Hiç lafı eğmenin, bükmenin anlamı yok. Balıkesirspor’da sorun gayet açık ve net: Generaller ve askerler…

Bunu kimseyi küçümsemek ya da birilerini gözümüzde gereğinden fazla büyütmek için söylemiyorum. Ancak futbolun bir gerçeğini de kabul etmek gerekiyor. Bu ligde her takım aynı değil. Kimisi genç ve altyapı ağırlıklı kadrolarla mücadele ediyor, kimisi ise hedefleri yüksek, kadro derinliği bulunan, teknik direktör farkıyla zirve yarışının içerisinde yer alan takımlardan oluşuyor. Dolayısıyla her rakibe karşı aynı futbolu oynayamazsınız. Her maçın kendi hikâyesi, kendi planı, kendi mücadelesi vardır.

Balıkesirspor da iki hafta üst üste deplasman fikstüründe, ciddiye alınması gereken rakiplerle karşılaştı. Gerçi Atatürk Stadyumu'nun bakımda olması nedeniyle kâğıt üzerinde iç saha görünen karşılaşmaları da deplasman havasında oynuyoruz ama sonuçta kayıpsız geçilen haftalardı bunlar. Şunu da özellikle belirtelim; kazanmak kadar kaybetmek, hatta berabere kalmak da futbolun doğasında var. Şampiyonluk hedefi olan bir takım her maçı kazanacak diye bir kural yok. Asıl mesele kaybettiğiniz ya da puan kaybettiğiniz maçta sahada ne verdiğinizdir.

Geçen hafta Eskişehir'de sahada adeta yokları oynayan bir Balıkesirspor vardı. O maçtan sonra hepimiz aynı sorunun peşine düştük:

“Neden?” Neden bu kadar etkisizdik? Neden takım reaksiyon göstermedi? Neden mücadele etmedi? Neden sahada hedefi olan bir takım görüntüsü veremedik? Teknik direktör değişikliğiyle birlikte sorunun çözüldüğünü düşündük. Ancak Biga deplasmanında gördük ki mesele yalnızca teknik direktör meselesi değilmiş. Bizim bir teknik direktör değişikliğinden daha fazlasına, bir zihniyet ve mantalite değişikliğine ihtiyacımız varmış. Biga'da bunu bir kez daha gördük. Ve Balıkesirspor'un asıl problemlerinden birinin de ilk on birde askerlerin az, generallerin fazla olması olduğunu gördük.

Şimdi diyeceksiniz ki:

“Kadronuzda bu futbolcular varsa oynatmayacak mısınız?” Elbette oynatacaksınız. Her biri kendi özelinde önemli meziyetlere sahip futbolcular. Geldikleri takımlarda yaptıkları katkılar ortada. Kadro planlaması yapılırken kağıt üzerinde isimleri ilk on bire yazmak son derece doğal. Ama futbolda bazen kağıt üzerindeki kalite, sahadaki karşılığını bulmuyor. İşte muamma tam burada başlıyor.

Tek tek baktığınızda kaliteli, yetenekli, hücum gücü yüksek oyuncularınız var. Etkili ayaklarınız var. Skor üretebilecek futbolcularınız var. Ama takım halinde oynadığınızda aynı kaliteyi ortaya koyamıyorsanız, futbolun başka bir gerçeği karşınıza çıkıyor: Takım olmak, iyi futbolcuların yan yana gelmesinden daha fazlasıdır. Balıkesirspor'a baktığımızda generallerin özellikle orta saha ve forvet hattını tuttuğunu görüyoruz. Askerler ise daha çok kalede ve savunmada… Böyle bir dağılım ortaya çıkınca yük ister istemez askerlerin üzerine biniyor. Savunmanın daha fazla koşması, daha fazla mücadele etmesi, daha fazla alan kapatması gerekiyor. Çünkü öndeki generallerin önemli bir bölümü hücumda kalıyor, savunmaya yeterince katkı vermiyor. Eskişehir'de bunun sıkıntısını yaşadık.

Gelelim Biga deplasmanına… Yeni teknik direktörümüz Cem Kavçak'ın ilk maçında beklenen bazı değişiklikleri yaptığını gördük. Kalede, stoper tandeminde, orta sahada oyuncu tercihlerinde ve görev dağılımlarında farklılıklar vardı. Doğrusu bunların olması bekleniyordu. İlk yarıda öne de geçtik. Ama içimizden “Tamam, bu iş oldu” diyemiyorduk. Çünkü skoru aldık ama oyunu alamadık. Savunmamız dağınıktı. Orta sahamız rakibin baskısından fazlasıyla etkileniyordu. Forvet hattımız ise takımın geri kalanından kopuk görüntü veriyordu. Ne defansa yardım vardı ne orta sahaya destek… Önde baskı yok, pres yok. Takımın blokları arasında kopukluk vardı.

