Sıradan insanların gözünden Nazım Hikmet: Sadece bir şair değil; Öğretmen Nazım, Ressam Nazım, İnsan Nazım, Arkadaş Nazım, Paylaşımcı Nazım...


***

Nazım Hikmet'i anlatan birçok yazı, araştırma var ama bir belgesel ilk defa Nazım'ı sıradan insanların, mahkumların, bir köy muhtarının, halkın arasından insanların gözünden, birebir tanıklıkları üzerinden; öğretmenlik, ressamlık, paylaşımcılık, yönleriyle anlatıyor. "Bursa'nın Nazım'ı" isimli belgesel, Bursa'nın Çekirge semtinde,1942 yılı Temmuz ayında yaşanan olayın duygusal bir anlatımı ile başlar.

Hikaye'nin kahramanı Nazım Hikmet'tir... Nazım, Bursa Cezaevi'nden izinli olarak gelip Servinaz Otel'in '4' numaralı odasinda kalır. Nazım, eşi Piraye ve oğlu Mehmet Fuat'la burada özlem giderir. Nazım kısa bir süre de olsa özgürlüğü yaşar...

Yotube'da rastladığım; hazırlayanın ifadesiyle; "Bağımsız yoksul belgesel", Nazım'in dikkatlerden kaçan kişilik özelliklerini ortaya koymasıyla dikkat çekiciydi. Nazım hakkında şimdiye kadar çok şey yazıldı ama bu belgesel, bu defa, Nazım'la Bursa Cezaevi'nde yolları kesişen, Nazım'ın şiirlerinde bahsedilen halktan insanların yakınlarının anılarında yer eden Dünya Şairi Nazım'ı anlatıyordu.


BURSA CEZAEVİ'NDE 11 YIL

Bursalı yerel bir Araştırmacı-Yazar Güney Özkılınç'ın, Nazim Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları eserinde anlattığı, tasvir ettigi bazı karakterlerin Bursa'daki izlerinin peşine düşerek hazırladığı belgesel, Nazım'ın, şair kimliginden başka yönlerini de ortaya koyuyor.

Belgeselden Nazım'ın Bursa Cezaevi günlerinde ortaya koyduğu dikkat çekici kişilik özelliklerinden birinin de 'öğretmenlik' olduğunu öğreniyoruz. Sıradan insanlarla kurduğu saygıya lâyık ilişkisini, savunduğu dünya görüşüne uyumlu, üreten ve paylaşan davranışlarını, insanların kişiliğine, inancına saygı duyan kimliğine tanık oluyoruz.


SIRADAN MAHKUMLAR NAZIM'I ANLAMIŞ

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan

Manzaraları eserini yazmaya başladığı Bursa Cezaevi'nde çeşitli suçlardan birlikte yattığı insanları da eserinde sadece anlatmakla kalmıyor, onlarla duygusal bağlar kuruyor, onlardan etkileniyor ve onları da etkiliyor. Bu insanlar arasında cinayetten yatan kişiler olduğu gibi edebiyata, sanata ilk adımlarını atan kişilikler de vardır ve onları da etkiler. Hayatlarının bu zor günlerinde Nazım gibi bir kisilikle karşılaşan sıradan insanlar, hayatlarında ilk defa bir şairle ve şiirle tanışırlar. Bu karşılaşma onlarda bir dönüşüm ve bilinç sıçraması yaratır ve mahkumlar artık sıradan mahkumlar olmaktan çıkarlar.

Nazım'in Bursa Cezaevi'nde tanıştığı Orhan Kemal de, o günlerde ismi duyulmamış bir kişidir, şiirler yazmaktadır. Nazım onu düzyazıya yönlendirir ve Orhan Kemal artık ünlü bir roman yazarı olmak yoluna girmiştir ve öyle de olacaktır. Nazım, Bursa Cezaevi'nde resim yapmaya özenen İbrahim Balaban'ı da bu yolda yüreklendirir ve İbrahim Balaban ressam olur...


İLK DİZELER CEZAEVİNDE

Memleketimden İnsan Manzaraları, Turkiye'nin sosyoekonomik yapısını birçok olay ve kişi üzerinden anlatıyor.

Belgeselde Nazım'ın Bursa Cezaevi koğuşlarındaki insanlarla kurduğu bağa yöneltilen bakış ise, küçük bir ayrıntı gibi dursa da Nazım'la ilgili önemli ipuçları veriyor.

Bursa Cezaevin'de Nazım'la karşılaşanlardan biri de Memleketimden Insan Manzaraları'nda 45-46'inci sayfalarda anlatılan 'Sarı Seyfettin'dir. Güney Özkılınç, bu ismin izini sürer. İnegöl'un Güneykestane Köyü'nde yaşayan kızı Yüksel Durmaz'a ulaşır. Nazım, cezaevinde Sarı Seyfettin'in yağlıboya bir tablosunu yapar. Hem de ona resim yapmasını öğretir. Tablo halen anne Durmaz'ın evinde duvarda asılıdır. Yüksel Durmaz, babasının Nazım'dan öğrendiği bu becerisi ile geçimini de sağladığını anlatıyor.


