Bir babanın, bir insanın zamanı tutma telaşı üzerine...


Bir zaman gelir, pencereye vuran sabah ışığı bir başka düşer.

Uyanırsın, ev aynı evdir; ama içindeki sessizlik değişmiştir.

Oğlunun odası hâlâ oradadır, ama o çocuk gitmiştir.

Yatağı toplanmış, ama kokusu kalmıştır.

Zaman geçmiştir işte; ne ses çıkararak, ne izinle…

Sadece usulca, yavaş yavaş seni senden alarak.


***

Hatırlarsın... Küçüktü o zamanlar. Ellerini sen tutardın.

“Baba hadi parka gidelim” derdi.

Hafta sonları hiç bitmeyecek sandığın o günlerde, zaman sanki durağan bir dost gibiydi.

Ama bir gün o park sessiz kaldı.

Çocuğun büyüdü, topu bir köşede unutuldu.

Ve sen o topun üzerine çöken tozda, kendi ömrünün tanesini gördün.


***

Zaman bir nehir gibidir, insan o nehirde bir t

Toplum insanı hızla büyütüyor, sonra hızla unutuyor.

Okul biter, iş başlar. Nişan, düğün, çocuk, derken bir bakarsın sen de baban yaşındasın.

Fark etmeden o nehrin içindesin.

Akıyor hayat…

Sen tutmaya çalıştıkça su, avuçlarından kayıyor.


***

Zaman, doğanın en adil ama en acımasız tarafıdır.

Ne zengine torpili vardır, ne yoksula merhameti.

Kimse bir saniyesini bile geri alamaz.

İnsan bu yüzden zamanla değil, zamanın farkında olmamakla yenilir.

Bugün akşam yemeğinde oğlunla oturuyorsan, o masada sessiz bir misafir vardır: geçip giden zaman.

Kadehini kaldırırsın, oysa farkında olmadan “düne” içiyorsundur.


***

Bir baba için geç kalan sessizlik...

Baban giderken de aynı farkındalığı yaşarsın.

Bir sabah kalkarsın, artık o evde bir sandalye boş kalmıştır.

Odadan o ses, o nefes eksilmiştir.

Ve anlarsın:

Bizler aslında birbirimize dokunarak değil, birbirimizden geçerek yaşarız.


Bir baba gider, oğlu kalır.

Sonra o oğul da büyür, babasını özler.

Zaman böyle döner…

Kuşaklar birbirine benzer; sadece ses tonları değişir, kelimeler benzer, duygular aynı kalır.


***

Belki de insan dediğin, babasının bıraktığı sürenin devamıdır.

Bir çocuğun “baba” deyişiyle başlayan bir zincir…

Ne geçmişin tamamen içinde yaşarsın, ne de bugünün tamamen içinde.

Zaman, seni hem taşır hem tükenmeye zorlar.


***

Zamanı durduramazsın ama tutabilirsin!

Felsefede Herakleitos der ki: “Aynı nehre iki kez giremezsin.”

Çünkü ne nehir aynıdır, ne de sen.

Ama nehirden geçerken soğuğunu hissedersen, işte o anda yaşarsın gerçekten.


O yüzden belki mesele, zamanı durdurmak değil;

her anın sıcaklığını hissedebilmek.

Bir akşamüstü oğlunun omzuna dokunmak, “iyi misin” demek.

Bir kahve koyup yalnızlığınla şöyle bir göz göze gelmek.

Bir nefeslik sessizlikte bile “şimdi” diyebilmek…

İşte o zaman, zaman bir süreliğine durur.

Gerçekten insan olursun.


***

Zamanın kalbinde sevgi saklıdır!

Kimi filozoflar zamanı bir yanılsama, bir zihin oyunu olarak anlatır.

Belki öyledir.

Ama insan birinin gözlerine sevgiyle bakarken, bir annenin çocuğu için dua ettiği o kısacık anlarda, zamanın gerçek olduğunu hisseder.

Çünkü sevgi, zamana meydan okuyan tek şeydir.


Bir baba için oğlunun ilk adımı zamandır.

Bir anne için çocuğunun ilk “anne” deyişi.

Bir dede için torununun “dede, hadi anlat” demesidir.

İşte o anlar, binlerce saniyenin arasında kendi sonsuzluğunu yaratır.


Zaman geçer, evet.

Ama içindeki sevgiyi taşır, öylece, hiç eksiltmeden…

Belki gün gelir, oğlun senin mezar taşına çiçek bırakır; ama kokusunda senin nefesini hisseder.

İşte o zaman bilirsin:

Zaman gitmemiştir, sadece biçim değiştirmiştir.


***

Bir babanın elleri hep nasırlıdır: hayattan, işten, sevdadan.

Ama en ağır yük, geçip giden zamanın ağırlığıdır aslında.

O yükü hafifletmenin tek yolu vardır: yaşarken farkında olmak.

Bugün oğlunun sesini biraz daha dinle.

Bugün sofradaki sessizliği biraz daha duy.

Bugün gökyüzüne bakarken, bir bulutun geçişini bile fark et.

Çünkü bir gün, o küçük ayrıntılar ömrünün en büyük hatıraları olacak.


Zaman kimsenin değil.

Ama anlam, hala senin elinde.