Tam da bu güzel vatanın en büyük bayramını, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya hazırlandığımız günlerde, Edremit’ten gelen bir haberle sarsıldık. Cumhuriyet coşkusunu yaşayacağımız, bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün simgesi olan Cumhuriyetimizin kuruluşunu kutlayacağımız günlerin arifesinde, öğretmen olduğu belirtilen bir şahsın, Türk bayrağına ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik hakaret içerikli paylaşımını konuşuyoruz. Ne acı, ne düşündürücü!
Cumhuriyetin yetiştirdiği, Cumhuriyetin okullarında görev yapan, geleceğin nesillerini yetiştirmekle sorumlu bir eğitimcinin, bu ülkenin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Türk bayrağına yönelik böyle bir davranışta bulunması, üzerinde durulması gereken ciddi bir mesele.
Edremit’te bir ortaokulda görsel sanatlar öğretmeni olarak göreöv yaptığı belirtilen şahsın Türk bayrağı ve Atatürk portresine bıçak sapladığı görüntüler kamuoyuna yansıdı. Sosyal medya paylaşımının ardından Balıkesir Valiliği tarafından görevden uzaklaştırılan öğretmen hakkında Edremit Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Gözaltına alınan öğretmenin, çıkarıldığı mahkemece tutuklandığı belirtiliyor.
Adli süreç devam ediyor. Hukukun gereği, olay bütün yönleriyle incelenecek ve karar yargı tarafından verilecek. Ortada kamuoyuna yansıyan görüntüler var. Türk bayrağına ve Atatürk’e yönelik bu davranışın toplumda yarattığı tepki de açık.
İnsan sormadan edemiyor: Bir öğretmen, hangi düşünce yapısıyla, hangi ruh haliyle, hangi kin ve nefret duygusuyla böyle bir davranışta bulunabilir? Bir eğitimci, öğrencilerine sanatın, estetiğin, güzelliğin ve değerlerin anlatılması gereken bir ortamda, bayrağa ve Cumhuriyetin kurucusuna yönelik böylesine ağır bir saygısızlığı, bu aymazlığı nasıl sergileyebilir?
Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Türk bayrağı, bir kumaş parçasından ibaret değildir. O bayrak, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün, ortak tarihimizin ve bu topraklarda verilen büyük mücadelenin simgesidir. Her karışında şehitlerimizin kanı, her dalgalanışında milletimizin iradesi vardır.
Atatürk ise bu milletin bağımsızlık mücadelesinin önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu ve çağdaş Türkiye’nin temel taşlarından biridir. Onun adı, bu ülkenin kuruluşuyla, bağımsızlığıyla ve geleceğe yönelik yürüyüşüyle özdeşleşmiştir.
Atatürk’e ve Cumhuriyete yönelik düşmanlığın, Türk bayrağına yönelik saygısızlığın sıradan bir düşünce açıklaması gibi değerlendirilmesi mümkün değildir. Hele ki bu davranışın bir eğitimci tarafından sergilenmesi, konuyu çok daha hassas bir noktaya taşımaktadır.
Cumhuriyet, düşünce özgürlüğünü, farklı görüşleri, inançları ve kimlikleri güvence altına alan bir yönetim biçimi. Cumhuriyetin temelinde özgürlük, eşitlik, hukuk ve yurttaşlık var. Ancak özgürlük, toplumun ortak değerlerine yönelik hakaret ve düşmanlığın sınırsızca sergilenmesi anlamına gelmez. Bir ülkenin kurucu değerlerine yönelik düşmanlıkla, o ülkenin özgürlüklerinden yararlanmak arasındaki çelişki de göz ardı edilmemelidir.
Son yıllarda Atatürk’e, Cumhuriyete ve Cumhuriyetin simgelerine yönelik saldırıların kamuoyunda daha sık tartışıldığı bir dönemdeyiz. Atatürk heykellerine yönelik saldırılar, Cumhuriyetin temel değerlerini hedef alan söylemler, toplumu ayrıştıran nefret dili ve tarihsel gerçekleri çarpıtmaya yönelik girişimler, hepimizi düşündürmeli.
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını besleyen, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren ve ortak değerlerimizi hedef alan bir dilin giderek daha fazla görünür hale geldiği de inkâr edilemez.