BİR KÖY MUHTARININ DEĞİŞİMİ

Müsküle, İznik gölü kıyısında bir köydür. Nazım'dan etkilenenlerden biri de bu köyün eski muhtarı Fevzi Kavuk'tur. Nazım'la hiç karşılaşmamış, birlikte hapishanede yatmamıştır ama onunla hapishane hayatı yasayan, etkilenen kişiler aracılığı ile duymuştur şiirlerini ve bu şiirler onda bir bilinç sıçraması yaratır.

Fevzi Kavuk, Nazım'ın Şeyh Bedrettin Destanı'nda adı geçen, köyünün İznik Gölü'ne artık başka bir gözle bakmakta olduğunu şöyle anlatır:

"Bizi yaşatıyor orada. Bakıyoruz İznik Gölü'ne ama; ne balıkçının saçına ak düşmüş olduğundan haberimiz vardı ne de şarkı söylemez delikanlılarını biliyorduk."

Muhtar Kavuk, Nazım'ı ise şöyle tanımlıyor: "Düşüncesini şiirlerle anlatan, insanlığın mutluluğunu, yücelmesini sınırsız satırlara döken bir insan...


ŞEYH BEDRETTİN DESTANI'NDAN BİRKAÇ DİZE:

"..........Bu göl İznik gölüdür.

Durgundur.

Karanlıktır.

Derindir.

Bir kuyu suyu gibi

içindedir dağların.

Bizim burada göller

dumanlıdırlar.

Balıkların eti yavan olur,

sazlıklardan ısıtma gelir,

ve göl insanı

sakalına ak düşmeden ölür.

Bu göl İznik gölüdür.

Yanında İznik kasabası.

İznik kasabasında

kırık bir yürek gibidir demircinin örsü.

Çocuklar açtır.

Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.

Ve delikanlılar türkü söylemez.

Bu kasaba İznik kasabası.

Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.

Bu evde

bir ihtiyar vardır Bedreddin adında.

Boyu küçük

sakalı büyük

sakalı ak.........."


ÜÇ YASINDAKİ KIZ ÇOCUĞUNUN HATIRASI: "NAZIM BENİ KANDIRMADI!"

Bursa Cezaevi mahkumlarından biri de Aşçı Yakup'tur. Aşçı Yakup'un kızı Semiha Çakmak, babasını ziyarete gittiklerinde 3 yaşlarında olduğunu, Nazım'ın o gün "bak avucunda kuş var!" diye şaka yaptığını anlatıyor. O zaman 3 yaşında bir kiz çocuğu olan Çakmak'a bir dahaki ziyaretlerinde Nazım, oyuncak bir kuş hediye eder. Nazım, Aşçı Yakup'un da yağlıboya resmini yapar, fincan, kol saati, cezaevi işi bir tepsi gibi küçük hediyeler verir. Aşçı Yakup, kızına bu hediyeleri saklamasını bir gün Nazim Hikmet için bir müze yapılırsa bu eşyaları hediye etmesini vasiyet eder ama müze de yapılmaz.

Semiha Çakmak, hayal kırıklığını şöyle ifade ediyor: "Babamın vasiyetini yerine getirebilirsem mutlu olacağım ama ben aslında Bursa'ya kırgınım..."

Çakmak, babasından dinlediği bir anısı ise namazlarını koridorda kılan Aşçı Yakup'un, Nazım'ın isteği uzerine onun odasında kılmaya başlamasıdır.

"NAZIM AKŞAMA KADAR KAZANDIKLARINI SABAHA KADAR DAĞITIRDI..."

Keles'in Kıranışıklar köyünden Niyazi Nazım Atak'ın babası Ahmet Atak da, bir iftira üzerine iki yıl Bursa Cezaevinde yatar.

Ahmet Atak, Nazım'dan öylesine etkilenir ki cezaevinden çıkınca oğlunun ismini 'Nazım' olarak değiştirir. Ahmet Atak, Nazım'ın cezaevinde dokuma tezgahları kurmasına tanık olur. Atak, oğluna; "Nazım dokuma tezgahlarından akşama kadar kazandıklarını sabaha kadar mahkumlara dağıtırdı." diye anlatır. Nazım bu yönüyle de ideolojisi ile uyumludur.

Niyazi Nazım Atak, bunları anlatırken Nazım'ın ünlü şiiri "Vatan Haini" şiirini gözleri yaşayarak okuyor...


"ÇAĞDAŞ SHAKESPEARE" NAZIM'IN İZLERİ YAŞATILMADI

Nermin Koçoğlu, Bulgaristan'dan Turkiye'ye, Bursa'ya göç etmeden önce 1957 yılında Nazım'la tanışır. Koçoğlu, Sofya Universitesi'nde Nazım için, "Çağdaş Shakespeare" denildiğini, onu bütün dünyanın değer verdiğini anlatıyor.

Belgeseli yapan Güney Özkılınç, bütün dünyada ünlü şairlerin, sanatçıların kısa bir süre konakladıkları yerlerin bile müzeye çevrildiğine ama Turkiye'de Nazım'ın izlerinin silindiğine dikkat çekiyor.

Gazeteci Yunus Baysal da, Bursa Cezaevi'nin müzeye çevrilmesi için yapılan girişimlerin de başarısız olduğunu anlatıyor.

2006 yılına kadar ise Nazım'ı hatırlatan hiçbir yerin olmadığı Bursa'da ancak dönemin Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey tarafından Nazım Hikmet Kültür Merkezi yapılabiliyor.