Ne zaman unuttuk paylaşmayı?
Ne zaman unuttuk gülümsemeyi?

Bunun bir tarihi yok.
Bir gece yarısı alınmış karar da değil.
Sessizce oldu.
Yavaş yavaş…
Farkına varmadan.


Eskiden ekmek bölünürdü.
Sofra kalabalık olmasa bile gönül genişti.
Bir çay, bir selam, bir “gel otur” yeterdi.
Şimdi masalar büyüdü,
kalpler küçüldü.


Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp
birbirinin adını bilmeyen insanlar olduk.
Asansörde göz göze gelmemek için
telefonlara sığındık.
Selam vermemek için kulaklık taktık.
Gülümsememek için bahaneler ürettik.


Paylaşmak fakirlik sanıldı.
Gülümsemek zayıflık.

Oysa paylaşmak insanı çoğaltırdı.
Gülümsemek yükü hafifletirdi.


Ne zaman “ben” bu kadar büyüdü de
“biz” bu kadar küçüldü?
Ne zaman başarıyı yalnız kazanmak,
acıya yalnız katlanmak erdem sayıldı?


Bir zamanlar mahalle vardı.
Mahalle sadece bir yer değildi;
bir dengeydi, bir denetimdi, bir merhametti.
Şimdi site var.
Kapıları güvenli,
kalpleri kilitli.


Bir zamanlar komşu vardı.
Şimdi “rahatsız etmeyin” levhaları var.
Bir zamanlar kapı çalınırdı.
Şimdi mesaj atılıyor.
Cevap gelmezse de kimse alınmıyor,
çünkü kimse kimseyi gerçekten beklemiyor.


Sosyal olduk ama temasız.
Kalabalık olduk ama yalnız.
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor.


Paylaşmak zaman isterdi.
Dinlemek sabır.
Gülümsemek ise iç huzuru.


Ama biz acele etmeyi marifet sandık.
Hızlandıkça derinliği kaybettik.
Koştukça insanlığımızı geride bıraktık.


Artık acılar bile paylaşılamıyor.
Bir “başın sağ olsun” mesajıyla geçiştiriliyor.
Sevinçler ise gizleniyor;
nazar olur, kıskanılır diye.


İnsan, insandan uzaklaştıkça
eşyalara yaklaştı.
Evler doldu,
kalpler boşaldı.


Ve en acısı…
Gülümsemek bedava olduğu halde
en pahalı davranış oldu.

Çünkü gülümsemek cesaret ister.
Paylaşmak sorumluluk.
İlgilenmek yük sayıldı.
Duyarlı olmak “fazla” bulundu.


Belki de mesele zaman değil.
Belki biz unutmaktan çok
kaçtık paylaşmaktan.
Vazgeçtik gülümsemekten.


Çünkü paylaşmak,
“seni görüyorum” demektir.
Gülümsemek,
“yalnız değilsin” demektir.


Ama hâlâ geç değil.
Çünkü insanlık tamamen kaybolmaz,
sadece hatırlanmayı bekler.

Bir selamla başlar her şey.
Bir tebessümle.
Bir “halin nasıl”la…
Samimi bir duruşla.


İnsan, insana iyi gelir.
Bunu unuttuğumuz gün
asıl yoksullaştığımız gündür.

Ne zaman unuttuk paylaşmayı?
Ne zaman unuttuk gülümsemeyi?


Hatırlamak için
bugün iyi bir gün olabilir.