Hafta sonu milyonlarca gencin hayatını doğrudan etkileyecek üniversite sınavı geride kaldı. Yine aynı sahneler, yine aynı telaş ve yine aynı yürek burkan görüntüler ekranlara yansıdı. Sınava yetişmeye çalışan gençler, son dakikada koşanlar, kimliğini unutanlar, yanlış okula gidenler… Her yıl tekrar eden bir tabloyu bir kez daha izledik.


Bu tablo artık o kadar alışıldık hale geldi ki, neredeyse kimse şaşırmıyor. Polis ekipleri, zabıtalar, hatta moto kuryeler adeta birer kahraman gibi devreye giriyor; gençleri sınav salonlarına yetiştirmek için zamanla yarışıyor. Toplumsal bir refleks haline gelen bu dayanışma elbette takdire şayan. Ancak bu görüntülerin arasında bir sahne var ki, her yıl olduğu gibi bu yıl da içimizi burktu.


Sınav salonunun kapısına kadar gelmiş bir genç… Belki saniyeler, belki saliselerle kaçırılmış bir fırsat… Görevlilerin gözleri önünde kapanan bir kapı ve o kapının ardında kalan hayaller…

Evet, kurallar olmalı. Evet, sınav belirlenen saatte başlamalı. Bu konuda kimsenin itirazı yok. Zaten olması gereken de bu. Ancak insanın içini sızlatan nokta şu: Kapının önüne kadar gelmiş bir gencin, göz göre göre dışarıda bırakılması gerçekten kaçınılmaz mıydı?

Burada mesele “zamanında gelseydi” meselesi değil. Elbette her öğrenci her türlü ihtimali düşünerek erken gelmeli. Trafiği, aksilikleri, unutkanlıkları hesaba katmalı. Bu bir sorumluluktur. Ancak hayat dediğimiz şey de zaten bu hesaplanamayan aksiliklerden ibaret değil mi?


Birkaç adım kalmışken, bir insanın hayatını etkileyebilecek bir sınavdan dışlanması… Bu durum artık kuralcılığın ötesinde bir noktaya işaret ediyor. Buna dakiklik mi demeli, işgüzarlık mı, yoksa empati eksikliği mi, doğrusu karar vermek zor.

Çünkü o kapının dışında kalan sadece bir öğrenci değil; aylarca, belki yıllarca emek vermiş bir genç, bir aile, bir umut… Belki de bir hayat hikâyesi.

Kurallar toplum düzeni için vardır, doğru. Ama kuralları uygulayanlar da insan. Ve bazen insan olmak, kuralın satır aralarında vicdanı da görebilmeyi gerektirir.


Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Kuralları mı koruyoruz, yoksa insanların hayallerini mi?

Çünkü bazen birkaç saniye, bir ömrün yönünü değiştirmeye yeter.