Sabah alarmı çalar. Gözler yarım açık. İlk refleks ne? Telefon mu? Hayır. Mutfak. Kahve makinesi. O ilk yudum.
Daha ayılmadan “Bugün de kilo vereceğim” diyen bizler için kahve zaten yıllardır küçük bir umut kaynağıydı. Meğer bu umut o kadar da temelsiz değilmiş.

Son günlerde önüme düşen bir araştırma, kahveyle olan ilişkimi bir kez daha sorgulamama neden oldu. Meğer mesele “kaç fincan içtiğin” değilmiş. Mesele, kahveyi vücudunun ne kadar sürede parçaladığıymış. Yani bazı insanlar var… Az içiyor ama kafein kanında uzun süre kalıyor. Ve bu insanlar, farkında bile olmadan metabolizmayı biraz daha hızlı çalıştırıyor.


Şimdi burada durup şunu söyleyeyim:
Hayır, kahve içip kanepeye uzanarak göbek eritmek yok. Keşke olsaydı.

Ama şu var… Kafein dediğimiz şey, gerçekten de vücudu “uyanık” tutmakla kalmıyor. Isıyı artırıyor, yağ yakımını tetikliyor, metabolizmanın vitesini bir tık yukarı alıyor. Hani arabada ani hızlanırsınız ya, motor sesi değişir… İşte kafein tam olarak onu yapıyor gibi.


İşin ilginç yanı şu: Bu etkinin büyük kısmı şekersiz ve sade kahvede ortaya çıkıyor.
Yani o kremalı, şuruplu, üstü köpüklü “kahve görünümlü tatlılar” bu hikâyenin kahramanı değil. Onlar başka bir film. Muhtemelen dram.


Araştırmalar diyor ki, kandaki kafein seviyesi yüksek olan kişilerde:

Vücut yağ oranı daha düşük

Kilo kontrolü daha kolay

Tip 2 diyabet riski daha az

Bunu okuyunca insanın aklına şu geliyor:
“E o zaman ben günde 5 kahve içeyim!”


Dur. Orada dur.

Çünkü işin bir de öbür yüzü var.
Uykusuzluk… Çarpıntı… Sinirlilik… Akşam 11’de tavana bakıp “Neden uyuyamıyorum?” sorgulamaları…
Kafein herkese aynı davranmıyor. Kimini uçuruyor, kimini duvara çarpıyor.

Benim bu araştırmadan çıkardığım ders şu oldu:
Kahve bir mucize değil. Ama doğru şekilde tüketildiğinde iyi bir yardımcı olabilir.


Sabah aç karnına sade bir kahve…
Şekersiz. Kremasız.
Yanında “nasıl olsa kahve içtim” diye yenilen kruvasan hariç.


Ve belki de en önemlisi şu:
Kilo, sağlık, metabolizma… Bunların hiçbiri tek bir fincana emanet edilecek şeyler değil. Ama küçük alışkanlıklar, uzun vadede büyük fark yaratıyor.

O yüzden yarın sabah kahveni eline aldığında şunu düşün:
“Bu sadece bir içecek değil… Bu benimle çalışan küçük bir kimya deneyi.”

Ama dozunda.
Her şey gibi.