Üç günlük Şeker Bayramı tatilini komşu Midilli adasında geçiren vatandaşlarımız 22 Mart’ta dönüşe geçtiklerinde, limanda biraz sıkıntılar yaşadıklarına dair haberler kaçınızın dikkatini çekti bilemiyorum. Fakat ben ele almak istediğim konuya, buradan girerek hepinizin dikkatini başka bir yöne çekmek istiyorum şimdi.
***
Limandaki sorunun nedeni, bizden giden ziyaretçiler veya adadaki hizmet kurumları değildi. Yunanistan hükümeti, Midilli’de şap hastalığı görülünce, AB mevzuatına uygun olarak hemen o gün adayı karantinaya aldı. Canlı hayvan, et, süt ve peynir çıkışları engellendi. Bunun üzerine, adada geçimini hayvancılık ve süt üretimiyle sağlayan çiftçiler, protesto için sokağa indi.
Şap virüsü, gerçekten ciddi sorun, hayvandan hayvana geçtiği gibi, insana da bulaşıyor. O yüzden yayılmayı önlemek için karantina, hasta hayvanların bağışıklığını arttırma, yoğun antiseptik ve antibiyotik tedaviler ve aşılama yapılması gerekiyor. Ancak Yunanlıların tepki gösterme tarzlarının da, bizimkinden epeyce farklı olduğunu bilmek lazım. Karşı oldukları konuda, seçim sandığı gelene kadar beklemek gibi bir alışkanlıkları yok. Hemen ve kitlesel reaksiyon gösteriyorlar.
Bu kez de, karantina kararına tepki olarak o Pazar günü 7 bin kadar çiftçi Midilli Limanı’na inip, liman binasını protesto amacıyla ablukaya aldı. Liman polisi de, göstericiler içeri girip zarar vermesin diye kapıları kilitledi. Biraz gerginlikler oldu.
Bu arada deniz ulaşımı da aksadı haliyle. Türkiye’ye dönecek olan ziyaretçiler, soğuk havada 3 saat kadar beklemek zorunda kaldılar. 550 yolcu sonunda feribota alındı ve gecikmeli olarak Ayvalık limanına döndü. Tabii biraz hoşnutsuzluk oldu Türkiye tarafında. Fakat Midilli tarafı ise durumu ciddiye aldı.
Daha yaz turizminin başlamasına zaman var demeyip beklemeden, hemen duruma müdahil oldu. İki gün bile geçmeden Midilli Ticaret Odası’nın Turizm Komitesi şap sorununun sona erdiğine dair bir açıklama yaptı. “Turizmi etkileyecek bir durum yok. Çiftçilerle hükümet arasındaki gerginlik bitti. Şap hastalığı kontrol altına alındı. Süt üretimi ve satışı normale döndü” dedi.
***
Aktardığım bu küçük örneğin de gösterdiği üzere, Ayvalık’tan yapılan turizm seferlerinin devamlılığı Midilli’de çok ciddiye alınıyor. Herhangi bir engele, turizmi sekteye uğratacak bir söylentiye karşı dikkatli davranıyorlar. Komşumuz 2009-2018 arasında yaşamak zorunda kaldığı ekonomik krizden sonra, turizm gelirlerinin ne kadar önemli olduğunu, sürdürülebilir kılmak için de planlı ve titiz davranmaları gerektiğini anlamış ve ders çıkartmış bulunuyor. Bu özelliklerini de takdir etmek lazım.
***
Şimdi izninizle Kuzey Ege’deki bu turizm hareketinin bir de Türkiye tarafına bakalım. Fakat baştan şunu ifade edeyim, keşke her ülkenin ekonomisi hep iyi olsa, bol bol karşılıklı ziyaret ve temaslar yapılsa düşüncesindeyim. Oysa hatırlayın lütfen, yaşadıkları ekonomik krizin etkisiyle 2014’den sonraki dönemde Midillili komşularımız, Euro’nun yüksek değerinden yararlanmak amacıyla her aybaşında maaşlarını alıp, alış veriş yapmak için doğruca Ayvalık limanına gelirlerdi. Euro bozdurup daha ucuza gıda ve giysi alarak dönmek onlar için çok ekonomik hale gelmişti. Bu hareketlilik elbette çok anlaşılır bir şeydi ve karşılıklı memnuniyet içinde 2018’e kadar devam etti. Sonrasında bu durum tersine döndü. Zira onlar AB desteği ile ekonomik sıkıntılarını aşmayı becerdiler. Biz ise, dünya 2018 ekonomik krizine düşünce, payımızı fazlasıyla aldık. Hatta tam olarak da çıkamadık, sıkıntılar hala devam ediyor.
