Yaşamda pek çok insan tanıdım. Gücü elinde tutanları… Sözü tartılmayanları… Bir cümlesiyle binlerce insanın yönünü değiştirenleri… Cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, holding sahipleri, kanaat önderleri…
Bugün isimlerini ansak herkesin tanıyacağı, dünün “vazgeçilmez”leri olan insanlar.
Ama bir gerçek var ki zaman acımasızdır. Hiç kimseye ayrıcalık tanımaz. Ne makamı, ne serveti, ne de alkışı bağışlar. Zaman, insanın sırtındaki bütün payeleri birer birer indirir. Hepsi yaş aldı ve bu dünyadan göçtü.
Geride kalan; unvanlar, kartvizitler ya da korumalar değil, insanın ardında bıraktığı izler oldu.
***
Bazıları yalnızca güçleriyle hatırlandı, güçleri bittiğinde unutuldular. Bazıları ise bir fikri, bir duruşu, bir cümlesiyle hafızalarda kaldı. Hayat bana çok erken şunu öğretti: Güç geçicidir, kişilik kalıcıdır. Makam ödünçtür, karakter ise insanın öz malıdır.
Üniversite yıllarımda şanslıydım. Bugün geriye dönüp baktığımda bunun bir ayrıcalık olduğunu çok daha iyi anlıyorum.
Haluk Anıl, Şükrü Kızılot, Necat Tüzün, Oğuz Feyzioğlu, Besim Üstünel, Oğuz Oyan, Abdurrahman Akdoğan, İhsan Tarakcıoğlu, Bilsay Kuruç…
Liste uzundur; diğer hocalarımın da haklarını helal etmelerini dilerim.
Onlar bana sadece ders anlatmadılar. Düşünmeyi, sorgulamayı, itiraz etmeyi öğrettiler. Bilginin bir ezber değil, bir emek işi olduğunu gösterdiler.
Gerçek bilginin sesi yüksektir sanılır ama aslında sessizdir. Zamanı geldiğinde konuşur ve herkes ona kulak vermek zorunda kalır.
***
Siyasette de çok şey gördüm, çok şey öğrendim.
Turgut Özal, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Hüsamettin Cindoruk, Adnan Kahveci…
Her biri kendi döneminin ruhunu taşıyan, güçlü ve etkili figürlerdi.
Bir dönem gelir; herkes senin iki dudağının arasına bakar. Bir cümlen piyasayı, bir kararın toplumu sarsar. Telefonların susmaz, kapılar ardına kadar açılır.
Ama o dönem mutlaka biter. İşte tam o noktada insanın geriye ne bıraktığı ortaya çıkar.
Eğer bilgin, duruşun ve başkalarından ayıran bir farkın varsa; her dönemde sana danışılır. Yoksa yalnızca kendi zamanının kahramanı olarak kalırsın ve zaman değiştiğinde adın da silinmeye başlar.
***
Gençlere tavsiyem nettir: Kendinizi her alanda geliştirin. Ama lisan, vazgeçilmezdir.
“Hukukta dile gerek yok” demek büyük bir kaçıştır. Hatta çoğu zaman bir tembellik biçimidir. Hukuk mukayese ile gelişir. Mukayese ise dil olmadan mümkün değildir.
Yabancı hukuku bilmeyen, kendi hukukunu da eksik bilir. Dünya artık kapalı bir kutu değildir. Bilgi sınır tanımaz; ama insanlar hâlâ sınırları zihinlerinde taşır.
Yabancı dil sadece kelime bilmek değildir. Hayata başka bir pencereden bakabilmektir. Hayatın her adımında insanın en büyük destekçisidir.
Nice büyük tüccar gördüm; yaşadıkları şehrin büyüğü olmuşlar ama dil bilmedikleri için o şehrin dışına çıkamamışlar. Dünya onlara uzak kalmış.
Ve nice genç tanıdım; dil bildikleri için ülke sınırlarını aşmışlar. Aynı zekâ, aynı emek, aynı cesaret… Farkı yaratan tek şey dildi. Başka ülkelerin büyüğü oldular.
***
Makamlar geçicidir. Servet el değiştirir. Alkış diner.
Ama bilgi kalır. Duruş kalır. İnsan kendine ne katmışsa, günün sonunda onunla baş başa kalır.
Zaman herkesi eşitler. Ama bilgi ve emek, insanı farklı kılar. Mesele ne kadar yükseldiğin değil; ne kadar derinleştiğindir.