Balıkesir’in siyasi tarihinde öyle il başkanları gördük ki, adeta birer bakan ağırlığında isimlerdi. Yetkileri Ankara’da yazmazdı belki ama karşılıkları halkın gönlünde vardı. Güçleri koltuktan değil, teşkilattan gelirdi.
1973’te Adalet Partisi İl Başkanı Necat Tunçsiper… 1983’te Anavatan Partisi İl Başkanı yine Necat Tunçsiper… Ardından ANAP’ta Nadir Karaağaç… Doğru Yol Partisi’nde Erol Taşkesen…
Bu üç isim sadece görev yapmadı. Teşkilatın bağrından çıktılar. Gerçek kongrelerde yarıştılar. Delegelerin oyuyla geldiler. Mücadele ederek kazandılar.
Yani koltuk onları büyütmedi, onlar koltuğa ağırlık kattı.
***
Eskiden siyaset hayatın içindeydi. İl başkanları düğüne yalnız gitmezdi, cenazeye yalnız gitmezdi, derneğe yalnız gitmezdi, valiliğe yalnız gitmezdi, Ankara’ya yalnız gitmezdi. Yanlarında mutlaka teşkilat olurdu. Çünkü mesele görünmek değil, birlikte görünmekti.
Bir il başkanının gücü arabasından değil, arkasında yürüyen insanlardan anlaşılırdı.
Bu üç il başkanının hafızalarda kalan bir ortak yönü daha vardı. Üçü de beyaz takım elbise giyerdi. Bu bir tesadüf değildi. O beyazlık bir duruştu. Bir temsildi. Bir özgüvendi.
Anafartalar Caddesi’nde yürürlerdi… Milli Kuvvetler Caddesi’nde yürürlerdi… Ama bu yürüyüş sıradan bir yürüyüş olmazdı.
Arkalarında teşkilat, yanlarında yöneticiler, çevrelerinde partililer… O yürüyüşler zaman zaman adeta bir güç gösterisine dönüşürdü. Ama kibir değil, birlik görüntüsüydü o.
Halk bakardı ve şunu görürdü: “Bunlar bizim içimizden çıkan insanlar.” Ve halk, kendi içinden çıkanları severdi.
***
Ankara ziyaretleri şahsi temas değil, teşkilat çıkarmasıydı. İl başkanı kapı çaldığında yalnız değildi. Yanında ilçe başkanları, yöneticiler, partililer vardı.
Bu, Ankara’ya verilen bir mesajdı: “Bu talep şahsi değil, Balıkesir’indir.” İşte bu yüzden Balıkesir’e birçok hizmetin gelmesine vesile oldular. Çünkü arkalarında sadece imza değil, teşkilat iradesi vardı.
Süleyman Demirel’in Balıkesir ziyaretinde konvoyu bölmeye çalışanlara karşı aracın önüne geçerek engel olan bir il başkanı vardı: Necat Tunçsiper.
Provokasyonları önlemek için motorun arkasına binip kalabalığın arasına giren bir il başkanıydı o. Bu hareketler gösteriş değildi. Bu, “Ben teşkilatın önündeyim” deme biçimiydi.
Sonra ANAP’ta Nadir Karaağaç dönemi… Enerjisi ve kadrolarıyla partinin dinamosu oldu.
1992’de Doğru Yol Partisi güçlenirken Erol Taşkesen, yine teşkilatıyla birlikte yürüyen bir liderdi. Ortak noktaları şuydu: Hiçbiri yalnız değildi.
***
O dönemlerde bakanlar il başkanlarını tanırdı. Genel başkanlar isim isim bilirdi. Bürokrasi onları ciddiye alırdı. Halk ise düğünde, sokakta, çarşıda zaten görürdü. Çünkü il başkanı sadece partinin değil, şehrin de insanıydı. Teşkilat ile millet arasında gerçek bir köprü vardı.
Bugün sormamız gereken soru şu: İl başkanları halkın arasında mı, yoksa sadece toplantı salonlarında mı? Yürüyüşler kalabalık mı, yoksa yalnız mı? Teşkilat birlikte mi hareket ediyor, yoksa dağınık mı?
Siyaset artık bireyselleşti. Teşkilat kültürü zayıfladı. Birlikte hareket etme geleneği yerini kişisel temaslara bıraktı.
Oysa siyaset tek başına yapılınca güç üretmez. Kalabalıkla yürüyünce yankı olur.
***
Balıkesir’in geçmişinde “bakan gibi il başkanları” vardı. Teşkilatın bağrından çıktılar. Gerçek kongrelerde yarışarak geldiler. Beyaz takım elbiseleriyle şehrin caddelerinde yürüdüler. Ve Balıkesir’e hizmet gelmesine vesile oldular.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni makamlar değil, o eski teşkilat ruhunu yeniden hatırlamaktır.
Çünkü siyaset yalnız yürüyenlerin değil, omuz omuza yürüyenlerin işidir.