***
Değişen ekonomik koşulların turizme yansıması, bu kez tam tersine bir hareketlilik yarattı. Şimdi Türkiye, komşumuzdan turist getirmek için değil de aksine oraya turist götürmek için çaba gösteriyor. Yani işin bütününde, karşılıklı bir alış veriş turizmi hareketi yok şimdi. Çünkü Türkiye’de maaş Euro olarak değil TL olarak veriliyor, sıradan insanlar da asla yüksek değerli bir para bozdurup Yunan adalarında ucuz mal ve hizmet alma şansına sahip olamıyor. Peki kimlerde var o zaman bu şans? Gelir seviyesi yüksek olanlarda var.
Yıllardır Midilli’ye, diğer Yunanistan adalarında onlar tatile gidiyor ve önceki yıllara göre tersine bir kaynak akışını sürdürüp duruyorlar. Buna engel olan bir politikası da yok Türkiye’nin. Bayram veya yaz tatillerinde Midilli, belirli bir gelir seviyesinin üstündeki vatandaşlarımız için güzel bir seçenek oluyor.
Bizde en yüksek gelir grubu olan % 20’lik dilimdekiler, zaten dilediği yere gidip geliyor tatil için. Bunu izleyen ikinci % 20’lik dilimdekiler ise adayı, komşuları ve Avrupa seçeneğini değerlendiriyor. Bunların dışında kalan % 60’lık gelir dilimindeki vatandaşlar ise, bugünün ekonomik koşullarında bırakın yurt dışını, zaten yurtiçi tatil kavramından bile uzak. Karnını zor doyuran, tatili de hiç düşemiyor. İşte Kuzey Ege’deki turizm faaliyetlerini, bu çerçevenin bütününde bakmak gerekiyor.
***
Midilli seyahatleri için, Balıkesir Ayvalık en yoğun kullanılan liman. Burada turizm faaliyetine yıllardır özel sektör egemen. Turyol ve Jalem Tur yaz döneminde karşılıklı Ayvalık - Midilli ulaşımı sağlıyor. Deniz otobüsü 45 dakika, feribot ise 90 dakika sürüyor.
Geçen yıl Balıkesir B. Belediyesi de BADO ile bu limandan Midilli merkez limanına ulaşım faaliyetine katıldı. Bu yaz ayrıca Balıkesir Akçay limanı da hazırlandı, BADO feribotları oradan Petra limanına 60 dakika sürede ulaşılacak. Fakat talep nedeniyle, İzmir Alsancak limanından yaz döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İZDENİZ firması da hızlı katamaran seferleri yapıyor. Ayrıca İzmir Dikili’den İDO hızlı katamaranla 40 dakika süren, Aliağa’dan JalemTur ve Feribotlines şirketlerinin 110 dakika süren Midilli seferleri var. Birkaç yıl önce, Çanakkale Küçükkuyu limanından da Petra seferlerine başlanmıştı ama pek rağbet olmadığı için buna son verildi.
Bütün bu gemi seyahatleri en az 35 Euro’dan başlıyor. Diğer masraflara da bakmak lazım elbette. Midilli seyahatlerinde vatandaşlarımızın 1.255 TL yurtdışı çıkış harcı ödüyor. Midilli kapı vizesi de 90 Euro civarında. Geçerli bir pasaport ile kapı vizesi evrakları önemli. Zaten konaklama olacaksa bir rezervasyon belgesinin de hazır olması lazım.