Asıl tehlike, bu tür davranışların normalleştirilmesi, görmezden gelinmesi ve zaman içinde toplumun alıştığı sıradan olaylara dönüşmesidir.
***
Cumhuriyet düşmanlığı, bu ülkenin ortak geleceğine yönelik bir tehdittir. Çünkü Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan herkesin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşamasının güvencesidir.
Cumhuriyetin kuruluşuna, Atatürk’e ve bağımsızlığımızın simgesi olan Türk bayrağına yönelik saldırılar, toplumun ortak hafızasını ve birlik duygusunu hedef alır. Bu tür davranışların kim tarafından, hangi gerekçeyle yapıldığı kadar, toplumda nasıl bir karşılık bulduğu da önemlidir.
Cumhuriyetin değerlerini savunmak, bayramlarda bayrak asmakla, Atatürk’ün fotoğrafını paylaşmakla sınırlı değildir. Cumhuriyeti savunmak, onun temel ilkelerine sahip çıkmak, hukukun üstünlüğünü korumak, özgürlükleri savunmak, eğitimde laikliği ve bilimi esas almak, toplumun ortak değerlerini ayrıştırıcı siyasetin malzemesi haline getirmemektir.
Atatürk’ü ve Cumhuriyeti savunmak, Cumhuriyetin değerlerine aykırı davrananlara karşı sessiz kalmamak demektir. Bu savunma, hukuk içinde, demokratik yollarla, akıl ve sağduyuyla yapılmalıdır.
***
Edremit’te yaşanan olayın bir başka boyutu da eğitimdir.
Öğretmenlik, yalnızca ders anlatmak, müfredatı uygulamak ve öğrencilere bilgi aktarmak değildir. Öğretmen, aynı zamanda çocukların kişilik gelişiminde, toplumsal değerleri tanımasında ve geleceğe hazırlanmasında önemli bir sorumluluk üstlenir. Öğrencilerine örnek olması beklenen bir eğitimcinin, Cumhuriyetin kurucusuna ve bayrağına yönelik böyle bir davranışta bulunması, eğitim kurumlarının taşıdığı sorumluluğu da yeniden gündeme getiriyor.
Cumhuriyetin okullarında yetişen, Cumhuriyetin okullarında görev yapan bir öğretmenin Cumhuriyetin kurucusuna düşmanlık sergilemesi, bireysel bir davranış olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitimde değerler, öğretmen sorumluluğu ve toplumsal bilinç üzerine ciddi bir tartışmayı da beraberinde getirmelidir.
Bir de bu davranışların ülkemizin içinde bulunduğu coğrafi ve siyasi koşullar açısından taşıdığı anlam var.
Türkiye, bağımsızlığını kolay elde etmiş bir ülke değildir. Emperyalist güçlerin işgaline karşı verilen mücadele, Kuvâ-yi Milliye ruhu, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşu, bu milletin tarihindeki en önemli dönüm noktalarıdır. Bugün de ülkemizin birliğini, bağımsızlığını ve geleceğini hedef alan çeşitli hesapların varlığı ortadadır.
Böyle bir ortamda Cumhuriyetin kurucusuna ve bayrağına yönelik düşmanlık, ülkenin ortak değerlerini zayıflatmaya çalışan çevrelerin ekmeğine yağ sürebilir. Bu nedenle Cumhuriyet düşmanlığına karşı toplumsal duyarlılık göstermek, yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, geleceği korumak anlamına da gelir.
Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde, Edremit’ten gelen bu haber hepimize bir kez daha hatırlatıyor: Cumhuriyet, kendiliğinden varlığını sürdüren bir değer değildir. Ona sahip çıkmak, onu yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin sorumluluğudur.
Cumhuriyet düşmanlığına prim ve taviz verilmemelidir.
Atatürk’e, Cumhuriyete ve Türk bayrağına yönelik saldırılar karşısında sessiz kalınmamalıdır.
Bu ülkenin bağımsızlığına, Cumhuriyetin temel değerlerine ve ortak geleceğine sahip çıkmak, siyasi görüşü ne olursa olsun her yurttaşın sorumluluğudur.
Çünkü Cumhuriyet, hepimizin ortak emanetidir.