Dün San Francisco’dan Los Angeles’a geldik. Amerika’nın “Melekler Şehri” olarak bilinen bu kent, dünyanın en tanınmış şehirlerinden biri. Beverly Hills’in ihtişamı, Hollywood’un ışıkları, Santa Monica’nın kilometrelerce uzanan sahilleri, Venice Beach’in özgür ruhu ve Downtown Los Angeles’ın gökdelenleri bir araya geldiğinde insan kendisini adeta bir film setinin içinde hissediyor.

Şehrin en etkileyici noktalarından biri Griffith Observatory. Buradan hem Pasifik Okyanusu’nu hem de kilometrelerce uzanan Los Angeles manzarasını seyredebilirsiniz. Akşam saatlerinde şehir ışıkları ufka kadar uzanıyor. Bir tarafta dünyanın en büyük eğlence endüstrisi, diğer tarafta teknoloji, ticaret ve turizmin merkezi olan dev bir metropol…

Ancak bütün bu güzelliklerin arasında bizi asıl heyecanlandıran şey futbol değil, ay-yıldızlı bayrağımızdır.


Milli takımımız ne yazık ki bu turnuvada beklentilerin çok uzağında kaldı. Sahada ortaya konulan futbol, alınan sonuçlar ve yaşanan hayal kırıklıkları milyonlarca Türk’ü üzdü. Günlerdir futbol konuşulması gerekirken, oyuncularımızın saç modelleri, kişisel tercihleri ve saha dışındaki görüntüleri konuşuldu. Sosyal medyada alay konusu oldular, eleştirildiler ve tartışmaların odağı haline geldiler.

Ama burada çok önemli bir gerçeği gördüm.

Los Angeles sokaklarında, otellerde, restoranlarda ve stadyum çevresinde karşılaştığım Türklerin hiçbiri futbolcuların saçına, kıyafetine veya şöhretine destek vermek için buraya gelmemiş. Almanya’dan gelen var, Hollanda’dan gelen var, Azerbaycan’dan gelen var, Kanada’dan gelen var, Avustralya’dan gelen var, Amerika’nın farklı eyaletlerinden gelen var. Binlerce kilometre yol yapmış insanlar gördüm.

Hepsinin ortak noktası aynı:

Ay-yıldızlı bayrağı görmek ve İstiklal Marşı’nı birlikte söylemek.

Çünkü Türk milleti için milli forma, onu giyen kişilerin çok üzerindedir. Futbolcu gelir geçer, teknik direktör gelir geçer, yöneticiler gelir geçer. Ama bayrak kalır, millet kalır, devlet kalır.


Belki takımımız başarılı olamadı. Belki beklediğimiz mücadeleyi göremedik. Belki milyonlarca insanın umutları erkenden tükendi. Ama buna rağmen dünyanın dört bir yanından gelen Türkler tribünlerdeki yerlerini almaya devam ediyor.

Çünkü bizler şımarık sporcuların peşinden koşan bir topluluk değiliz. Bizler inandığı değerler uğruna dünyanın öbür ucuna gidebilen bir milletiz. Bizi stadyuma götüren şey futbolcuların şöhreti değil, göğsümüzde hissettiğimiz vatan sevgisidir.

Los Angeles’ın ışıkları altında bir kez daha anlıyorum ki; Türk milleti bazen başarısızlıklara kızar, bazen eleştirir, bazen hayal kırıklığı yaşar. Ama konu bayrak olduğunda, konu vatan olduğunda, konu İstiklal Marşı olduğunda aynı safta buluşmayı bilir.

Bu yüzden Los Angeles’taki bu son maç, skorundan bağımsız olarak benim hafızamda başka bir şekilde kalacak. Çünkü burada gördüğüm şey bir futbol takımı değil, dünyanın dört bir yanından gelmiş, farklı hayatlar yaşayan ama aynı bayrağın altında birleşebilen büyük bir milletin gücü oldu.

Ve belki de asıl zafer budur.