Kıraç ve susuz topraklarda tarım mümkün mü?


Türkiye’nin büyük bir bölümü, haritalarda yeşil görünse de gerçekte suyla imtihan hâlindedir. Yağış rejimleri değişiyor, yeraltı suları çekiliyor, barajlar alarm veriyor. Bir zamanlar “verimsiz” denilip kaderine terk edilen kıraç topraklar ise bugün bambaşka bir anlam kazanıyor. Çünkü iklim krizinin gölgesinde artık şu soruyu sormak zorundayız: Az suyla tarım mümkün mü? Cevap, sandığımızdan daha umut verici.


Kıraç ve susuz topraklar; organik maddece fakir, su tutma kapasitesi düşük ve genellikle sert iklim koşullarına sahip alanlardır. Geleneksel tarım anlayışı bu toprakları çoğu zaman dışlar. Oysa doğa, yüzyıllar boyunca bu şartlara uyum sağlamış bitkiler yetiştirmiştir. İnsan eliyle geliştirilen kültür bitkileri de bugün bu doğal direnci örnek alarak kıraç alanlar için güçlü bir alternatif sunmaktadır.


Bu bitkilerin başında tahıllar gelir. Buğday, arpa, çavdar ve tritikale; düşük yağışla yetişebilen, derin kök sistemi sayesinde topraktaki sınırlı nemi değerlendirebilen ürünlerdir. Özellikle arpa ve çavdar, hem soğuğa hem de kuraklığa dayanıklılığıyla kıraç tarımın bel kemiği olmayı sürdürmektedir. Anadolu’nun binlerce yıllık tarım geçmişi de bunu doğrular niteliktedir.


Baklagiller ise kıraç tarımda yalnızca ürün değil, aynı zamanda bir toprak dostudur. Mercimek, nohut ve kuru fasulye; az suyla yetişebilirken köklerinde bulunan bakteriler sayesinde toprağa azot bağlar. Bu özellikleriyle hem verimi artırır hem de toprağın uzun vadede iyileşmesine katkı sağlar. Güneydoğu Anadolu’da mercimeğin yaygınlaşması, kurak koşullarda doğru ürün seçiminin ne kadar hayati olduğunu göstermektedir.


Yağ bitkileri arasında aspir (yalancı safran), susuz tarımın yükselen yıldızlarından biridir. Derin kökleri sayesinde kuraklığa dayanıklı olan aspir, hem yemeklik yağ hem de biyodizel hammaddesi olarak stratejik bir üründür. Benzer şekilde susam, sıcak ve kurak iklimlere uyum sağlayabilen, az su isteyen değerli bir yağ bitkisidir.


Tıbbi ve aromatik bitkiler de kıraç toprakların sessiz kahramanlarıdır. Kekik, adaçayı, lavanta, biberiye ve çörek otu gibi bitkiler; düşük su ihtiyacıyla yüksek ekonomik değer sunar. Özellikle lavanta, son yıllarda hem görsel hem de ticari getirisiyle kırsal kalkınmada önemli bir rol üstlenmektedir. Üstelik bu bitkiler, erozyonu azaltarak toprağın korunmasına da katkı sağlar.


Meyve tarafında seçenekler daha sınırlı olsa da imkânsız değildir. Badem, zeytin, incir, keçiboynuzu ve üzüm; kuraklığa nispeten dayanıklı, doğru anaç ve doğru bakım uygulamalarıyla kıraç alanlarda yetiştirilebilen türlerdir. Özellikle zeytin, “ölmez ağacı” olarak anılmasını bu direncine borçludur. Az suyla yaşamayı öğrenmiş bu ağaçlar, sabrın tarımsal karşılığı gibidir.


Elbette mesele sadece “hangi bitki” sorusuyla sınırlı değildir. Nasıl üretildiği de en az ürün seçimi kadar önemlidir. Anıza ekim, malçlama, doğru ekim zamanı, yerel tohumların kullanımı ve minimum toprak işleme gibi yöntemler; kıraç tarımın başarısını doğrudan etkiler. Her damla suyun kıymetli olduğu bu alanlarda, yanlış bir uygulama tüm emeği boşa çıkarabilir.


Bugün tarım politikalarının, suyu bolmuş gibi davranma lüksü yoktur. Kıraç ve susuz topraklar artık bir dezavantaj değil; doğru planlama ve uygun ürünle stratejik bir üretim alanıdır. Çiftçiyi suya bağımlı ürünlere mahkûm etmek yerine, bölgenin ekolojisine uygun bitkilerle desteklemek; hem gıda güvenliği hem de kırsal sürdürülebilirlik açısından kaçınılmazdır.


Tarım toprağı zorlamak değil, onu anlamaktır. Kıraç topraklar bize şunu fısıldar: Azla yetinmeyi bilen, doğayla inatlaşmayan kazanır. Bugünün tarımı, bol suyun değil; aklın, bilginin ve uyumun tarımı olmak zorundadır. Çünkü gelecekte su, altından daha değerli olacak; onu koruyabilen toplumlar ayakta kalacaktır.