ın müdüre benzer yanı yoktur. Jandarmalara Sıtkı Akkay “Beni Soma’ya göndermeyin daha yakın olan Savaştepe karakollarına götürün” der. Jandarmalar O’nu Savaştepe karakoluna teslim ederler. Akkay tanıdığı komutana “Yolumuzu şaşırmıştık bu iki jandarma bize yardımcı oldular” der. Böylelikle enstitü tuza kavuşur.
Savaştepe depremi sırasında kazarak evden çıkar. Evden çıkarken eşine “sen çocuklara bak ben öğrencilerime gidiyorum” der. Enstitü müdürleri böyle özverilidirler.
İsmet İnönü Savaştepe’ye gelir. Kümes nöbetçisi Hatice Kolukısa’nın torbasını açtırır. Torbadaki ekmek, peynir, zeytin Sophakles’in Antigone kitabı çıkar. İnönü yanındakilere dönerek “daha Ankara’da biz okumadık bu kitabı” der. Antigone erkek egemenliğine başkaldıran ilk kadının öyküsüdür.
Köy Enstitüleri’nde kitapla ekmek yan yanaydı. Köy Enstitüleri’nden okuyan kuşaklar yetişti: Yazar, şair, bilimci, sanatçı… Fakir Baykurt, Ali Yüce, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Ayşe Baysal…
Rauf İnan Çifteler Köy Enstitüsü’nde öğrencileri yüksekçe bir yerde toplar. Öğrencilere görev ve sorumluluk verir. Görevinizi yaparken kimseye sormayacaksınız, kendiniz karar vereceksiniz. Demokratik yönetim örneği gösterir. Öğrenciye “eşek oğlu eşek” diyen öğretmen okuldan ayrılmak zorunda kalır.
Enstitüye yeni gelen öğrenciyi öğretmen alır tuvalete, yatakhane, hamama götürür buraların nasıl kullanacağını gösterir. Öğrencinin giysilerini alır bir torbaya koyar, öğrenciye yeni giysiler verilir. Eskiler öğrenci köyüne giderken geri verilir.
1940’tan önce okula gelen öğrencilerden 30 lira harçlık ya da 30 lira karşılığı erzak istenirmiş. Okula öğrenci bulmakta bu nedenle zorluklar yaşanmış. Köy Enstitüsü Yasası çıktıktan sonra bu harçlar kaldırılmış.
Gönen’de Burdur Tefenni’den Ahmet Yamacı kız arkadaşına mektup verirken yakalanmış. Okulu bitirmesine üç ay kalmıştır. Ahmet Yamacı ve kız arkadaşı Hacer üç ay okuldan uzaklaştırma cezası alır. Ahmet Yamacı bu olayı onur sorunu yapan okula dönmez. Ahmet Yamacı TRT’nin açtığı sınavı kazanarak yıllarca radyoda saz sanatçısı olarak çalıştı.
Annesi Fakir Baykurt’u karşısına alır:
“Bak gidiyorsun, güle güle! Artık rahata çıkıyorsun. (…) Sığır, hergele ile bir dünya iş bize kalıyor. Yoksulluk arkasızlık bize kalıyor. Sen büzüğünü (kıçını) sıkıp yalnızca okuyacaksın. Sınıfta kalmak, kaçıp gelmek yok. El içinde gülünç olma, bizi de gülünç etme. Bir daha diyorum. (…) Eğer okumadan döner gelirsen, seni parça parça doğrar, her parçanı kulağın kadar küçük küçük yapar, adak gibi köyün köpeklerine, pisiklerine üleştiririm. Ona göre düşün, git ya da gitme. (…)” Fakir Baykurt bu öğütten sonra istersen okuma diye sözünü bitirir.
Ben de Gönen İlköğretmen Okulu’nda okudum. Bizim zamanımızda da Köy Enstitüsü gelenekleri sürüyordu. Okul açılsın diye dört gözle bekliyordum. Çünkü gecesi gündüzü belli olmayan iş yükünden kurtuluyorduk. Okul rahat bir ortamdı biz köylü çocukları için.
Kitapta bunlara benzer nice öyküler var. Hepsini anlatmaya kalksam kitabı yeniden yazmam Gerekir.
Birbirinden acıklı öyküleri duygulanarak okuyacaksınız.
Köy Enstitüleri 1937 yılında açılıyor. Yasa 1940 yılında çıkıyor. Adı konmamış okulların adı konuyor. İlk okul 1937 yılında Çifteler’de açılıyor. Daha sonra Kızılçullu ve diğerleri. Orta Anadolu’da daha çok göçmenler var. Göçmenler arasında okuryazar oranı yüksek. Öğrenci bulmakta zorluk çekilmiyor.
Önce eğitmen kursları açılıyor. Eğitmenler altı ay eğitimden sonra köye gönderiliyor. Eğitmenler gittikleri köylerde öğrencileri üçüncü sınıfa kadar okutuyorlar. Köy Enstitüsü’ne gelen öğrencilerin 4., 5. Sınıfları okulda tamamlatılıyor. Okula kaydı ondan sonra yapılıyor. Eğitmenler küçük çocuklara hem ağabeylik yapıyor hem usta öğreticilik.
Köy Enstitüleri’nin yerleşik yerleri en ince ayrıntısına dek düşünülerek seçilmiştir.
Köy Enstitüsü’nü bitirenlere 50 kitap ve becerilerine göre biçki-nakış takımı, yapıcılık takımı, ağaç işleri takımı verilirdi. Köy Enstitüsü’nü bitirenler iyi birer öğretmen, iyi bir sanatçı, iyi bir örgütçü olarak yetiştirildiler. Öğretmen örgütlenmesi Köy Enstitülü öğretmenlerle ivme kazanmış. Fakir Baykurt ve arkadaşlarının kurduğu TÖS’le (Türkiye Öğretmenler Sendikası) doruğa çıkmıştır. TÖS’lü öğretmenlerin yetiştirdiği öğrenciler Niyazi Altunya ve arkadaşları 1990’da Eğitim-İş’i kurmuşlardır. Bugünkü onlarca memur sendikası Eğitim-İş’in açtığı yoldan giderek kurulmuşlardır.
Öner Yağcı’ya göre 68 Kuşağı Köy Enstitülü öğretmenlerin eseridir.
Sonuç olarak Köy Enstitüleri’ni aydınlanma kurumlarıydı. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı Türkiye bugün çağ atlayacaktı. Köy Enstitüleri’ni Demokrat Parti kapatmadı. Köy Enstitüleri Hasan Âli Yücel’in görevden alınmasıyla kapatıldı.
“Yıl 1946 / Düziçi Köy Enstitüsü’nde / Bu dünyaya ayak bastım ben / Ekmeğime ışık sürdü Tonguç / Eşitlik özgürlük sürdü beynine / Bin yıllık uykudan uyandım / Bir gramcık bilgi için / Tırmanmadık yokuş koymadım ben / Saç döktüm ömür tükettim / Öğrenmeye doymadım ben.” Ali Yüce.
Bu kitabı Niyazi Öğretmenimin akıcı Türkçesinden okumak bir başka mutluluk.
Okumaya doymayanlara yazmaya doymayanlara selam.