OSMAN ZEKİ ŞAHİN
Y. Mimar / Balıkesir Mimarlar Odası Şube Başkanı
Kentlerin kimliği yalnızca büyük meydanlarda, görkemli yapılarda ya da geniş caddelerde oluşmaz. Bir şehrin gerçek karakteri, insanların her gün karşılaştığı küçük ayrıntılarda saklıdır. Bir çeşmede, bir şadırvanda, bir okulda ya da bir kütüphanede... Çünkü şehir hayatı, çoğu zaman anıtsal yapıların gölgesinde değil, gündelik yaşamın içinde şekillenir.
Önceki bölümlerde, 1898 depreminin ardından Mutasarrıf Ömer Âlî Bey'in Balıkesir'i yeniden ayağa kaldırmak için yürüttüğü büyük imar çalışmalarından söz etmiştik. Ancak onun hizmetleri yalnızca sokakları düzenlemek ve büyük yapıları yeniden inşa etmekle sınırlı kalmadı. Şehrin sosyal ve kültürel yaşamını güçlendirecek eserler de aynı dönemde ortaya çıktı.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, bugün Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan ve halk arasında Ömer Âlî Bey Şadırvanı olarak bilinen yapıdır. İlk bakışta mütevazı bir şehir donatısı gibi görünse de, mimari açıdan oldukça özgün özellikler taşır. Geleneksel Osmanlı şehirlerinde sıkça görülen dairesel veya sekizgen şadırvanların aksine, bu yapı beşgen plan düzenine sahiptir. Bu yönüyle yalnızca Balıkesir'in değil, dönemin mimari anlayışının da sıra dışı örneklerinden biri olarak dikkat çeker.
Şadırvanın bulunduğu konum da tesadüf değildir. O yıllarda insanlar günün önemli bir bölümünü sokaklarda, çarşılarda ve kamusal alanlarda geçiriyordu. Dolayısıyla bu tür yapılar yalnızca su ihtiyacını karşılamıyor; aynı zamanda insanların karşılaştığı, sohbet ettiği ve şehir hayatına katıldığı sosyal mekânlar olarak da işlev görüyordu.
Ömer Âlî Bey'in ileri görüşlülüğü yalnızca mimari eserlerde değil, eğitim ve kültür alanındaki çalışmalarında da kendini gösterdi. Dönemin Balıkesir'i, Karesi Sancağı'nın önemli merkezlerinden biri olarak ticaretin, eğitimin ve kamu hizmetlerinin geliştiği bir şehir konumundaydı. Bu gelişimin sürdülebilmesi için bilgiye erişimin artırılması gerektiğine inanılıyordu.
İşte bu anlayışla, deprem sonrasında yeniden yaptırılan Hacıali Camii'nin yanında yer alan medrese odalarından biri farklı bir amaç için düzenlendi. Özel dolaplarla donatılan bu mekâna Ömer Âlî Bey kendi şahsi kitap koleksiyonunu bağışladı ve böylece Balıkesir'in ilk modern kütüphanelerinden biri olarak kabul edilen Hamidiye Kütüphanesi'nin temelleri atıldı. Bu girişim, yalnızca kitapların saklandığı bir oda oluşturmak değil, aynı zamanda şehrin kültürel geleceğine yatırım yapmak anlamına geliyordu.
Bugün bir kütüphane açılması sıradan bir gelişme gibi görülebilir. Ancak 20. yüzyılın başlarında Anadolu'nun bir kentinde kişisel kitaplığını halkın kullanımına sunmak, dönemi için oldukça ileri bir düşünceydi. Bu nedenle Hamidiye Kütüphanesi, Balıkesir'in kültürel tarihinde özel bir yere sahiptir.
Ömer Âlî Bey'in şehir için yaptığı çalışmaların ortak bir özelliği vardı: Kalıcı olmaları. Açtırdığı yollar, yeniden yaptırdığı yapılar, kazandırdığı kültürel mekânlar ve geliştirdiği şehir anlayışı, görev süresinin çok ötesine geçen etkiler bıraktı. 25 Şubat 1920 tarihinde hayatını kaybeden ve tüm mal varlığını Kızılay'a bağışlayan Ömer Âlî Bey, arkasında yalnızca binalar değil, aynı zamanda güçlü bir şehir vizyonu bıraktı. Balıkesir, onun attığı temeller üzerinde büyümeye devam etti. Ancak şehir çok geçmeden yeni bir sınavla karşılaşacaktı. Bu kez tehlike bir deprem değil, savaşın ve işgal yıllarının bıraktığı yıkımdı.
Bir sonraki bölümde, Kurtuluş Savaşı sonrasında harap olan kent merkezinin nasıl yeniden şekillendirildiğini ve Ali Hikmet Paşa'nın Balıkesir'in modern şehir kimliğinin oluşumundaki rolünü ele alacağız.
Yarın: “Yıkımdan Kamusal Boşluğa: Ali Hikmet Paşa ve Cumhuriyet Şehirciliğinin İlk Aksı”