Kaz Dağları’nı sadece oksijen oranıyla anlatmak eksik kalır. Çünkü burası ölçülebilen bir hava kalitesinden çok daha fazlasıdır. Kaz Dağları insanın içini açar; ciğerleriyle birlikte hafızasını da temizler. Balıkesir’in bu kadim dağları, yüzyıllardır yalnızca rüzgâr üretmez; düşünce, sükûnet ve direnç üretir. Bu topraklar, insanın bedeniyle birlikte ruhunu da dinlendiren nadir coğrafyalardandır.
Bugün modern insanın “iyi hissetme” diye adlandırdığı duygunun kökleri, burada çok eskidir. Kaz Dağları’nda insan kendini iyi hissetmez; kendine döner. Şehirlerde hızla akan hayat, burada ağırlaşır. Zaman yavaşlar, kelimeler azalır, düşünceler derinleşir. İnsan burada acele etmenin ne kadar anlamsız olduğunu fark eder.
***
Kaz Dağları’nın oksijeni nelere kadirdir sorusu, aslında “insan neye muhtaçtır?” sorusuyla ilgilidir. Temiz hava beden için şifadır; ama asıl şifa zihindedir. Burada uyku derinleşir, nefes genişler, kalp ritmi sakinleşir. Sinir sistemi gevşer, insanın kendisiyle kurduğu ilişki yumuşar. Bu, yalnızca biyolojik değil; psikolojik ve felsefi bir iyileşmedir.
Bu durum sosyolojiktir. Büyük şehirlerde insanlar kalabalıklar içinde yalnızlaşırken, Kaz Dağları’nda yalnızlık insanı korkutmaz. Burada yalnızlık bir eksiklik değil, bir imkândır. İnsan kalabalıktan kaçmak için değil; toplumu, insanı ve kendini yeniden anlamak için gelir buraya. Bu yüzden Kaz Dağları, gürültülü kitleleri değil, sessiz arayışları kendine çeker.
***
Rahmetli Tuncel Kurtiz’in Kaz Dağları’nı bu denli sevmesi tesadüf değildir. O, sahnede güçlü ve gür sesliydi; hayatta ise suskunluğun kıymetini bilen bir insandı. Kaz Dağları’nın diliyle onun dili birbirine yakındı: gösterişsiz, ağır, derin. Burada insan rol yapamaz. Maskeler düşer, insan yalnızca kendisi kalır. Kurtiz’in aradığı da tam olarak buydu.
Bu coğrafyanın arkeolojisi yalnızca taşlardan, kazı alanlarından ibaret değildir. Antik İda Dağı, Troya Savaşı’na tepeden bakan, mitolojide tanrıların yürüdüğü bir mekândır. Homeros’un dizeleri, Zeus’un gölgesi, binlerce yıl önce bu yamaçlarda dolaşan insanların ayak izleri hâlâ toprağın hafızasındadır. Kaz Dağları, geçmişin sadece yaşanmış değil, bugünle birlikte nefes alan bir zaman dilimi olduğunu hatırlatır.
Felsefi olarak Kaz Dağları insana şunu söyler: İnsan doğanın efendisi değil, bir parçasıdır. Burada toprak hükmeder, su yön verir, rüzgâr öğretir. İnsan dinlediği sürece öğrenir; zorladığı anda dışlanır. Bu yüzden Kaz Dağları hoyratlığa, aşırıya, açgözlülüğe karşı sessiz ama kararlı bir dirençtir.
***
Bugün o geçmişle bağ koparsa, gelecek de kuraklaşır. Çünkü bu dağlar sadece eskiyi anlatmaz; yarını da besler. Kaz Dağları, Balıkesir ve çevresi için bir oksijen kaynağından öte, gerçek bir oksijen koridorudur. Edremit Körfezi’ne inen serinlik, Ayvalık, Gömeç ve Burhaniye gecelerini ferahlatan rüzgâr, Altınoluk ve Akçay’da hissedilen nefes, Assos ve Behramkale’ye ulaşan temiz hava bu dağların eseridir.
Bu oksijen koridoru yalnızca körfezle sınırlı değildir. Rüzgâr yönüne bağlı olarak Çanakkale Boğazı’na, Biga Yarımadası’na, zaman zaman Marmara’nın güneyine kadar uzanır. Kaz Dağları zarar gördüğünde, yalnızca bir dağ değil; bir bölgenin nefesi daralır. Bu nedenle Kaz Dağları’nı korumak, romantik bir çevre hassasiyeti değil; hayati bir zorunluluktur.
Turizm meselesi de tam burada düğümlenir. Kaz Dağları tüketilerek gezilecek bir yer değildir. Burası kitle turizmini, betonlaşmayı, gürültüyü kaldırmaz. Hızlı geleni yorar, hoyrat davrananı dışarı iter. Kaz Dağları’nın istediği şey kalabalık değil; saygıdır. Küçük ölçekli, doğayla uyumlu, yerel yaşamı koruyan bir anlayış.
***
Kaz Dağları’nda gelecek, geçmişe bakılarak kurulabilir. Taş evler, köy yaşamı, yerel mutfak, yürüyüş ve düşünme rotaları, inziva alanları… Bunlar nostalji değil; dünyanın artık yöneldiği gerçeklerdir. İnsanlık betondan yorulmuş, yeniden toprağa kulak verme ihtiyacı duymaktadır.
Kaz Dağları bu yüzden önemlidir. Sadece Balıkesir için değil, bu ülkenin ruhu için. Çünkü bazı yerler vardır; korunmazsa yalnızca doğa değil, insanlık kaybeder. Kaz Dağları konuşmaz; ama dinleyenleri değiştirir. Ve belki de en büyük gücü tam olarak buradadır.