İlk yarıdaki tek tesellimiz, adeta altın değerinde bulduğumuz goldü. İkinci yarıda ise roller değişti. Bigaspor geride olmanın verdiği hırsla, bir de rüzgârı arkasına alarak maça daha fazla asılmaya başladı. İşte o dakikalarda Balıkesirspor'un defoları daha net görünmeye başladı. Maçın kaderini değiştirebilecek anlardan biri 60. dakikada geldi. Karşılaşmanın başından beri Bigaspor kalecisinin geri paslarda ciddi sıkıntı yaşadığını görüyorduk. Topu oyuna sokarken yaptığı hatalar dikkat çekiyordu. Yine böyle bir pozisyonda hata geldi. Sedat Yiğit Kurnaz'ın önüne altın değerinde bir fırsat düştü. Ama bu fırsatı değerlendiremedik.

Bence maçın kırılma anlarından biri buydu. Ardından savunmamızın arkasına sarkan Bigasporlu oyuncu, ev sahibi takımın önünü açtı. Sonrasında yaşananlar zaten hepimizin malumu. Peki, Balıkesirspor bu maçı kazanabilir miydi? Evet, kazanabilirdi. Ama futboluyla değil, aklıyla kazanması gerekiyordu. İlk yarıda çok fazla üretmeden, hatta zaman zaman oyunun kontrolünü rakibe bırakarak bir şekilde öne geçmiştiniz. İkinci yarıda ise rakibin nasıl geleceği belliydi. Bigaspor bastıracaktı. Rüzgârı kullanacaktı. Skoru değiştirmek için bütün riskleri alacaktı.

İşte böyle bir durumda yapılması gereken de belliydi. Rakibin baskısını kıracak hamleleri zamanında yapmak… Orta sahayı kalabalıklaştırmak… Rakibin enerjisini boşa çıkarmak… Ve özellikle takım savunmasını güçlendirmek… Ama olmadı. İlk maçında yeni hocanın kenardan oyunu izlemekle yetinmesi, gelişen tehlikeyi görüp müdahale etmekte geç kalması açıkçası kendisine yakışmadı. Israrla aynı on birle ikinci yarıya başlamak yerine kenar forvetlerden birini eksiltip orta sahayı kalabalıklaştırmak belki de bize üç puanı getirecekti. Bazen maç kazanmak için daha fazla hücumcuya değil, daha fazla akla ihtiyaç vardır.

Bir başka önemli konu da rakip analizimiz. Bunu da görmezden gelemeyiz. Kolay teslim olmayan, dirençli ve mücadele gücü yüksek bir rakibe karşı gerekli önlemleri almamanın bedelini ödedik. Üstelik hakkını teslim etmek gerekiyor. İlk dört haftada karşılaştığımız rakipler içerisinde lige en hazır takım görüntüsünü Bigaspor verdi. Mücadele ettiler. Pes etmediler. Geri düştüklerinde oyundan kopmadılar. Rüzgârı da yanlarına alarak ikinci yarıda üzerimize daha fazla geldiler. Dolayısıyla sadece kendi eksiklerimize bakıp rakibin hakkını yememek gerekiyor.

Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Cem Kavçak'ın sazı eline almasını beklemekten başka çaremiz yok. İlk maçında o da mutlaka takımın defolarını görmüştür. Nerede aksadığımızı, hangi oyuncunun hangi görevde daha verimli olduğunu, hangi bölgede yardım ihtiyacımız bulunduğunu artık daha net biliyordur. Çünkü bizim sorunumuz sadece teknik direktör değişikliğiyle çözülecek kadar basit değil. Mantalite değişmeli. Generallerin de askerlerin de ne yapacağını bilmesi gerekiyor. Generaller sadece hücumda general olup, savunmaya gelince ortadan kaybolamaz. Askerler ise sürekli onların açığını kapatmak zorunda bırakılamaz. İyi bir takımda herkes birbirinin açığını kapatır. Forvet gerektiğinde savunmaya yardım eder. Orta saha gerektiğinde savunmanın önüne set olur. Stoper gerektiğinde oyunu başlatır. Ve bütün takım aynı anda savunur, aynı anda hücum eder. Bizim ihtiyacımız olan da tam olarak bu.

Kaliteli ayaklarımız var. Hücum gücümüz var. Alternatiflerimiz var. Şampiyonluk hedefimiz var. Ama bunların tamamını bir takım kimliği içerisinde birleştiremezsek, kağıt üzerindeki kalite sahada karşılığını bulmaz. Özellikle de önde baskı ve pres yapmayan forvet hattı ile zaman zaman çok hata yapan stoper tandemine çözüm üretmek zorundayız. Çünkü yumuşak karnımız burası gibi görünüyor. Cem hocanın ilk maçından çıkaracağı dersler, bundan sonraki haftalarda yapacağı tercihler bu nedenle çok önemli.

Biga'da kaybedilen üç puandan daha önemlisi, neden kaybedildiğini doğru teşhis etmek. Teşhis doğru konulursa tedavi mümkündür. Ama sorun yanlış yerde aranırsa, yarın başka bir rakip karşısında aynı filmi yeniden izleriz.

Balıkesirspor'un bu ligde hedefi büyük. Hedef büyükse, takımın da hedefe uygun bir futbol aklına sahip olması gerekiyor. Generaller sahada çok olabilir. Ama şampiyonluk yolunda bazen en çok ihtiyaç duyduğunuz şey, mücadele eden birkaç iyi askerdir. Ve belki de Balıkesirspor'un bundan sonraki en önemli sınavı, generallerle askerleri aynı takımın parçası haline getirmek olacaktır.