Fahiş fiyat tartışmaları yalnızca “uç örnek” işletmelerle sınırlı değil. Türkiye’de artık sıradan bir lokantada yemek yemek, bir kafede kahve içmek ya da ailece dışarı çıkmak dar ve sabit gelirli için neredeyse imkânsız hale geldi. Sorun tekil işletmeler değil, alım gücü ile fiyatlar arasındaki kopuş.
***
Son günlerde kamuoyunda konuşulan, yüksek fiyatları ve müşteri kabul biçimiyle gündeme gelen hamburger işletmesi, aslında buzdağının görünen kısmı. Referansla müşteri kabul edilmesi, sınırlı sayıda servis yapılması ya da “konsept” adı altında uygulanan sıra dışı kurallar tartışılabilir. Ancak asıl mesele, toplumun geniş kesimlerinin zaten bu tür yerlerin kapısından içeri giremeyecek durumda olması.
Çünkü sorun yalnızca “lüks” olarak tanımlanabilecek işletmelerde değil; sıradan esnaf lokantasında, mahalle köftecisinde, semt kafesinde de fiyatlar gelir düzeyinin çok üzerine çıkmış durumda.
***
Geçmişte dışarıda yemek iki anlama gelirdi: Ya pratik bir öğün, ya da keyifli bir sosyal aktivite. Bugün ise her ikisi de aynı kategoride, ekonomik yük.
Basit bir esnaf lokantasında iki kişinin yiyeceği etli bir tencere yemeği, pilav ve içecekle birlikte ortaya çıkan hesap, birçok hane için günlük mutfak bütçesini aşabiliyor. Daha uygun fiyatlı olduğu düşünülen kuru fasulye, nohutlu pilav gibi yemekler bile artık “hesap yapılmadan” sipariş verilebilecek kalemler değil.
Bu durum, dışarıda yemeği bir tercihten çıkarıp, gelir seviyesine bağlı ayrıcalık haline getiriyor.
***
Balıkesir’in simgelerinden çarşı köftesi gibi yerel tatlar da bu tablonun dışında değil. Küçük porsiyonlu, geleneksel sunumlu bu ürünler geçmişte hem lezzet hem ulaşılabilirlik anlamında öne çıkardı. Bugün ise ailece gidildiğinde ortaya çıkan toplam hesap, pek çok kişi için caydırıcı düzeyde.
Bu nedenle gözlenen tablo yalnızca fiyat artışı değil; müşteri profilinin değişmesi.
Eskiden dolu olan masaların boş kalması, sorunun işletmelerin hizmet kalitesinden değil, talebin ekonomik sebeplerle daralmasından kaynaklandığını gösteriyor.
***
Benzer durum kafelerde de yaşanıyor. Bir fincan Türk kahvesinin ulaştığı rakamlar, artık içeceğin kendisinden çok mekânın maliyetlerinin fiyatlandırıldığını düşündürüyor. Tüketici, ödediği bedelin karşılığını yalnızca ürünle değil; kira, enerji, personel ve genel işletme giderleriyle birlikte ödediğinin farkında.
Ancak burada temel sorun şu: Gelir artışı ile fiyat artışı arasında paralellik yok.
İşletmeler artan giderleri fiyatlara yansıtırken, tüketicinin alım gücü aynı oranda yükselmiyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, ne işletmeciyi ne de müşteriyi memnun eden bir denge sunuyor.
***
Bu noktada işletmeleri tek başına “fırsatçılıkla” suçlamak da tabloyu eksik okumak olur. Yüksek kiralar, enerji maliyetleri, vergi yükü, sigorta primleri ve tedarik zincirindeki artışlar, gıda sektöründe faaliyet gösteren her işletmenin omuzunda ağır bir yük oluşturuyor.
Ancak piyasanın sürdürülebilirliği yalnızca maliyet hesabıyla sağlanamaz. Çünkü müşteri kitlesinin önemli bir bölümü sistemin dışında kalmaya başladığında, ticari canlılık da zayıflar. Bugün birçok işletmede görülen doluluk oranlarının düşmesi bunun göstergesi.
***
Ekonomik tablonun belki de en az konuşulan sonucu, insanların sosyal hayattan geri çekilmesi. Dışarıda yemek yemek ya da bir kafede oturmak, sadece tüketim değil, aynı zamanda sosyalleşme aracı. Ailelerin, emeklilerin, dar gelirli çalışanların bu alanlardan uzaklaşması, ekonomik olduğu kadar toplumsal bir daralmaya da işaret eder. Bir toplumda sıradan bir akşam dışarı çıkabilmek yalnızca geliri yüksek olanlara ait hale geliyorsa, orada yaşam standardı tartışması kaçınılmazdır.
Bugün yaşanan tablo, birkaç işletmenin fiyat politikasıyla açıklanamaz. Asıl sorun: Yüksek enflasyon, Düşük alım gücü, Artan işletme maliyetleri, Gelir dağılımındaki bozulma. Bu koşullar değişmeden, ne tüketicinin “fahiş” algısı ortadan kalkar ne de işletmeler fiyatları aşağı çekebilir.
Türkiye’de dışarıda yemek artık keyfi bir harcama değil, ciddi bir bütçe kalemi. Dar ve sabit gelirli kesimler için ise giderek erişilemez bir alan haline geliyor. Bu durum yalnızca gastronomi sektörünün değil, toplumun genel refah düzeyinin de göstergesi. Çünkü bir ülkede insanlar ayda bir kez bile gönül rahatlığıyla dışarıda oturup yemek yiyemiyorsa, mesele menü fiyatlarını aşmış demektir.