Şekerden kaçalım derken hayatımıza soktuğumuz o “masum” tatlandırıcılar var ya… Hani kalorisi yok, vicdan azabı yok, çayımıza kahvemize rahat rahat atıyoruz. Uzun süre de içimiz rahattı açıkçası. Ama son dönemde okudukça insanın içi pek de rahat etmiyor.
Bir düşünün… Sabah şekersiz kahve diye tatlandırıcı koyuyoruz. Gün içinde “light” içecek içiyoruz. Akşam canımız tatlı çekince şekersiz bisküvi. Farkında olmadan gün boyu yapay tatlandırıcıya boğuluyoruz aslında.
İşin ilginci, bu ürünler kalori hesabı yaparken çok cazip görünüyor ama vücudun verdiği tepki o kadar basit değil.
Araştırmalar şunu söylüyor: Evet, kan şekerini aniden zıplatmıyorlar. Ama kalp ve beyin tarafında işler pek de iç açıcı olmayabilir.
Bazı çalışmalarda düzenli yapay tatlandırıcı kullananlarda kalp krizi, felç ve damar hastalıkları riskinin arttığı görülmüş. Özellikle aspartam, sukraloz ve bazı “şeker alkolleri” denilen tatlandırıcılar daha sık gündeme geliyor. Elbette bilim dünyasında her şey net değil, hâlâ araştırılıyor ama işaretler pek masum olmadıklarını fısıldıyor.
Beyin tarafı ise daha da düşündürücü.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, sürekli yapay tatlandırıcı tüketenlerde zihinsel gerilemenin daha hızlı olabileceğini gösteriyor. Hatta bazıları bunama riskine kadar uzanıyor. Bir de iştah meselesi var… Şeker yemiyorsun ama beynin “şeker yedin sanıyor.” Sonuç? Daha fazla tatlı isteği, daha fazla atıştırma. Yani kilo vermek için başlayan yolculuk bazen tam tersine dönüyor.
En ironik kısmı da şu: Şekeri azaltayım derken, tatlıya olan bağımlılığı daha da körükleyebiliyor bu ürünler.
“Peki tamamen yasak mı?” diye sorarsanız…
Uzmanlar net bir panik havası önermiyor. Arada bir tüketmek dünyanın sonu değil. Ama işi alışkanlığa dönüştürmek, her içecekte her tatlıda tatlandırıcıya sarılmak pek akıllıca görünmüyor.
Aslında mesele çok tanıdık: Ölçü.
Günde bir çay kaşığı gerçek şeker, belki biraz bal ya da meyveden gelen doğal tatlılık; sürekli yapay tatlandırıcıya yüklenmekten çoğu zaman daha iyi bir seçenek olabilir.
Herkes şekeri şeytanlaştırdı ama dozunda tüketilen şekerle, sürekli kimyasal tatlılığa maruz kalmak arasında ciddi fark var.
Bir de en sade çözüm var ki yıllardır burnumuzun dibinde: meyve.
Canın tatlı mı çekti? Elmaya uzan, portakala uzan, bir avuç üzüm ye. Hem lif var, hem vitamin var, hem de vücut neyle karşılaştığını biliyor.
Özetle…
Yapay tatlandırıcılar sihirli kurtarıcı değil. Şekersiz yaşamın bedava bileti hiç değil. Bazen “az ama gerçek” olan, “çok ama yapay” olandan çok daha sağlıklı olabiliyor.
Tatlıdan tamamen kaçmak zorunda değiliz. Sadece neyi, ne kadar ve ne sıklıkta tükettiğimizi biraz daha bilinçli düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü kalp de beyin de bu detayları sandığımızdan daha fazla önemsiyor.