Cumhuriyetin ilk yıllarında planlı şehirleşmeyi başlatan Balıkesir, bu hedefinden saptı. Özellikle şehir merkezi, siyasetin, çıkar gruplarının isteğine göre şekillendi. Tarihi doku zarar gördü. Sıkışık yapısını aşamadı...
Şehirleşme yolunda attığı ilk adımları, dönemine göre gelişmiş bir şehri gerçekleştirebilecek bilimsel bir yaklaşımla atmış olan Balıkesir, ne yazık ki bu programı sürdürememiştir. Bu konuda tarihi geçmişine bakıldığında Balıkesir'in ilk imar planının 1939 yılında görevlendirilen Prof. Dr. Ernst Egli tarafından hazırlanarak 1944 yılında yürürlüğe konulmuş olduğu görülüyor.
1944 yılında, gelişmiş ülkelerin kentlerindeki gibi, Cumhuriyet Meydanı merkeze alınarak hedeflenen “planlı bir kent” hedefi, günümüzde ise ne yazık ki sapmış; çeşitli müdahalelerle bu hedef gerçekleşmemiş ve Balıkesir “şehirleşme” bakımından büyük sıkıntılarla boğuşur hale gelmiştir.
Öngörülebilir ve önlenebilir sorunlar büyümüştür. Son yıllarda şehrin bazı uzak noktalarında uygulanan projeler de kent merkezindeki sıkışıp kalmışlığa çare olamamıştır.
Siyasi tercihler, şehir merkezinde sıkışıklığı artıracak projelere yol vermiştir.
Örneğin eski SSK Pasajı'nın yerine bir otel ve iş merkezi yapılması, Anafartalar Caddesi'nde yıkılan Özel İdare İş Merkezi'nin yerine bir rezidans yapılması bu duruma çarpıcı örneklerdir.
ŞEHİR TARİHİ DOKUSUNU KAYBETTİ
ELDE KALANLAR DA BETONA BOĞULDU
Balıkesir, planlı şehirleşme hedefini gerçekleştiremeyince, tarihi dokusu da bu kaosa kurban edildi. Bu durumu gözlemlemek hiç de zor değil. Bunun için Cumhuriyet Meydanı merkeze alınarak yaklaşık bin metre yarıçaplı bir dairesel alanda dolaşmak yetiyor.
Örneğin Saat Kulesi ve Balıkesir’in son mimari simgelerinden Şadırvan, yakın zamanda SSK Pasajı'nın yerine yapılan Balıkesir Ticaret Merkezi’nin gölgesinde kaldı. Yapım yılı 1470 olan Hacıilbey Mahallesi Ergin Sokak’taki Hacı Ömer Martlı Camii, bu binanın arkasında kayboldu.
Yine Yıldırım Camii Külliyesi’nin tarihi hamamı da restorasyon(!) kurbanı oldu.
Kervansaray Oteli’nin yıkılması da ayrı bir olaydır. Bu yıkım, kent yerelinde bir siyasi iktidar gücü gösterisi olarak değerlendirilmiştir. Balıkesir’de kent mimarisi üzerine araştırmaları olan Mimar Gaye Birol bu konuda şu saptamada bulunur:
“Kentteki Kervansaray Oteli’nin yıkılması ise kentin 1950’lere tarihlenebilecek ‘Cumhuriyet kenti olma’ kimliğinin yitirilmesine kayda değer ölçüde katkısı bulunan yıkımlardan biridir.”
“AHPAP-ÇAVUŞ İLİŞKİLERİ” YÖNTEM HALİNE GELDİ...
Balıkesir’in ve diğer birçok şehrin çarpık gelişmesinde, siyaset kurumu ile çıkar grupları arasındaki karşılıklı rızaya dayanan görünmeyen rant ilişkileri ile bu sürece dahil olan vatandaşın zihniyetinin etkisi azımsanamaz.
Bu çıkar-rant paylaşımının sonuçları, kentin mevcut halinin oluşmasında önemli bir unsur olmuştur.
Örneğin, şehrin ekonomisini belirleyen unsurlardan biri olan tarım arazilerinin yerleşime ve sanayiye açılması bu durumun somut bir göstergesidir.
Vatandaş-siyasetçi ilişkisinde karşılıklı, görünmeyen bir çıkar ilişkisi vardır. Örneğin vatandaş, arazisinin değerlenmesi için imara açılmasını ister, yapacağı binanın kat sayısının artmasını talep eder, imar affı bekler; siyasetçi ise talebin doğru olmadığını bilse de “oy kaygısı” ile vatandaşa hoş görünmek adına tavizkâr davranır.
Sonra deprem olur, evler yıkılır. Şehrin güzelim bahçeli iki katlı evlerinin yerini apartmanlar alır.
YIKALIM, ALTINA DA OTOPARK YAPALIM!
Balıkesir’in ve genel olarak ülkemizin şehircilik vizyonunun(!) özeti niteliğindedir bu ve benzeri cümleler...
İşte zihniyet, ufuk, günümüzün moda ifadesiyle “vizyon” bu kadardır...
Balıkesir’de yıllardır dile getirilen “otoparkların yetersizliği” sorununda da vatandaş tercihinin etkisi azımsanamaz. Aslında bu durumun oluşmasını kendileri de istemiştir.
İnşaat için gerekli izin-ruhsat işlemleri sırasında belediye tarafından otopark ücreti talep edilir ve vatandaş buna razıdır; çünkü apartmanın altına otopark yapmak cazip değildir. Otopark yerine dükkân yapmak ya da bir daire daha fazla kazanmak daha cazip görülmektedir.
YAYALARA DEĞİL, OTOMOBİLLERE ÖZGÜRLÜK(!)
Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde toplu ulaşımı yaygınlaştırmak ve otomobil kullanımını azaltmak amacıyla toplu taşıma araçlarında ücretsiz ulaşım uygulamaları başlatılmıştır. Bizim şehirlerimizde ise otomobil kullanımı adeta kutsanmaktadır.
Mimar Gaye Birol, Balıkesir özelinde yaptığı bir araştırmada şu saptamayı yapmaktadır:
“Viyadüklü üst geçitler, bat-çık alt geçitler ve kavşak düzenlemeleriyle araç trafiği yoğunluğu sorunu aşılmaya çalışılırken; kent dışına doğru yayılmaya yol açan yeni konut projeleri, yeni AVM projeleri ve yeni şehir hastaneleri, bulundukları bölgelere ulaşımın sağlanması konusunda özellikle toplu taşımayı özendirecek doğru altyapı yatırımları yapılmadığı için trafik sorununu çözmek bir yana, bu sorunun artarak devam etmesine neden olmaktadır.
Ayrıca kentte yaya olmak giderek daha fazla güçleşmekte, motorlu taşıta olan bağımlılık artmakta, kamu kaynakları yalnızca otomobil kullanıcılarının faydalanacağı biçimde kullanılarak kent nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan yayaların hakları göz ardı edilmektedir. Otomobil, kent yaşamının vazgeçilmez bir parçasıymış gibi sunulmakta; bu nedenle viyadüklü üst geçitler, bat-çık alt geçitler ve kavşak düzenlemeleri kent içi ulaşım kararlarının odağına yerleştirilmektedir.”