Son günlerde “etçil diyet” diye bir şey dolaşıyor ortalıkta. Et, et, biraz daha et… Yanına da bolca peynir, tereyağı, hayvansal yağ. Sebze mi? Meyve mi? Onlar “gereksiz”. İlk başta kulağa cazip geliyor. “Hızlı kilo verdiriyor”, “zihni açıyor”, “enerji patlaması yaşatıyor”… Kim istemez ki?
Florida’da yaşayan bir adam da istemiş mesela. Sekiz ay boyunca neredeyse sadece et, peynir ve tereyağıyla beslenmiş. Günlük hayatına ekstra yağlar, kilolarca peynir eklemiş. Başlarda mutluymuş. Kilo vermiş, kendini daha zinde hissetmiş. Ama vücut dediğin şey sessiz kalmıyor. Bir yerden sonra “dur” diyor.
Adam hastaneye gittiğinde doktorların bile ağzı açık kalmış. Kolesterol denen o meşhur rakam var ya, hani “200’ün altı iyi” derler… Bu adamda 1000’in üstüne çıkmış. Hani araba devir göstergesi kırmızıya girer ya, işte öyle bir şey. Alarm üstüne alarm.
Yetmemiş, vücut dışarıdan da sinyal vermeye başlamış. Avuç içlerinde, ayak tabanlarında, dirseklerinde sarı sarı yumrular… Ksantelazma diyorlar. Yani kolesterol, “ben buradayım” diye derinin altından el sallıyor resmen. Doktorlar diyor ki: “Bu, kalp ve damar hastalıklarının en net habercilerinden biri.”
Şimdi burada durup şunu sormak lazım: Biz gerçekten böyle mi evrimleştik? Sadece et yiyerek mi hayatta kaldık? Uzmanlar hayır diyor. Antropologlar, paleobiyologlar yıllardır aynı şeyi söylüyor: İnsan dediğin canlı her zaman biraz et, biraz ot, biraz meyve, biraz tahıl yemiş. Dişlerimiz, aletlerimiz, kemiklerimiz bunu anlatıyor zaten.
“Ben ketojenik diyetle kilo verdim” diyenler çıkıyor hemen. Doğru, bazı diyetler kısa vadede kilo verdirebilir. Ama işin “sadece hayvansal gıda” kısmı ciddi riskler barındırıyor. Böbrek taşı, gut, kemik erimesi… Bir de sindirim meselesi var. Dünya nüfusunun büyük kısmı laktozu zaten zor sindiriyor. Sen bir de üstüne kilolarca peynir yüklersen, mide-bağırsak hattı isyan ediyor.
Bence mesele tereyağını ya da peyniri şeytanlaştırmak değil. Ben hâlâ severek yiyorum. Ama dozunda. Akıl süzgecinden geçirerek. “Ne kadar doğal olursa olsun, fazlası zarar” cümlesi boşuna söylenmemiş.
O yüzden artık sofrada tereyağına uzanırken, peyniri keserken şöyle bir duruyorum. “Bu bana iyi mi, yoksa ben mi kendimi kandırıyorum?” diye soruyorum. Bence hepimiz sormalıyız.
Kısacası, tereyağı ve peyniri yerden iki kez düşünün. Birini kalbiniz için, birini de gelecekteki kendiniz için.