Ramazan geldi mi sofralar bir başka oluyor. Hurmanın tadı, çorbanın kokusu, kalabalık masaların sesi… Hepsi ayrı bir huzur. Ama işin bir de görünmeyen tarafı var: Gün boyu süren açlık ve akşam bir anda yüklenen mide. İşte tam da burada denge devreye giriyor.
Çoğumuz iftarı bir ödül gibi görüyoruz. Gün boyu aç kalmışız, haliyle “hak ettik” diyoruz. Ama mesele neyi hak ettiğimiz değil, vücudumuzun neyi kaldırabildiği. Çünkü oruç, mideyi dinlendirirken ona bir sınav da yapıyor. Yanlış tercihlerle bu sınavı zorlaştırmak mümkün.
İftar: Yarış Değil, Geçiş
İftarda yapılan en büyük hata hızlı yemek. Su içtik, hurmayı attık ağza, ardından çorba, pide, ana yemek… Midemiz neye uğradığını şaşırıyor. Oysa sindirim ağızda başlıyor. İyi çiğnenmeyen her lokma, mideye ekstra yük demek. Üstelik beyin “doydum” sinyalini 15-20 dakikada veriyor. Hızlı yediğimizde aslında ihtiyacımızdan fazla yemiş oluyoruz.
İftar bir yarış değil. Bir geçiş. Gün boyu kapalı olan sindirim sistemini yavaş yavaş devreye almak gerekiyor. Bir bardak su, hurma ya da zeytin, ardından hafif bir çorba… Sonra kısa bir mola. Bu küçük ara bile mucize gibi etki ediyor.
Kızartmalar, ağır hamur işleri, şerbetli tatlılar… Evet cazipler ama iftar sonrası şişkinlik, reflü, tansiyon yükselmesi olarak geri dönüyorlar. Ramazan’da kilo alanların sayısı hiç de az değil. Çünkü uzun açlık sonrası yüksek kalorili sofralar metabolizmayı şaşırtıyor.
Beyazlardan Uzak, Dengeden Yana
Beyaz ekmek, pirinç pilavı, şekerli tatlılar… Hepsi hızlı sindiriliyor, kan şekerini hızla yükseltiyor ve aynı hızla düşürüyor. Sonuç? Kısa sürede yeniden acıkma.
Onun yerine tam buğday ekmeği, çavdar, bulgur, sebze yemekleri gibi lifli ve kompleks karbonhidratlar tercih edildiğinde hem daha uzun süre tok kalınıyor hem de kan şekeri daha dengeli seyrediyor. Protein kaynakları da önemli: Izgara et, tavuk, balık ya da baklagiller iftarın yıldızı olabilir. Yanına yoğurt ya da ayran eklendi mi, hem mide rahat ediyor hem de gece daha huzurlu geçiyor.
Tatlı mı? Elbette olabilir. Ama her gün şerbetli tatlı yerine haftada bir iki kez sütlü tatlı tercih etmek çok daha akıllıca.
Sahur: Atlanmaması Gereken Öğün
Sahuru atlayıp “nasıl olsa dayanırım” demek, günün ortasında baş ağrısı ve halsizlik olarak geri dönebiliyor. Çünkü açlık süresi uzadıkça kan şekeri daha erken düşüyor.
Sahurda amaç, tok tutan ve yavaş sindirilen besinleri seçmek. Yumurta, peynir, yoğurt, kefir gibi protein kaynakları burada devreye giriyor. Yanına tam buğday ekmeği, biraz ceviz ya da badem eklendi mi, uzun süre tok kalmak mümkün.
Sahurda ağır ve çok tuzlu yiyecekler susuzluğu artırıyor. Gece salam, sucuk, aşırı tuzlu peynir gibi gıdalar hem susatıyor hem de mideyi yoruyor. Bir de yedikten hemen sonra uyumak var ki… Sindirim yavaşlıyor, kilo artışı kaçınılmaz hale geliyor.
Ramazan Kilo Verme Programı Değil
Bir yanlış algıyı da düzeltmek lazım: Oruç, tek başına zayıflama yöntemi değil. Uzun açlık ve düşük hareket, metabolizmayı yavaşlatabiliyor. Eğer iftarda kontrolsüz bir sofra kuruluyorsa, kilo vermek bir yana kilo almak daha olası.
Ramazan aslında bir disiplin ayı. Sadece yeme içme değil, bedenle ilişkiyi de gözden geçirme zamanı. Az ama öz yemek, yavaş yemek, bilinçli tercih yapmak… Bunlar sadece Ramazan’a özgü değil, yılın geri kalanında da işimize yarayacak alışkanlıklar.
Sofralar bereketli olsun ama mideler yorgun düşmesin. Ramazan’ı ağırlaşarak değil, hafifleyerek geçirmek mümkün. Bunun yolu da tabaktan değil, tercihten geçiyor.