Bundan yüz yıl sonra ne biz olacağız,
ne çocuklarımız…
Ne bugün oturduğumuz ev,
ne de hayatımızdan geriye kalmış bir esinti.
Bu bir karamsarlık cümlesi değil.
Bu, hayatın yalın gerçeği.
Bugün adına “mülk” dediğimiz evler yıkılacak.
Tapular el değiştirecek.
Sokak isimleri değişecek, mahalleler dönüşecek.
Bir zamanlar “bizim hayatımız” dediğimiz ne varsa,
başkalarının sıradan bir gününe dekor olacak.
EVLER KALMAZ, İZLER KALIR
Bir ev düşünün…
Duvarlarında kahkahalar, tartışmalar, suskunluklar birikmiş.
Bir odasında çocuk büyümüş,
bir köşesinde hastalıkla mücadele edilmiş,
bir masada gelecek hayalleri kurulmuş.
Yüz yıl sonra o ev yok.
Yerinde başka bir bina, başka bir hayat, başka bir telaş.
Ama asıl soru şudur:
O evde yaşayanlardan ne kaldı?
Çünkü ev insanı yaşatmaz.
İnsan eve anlam verir.
Anlam yoksa, geriye sadece beton kalır.
GENÇLİK, PARA VE YANILGI
Özellikle otuzlu, kırklı yaşlarda…
Biraz para, biraz güç, biraz çevre edinen insan,
dünyayı yönettiğini zanneder.
Hayatın hep böyle gideceğini sanır.
Ölümü, sonu, kara toprağı düşünemez.
Çünkü o an insanın gözü döner,
aklı hızın ve kazancın içinde savrulur.
Oysa son değişmez.
Son herkes için aynıdır.
Ana sonu kara topraktır.
MANEVİYAT İNSANI DİRİ TUTAR
Maneviyat, insanı hayatta tutan iç dengesidir.
İnsanı kibirden, hoyratlıktan, ölçüsüzlükten korur.
Saygı ve sevgi gösteren,
sevilir ve saygı görür.
Bu bir ahlak meselesidir,
aynı zamanda hayatın değişmez yasasıdır.
Güç geçicidir.
Para geçicidir.
Ama duruş kalıcıdır.
HAYAT DÖNER, DEVİR HIZLIDIR
Hayat sürekli döner.
Deprem olur.
Sel basar.
İnsanlar ölür.
Ama hayat durmaz.
Yeni insanlar doğar,
yeni hikâyeler başlar.
Bu hızlı devran,
insanın başını döndürür.
Kendini merkez zannedenleri savurur.
Unutanlara hatırlatır.
İnsan,
toprağa karışacağını bilerek yaşamalı.
Ama toprağı kirletmeden…
Çünkü yüz yıl sonra,
bizi değil,
nasıl yaşadığımızı konuşacaklar.