***
Şimdi bu genel tabloya bakıp “ne güzel işte” diyebilirsiniz elbette. Tabii geliriniz uygun ise Ancak ülkemizin % 60’lık gelir dilimi içindeki asgari ücretli, işçi, memur, emekli, esnaf, çiftçi, ev kadını ve öğrencilere bu tabloda pek de yer olmadığını görmemek lazım. Masraflar biraz fazla ve daha üst gelir grubundan kişilere hitap ediyor Midilli. O nedenle, özel sektör turizm hizmetleri ile parası olanları başbaşa bırakmak varken, acaba özellikle yerel yönetimlerimiz neden bu kadar hevesliler Midilli seyahati işine diye bir soru geliyor akla. “Çok para vardır” diye düşünmeyin, vallahi yok. Zaten mevsimlik bir iş ve gelen para ile yapılacak harcamalar denk olabilse bile ne büyük mutluluk.!
Peki hal böyleyken, Kuzey Ege’de birisi MHP, diğerleri CHP yönetiminde olan bütün bu küçüklü ve büyüklü belediyeler, belediye şirketleri kurarak veya özel sektör şirketleriyle anlaşarak gemi kaldırıp da ne yapmaya çalışıyorlar? Algı mı yoksa halkın memnuniyeti mi? Kamu hizmeti uğruna gerekli mi bu? Halk da bunu mu istiyor gerçekten? Liman yapın, gemi bulun da bize, basalım paraları gidelim adalara mı diyorlar? Peki kaç kişi, niye diyor? Mesela saydığım bu belediyelerin hangisinde layıkıyla çalışan, kapasitesi ve kabiliyetleri yeterli birer arıtma tesisi var ki, sıra gemi kaldırmaya geldi acaba?
***
Benim gördüğüm kadarıyla, parası olup da giden vatandaşlarımız bile bir heves uğruna değil de; temiz deniz, güzel ve makul fiyatlı turizm hizmetleri için gidiyor. Bir de alıp getirilecek gıda veya tüketim malları için değil ama alenen free-shop uğruna gidiyor.!
Gerçekçi olalım lütfen, devlet bu karşılıklı turizm faaliyetinde bir ekonomik mütekabiliyet aramak zorunda değil mi? Üstelik hem devlet ve hem de yerel yönetimler, kendi vatandaşlarının yukarıda sıraladığım ihtiyaçlarını ülkesinde normal, kolay ulaşılır ve hak ettiği bir şekle getirmek için çaba gösterse çok daha uygun olmaz mı?
Körfez’de değil yalnızca, Kuzey Ege’de de vatandaşa düşen kirli deniz, arıtmaların yetmediği bir atık su sistemi, kirli dereler, denetimsiz ve kötü fiyat politikası uygulayan otel, lokanta ve eğlence yerleri mi olmak zorunda? Tabii ki bizim insanlarımızın da gidip komşunun adasını, yaşamını, standartlarını görmesi iyidir. Fakat kendi standartlarımız berbat haldeyken, döviz savurup durmanın da kalıcı bir yararı olabilir mi bize?
“Üç gün, beş gün, bir hafta gör adayı ve sonra dönüp buraya gel” mi diyeceğiz vatandaşa sürekli? Şu ortak gök kubbe altında, aynı denizin iki kıyısında bu kadar çok tezatlarla birer hayatı yaşamanın ne tür bir denge olduğunu, aileler çocuklarına nasıl izah edecek dersiniz?
Çocuklar sorarsa mesela “bizim deniz niye kokuyor?” diye, kim cevap vermeye hazır? Komşumuzu seviyoruz, Midilli turları da iyi, güzel, keyifli ve bu nedenle de yerel yönetimlerin yeni gözbebeği olmuş bu iş ama diğer soruların cevabı nerede? Çok değerli seçilmişlerimiz, atanmışlarımız, bakın yaz geliyor yine. Şu son soğuklar da çekip gidince, denizin ve Körfezin kokusu yükselmeye başlayacak tekrar. Ne diyeceksiniz vatandaşlara? Cevaplarınız hazır mı?