Trump’ın dengesi iyice bozuldu. Adeta “nasıl benim istediğim olmaz” diyerek çocuk gibi tepinip ağlayacak neredeyse. Muhtemelen kendisinin hata yapmasının asla mümkün olmayacağına dayalı bir kabulle bakıyor hayata ve bu psikolojiden sıyrılması da pek mümkün değil. Trump 79 yaşında ama tam da böyle biri işte. Tabi bu hırslı ve çılgın adam, ordusu marifetiyle gece vakti Venezuela’dan adam kaçırtıp da iyice “hidayete erince”, bir de İran’da açacağı savaşla “zafer edinip” tüm dünyaya gücünü göstermeye kalktı. Bu işin de üstesinden gelebilirse, bundan sonraki isteklerine artık savaşa bile gerek duymadan, sadece bazı ülkelere gözdağı vererek ulaşabileceğini düşünüyordu.
O nedenle de, yanına aldığı 76 yaşındaki bir diğer çılgın ve hasta adamın kışkırtmasına hemen inanmakta bir sakınca görmedi. Böylece devasa emperyalist bir güç ile Siyonist bir güç yöneten iki yaşlı adam, elele tutuşarak tamamen kendi istekleri çerçevesinde bir “Yeni Dünya Düzeni” yaratma sevdasıyla İran savaşına giriştiler. Hatta Netanyahu açıkça kışkırttı bile Trump’ı bu savaş için.
Fakat bu ikilinin hesapları bütünüyle de tutmadı. Bu sonucu artık aklı olan herkes görüyor dünyada. Trump görmüyor ama ve geri basmak yerine de, adeta el yükseltiyor şimdi. Bıraktı artık öyle “İran’a demokrasi götürme” laflarını, nükleer silah suçlamalarını falan, onun şimdi tek derdi İran’ın petrolüne sahip olmak. Vesile yaratıp da, dünyaya sunmak bile gereksiz bir teferruat oldu onun için artık. Kaybettiğini kabul etmeyip, daha da üstüne giderek önünü açabileceğini, itibarını da koruyabileceğini düşünüyor şimdi. Belki de danışmanlarının veya derin birilerinin önüne koyduğu “çıkış senaryosu” bu olduğu için öyle yapıyor. Şimdi de o, Netanyahu’nun paçasını bırakmıyor.
Şimdi İngiltere’ye çeşitli ağır bombardıman uçaklarını nakledip yerleştirdi ABD. Trump’ın emriyle üçüncü savaş gemisi de Körfez’e doğru yola çıktı. Fakat bu kez sadece savaş uçağı ve çıkartma gemileri değil, 2.200 deniz piyadesini de gidiyor savaşın göbeğine. Aklı sıra Trump, İran’ın Hürmüz kilidini açacak bu sefer. O yüzden, her fırsatta üstten bakıp, kibirle haşladığı müttefik ülkelere, bu kez de savaş gemilerini hemen yardıma göndermelerini buyurdu.
Kendi gemileri ile müttefiklerine ait olanlarla birlikte muazzam bir deniz gücü sağlayarak, bir kara savaşına gerek bile kalmadan çözüm bulacağını düşünüyor. Bu güç adeta tereyağından kıl çeker gibi Hürmüz’de sıkışıp kalan petrol tankerlerini alacak ve çıkartacak İran Körfezi kapanından. Yoksa dünyada petrol krizi daha da yükselecek ve Trump da oradan arkasına baka baka geri dönmek zorunda kalacak. Şimdi aşmaya çalıştığı sorun bu.
Fakat pek de istekli olan yok Trump’ın gemi yollama çağrılarına. Çünkü Hürmüz çok riskli bir savaş alanı şu anda. Dolayısıyla savaş gemilerinin korumasında, sayısı 3.000 kadar olan petrol tankerini oradan çıkartmak ve Körfez’deki diğer petrol ihracatçısı ülkelerin sevkiyata tekrar başlatmalarını sağlamak, pek de mümkün görünmüyor. Buna rağmen, uygun fırsat görürse bu seçeneği mutlaka deneyecektir Trump. Ancak kendi askerleri tabut içinde geri dönerse, onun da bir siyasi geleceği kalmayacaktır.
Niyetinin ne olduğu da aşağı yukarı belli oluyor böylece. Önce İran’ın iç kesimlerini ve Körfez’deki kıyılarını ağır bombardıman uçaklarıyla iyice dövecekler. Sonra da sahil şeridini veya İran’ın ham petrol sevkiyat merkezi olan Hark adasını, deniz piyadeleriyle işgal etmeye çalışacaklar. Zaten o adada bulunan İran askeri savunma sistemini de önceki gün havadan vurmuşlardı uçaklarıyla. Ancak buna rağmen, orada karada tutunmaları gerçekleşmez ise, Hürmüz’ün kilidini açmaları ve bölge hakimiyetleri de mümkün olmayacaktır.
Yani Trump’ın bundan sonraki adımının bir kara savaşı olacağı ve sadece İran’ın hakim olduğu boğazı değil de aslında tüm Körfez’in petrol koridorunu ele geçirmeyi hedefleyeceği anlaşıldı artık. Amaç bu şimdi ve Trump asla “yanıldım” demeyecek, haksız olduğunu ve yanlış yaptığını düşünmeyecek ama savaşın mevcut durumundan kendisi için bir kazanç sağlamaya uğraşacak hala. Aslında bütün bu taktik adımlar önceden düşünülüp planlanmış falan da değil. Savaşın her aşamasında, ABD karargahı veya Trump stratejik kararlarını değiştirip durdu başından beri.
Peki Trump’ın savaş ortağı olan İsrail ne yapıyor? O da bir başka kara savaşıyla meşgul şu anda. Lübnan’ın güneyinde yaşayan ve aktif şekilde İran’ı destekleyen Hizbullah güçlerini vuruyor. Zira savaşın ilk şoku atlatıldıktan sonra, İran’ı vurmak amacıyla İsrail’den ateşlenen füzelerin düğmesine basıldığı anda, Hizbullah güçleri de Lübnan’dan İsrail’e füze atmaya başlıyorlar hemen. Yani eş zamanlı olarak savaşıyorlar. Tabi ki Netanyahu’nun Lübnan’a yaptığı saldırıların tek sebebi bu değil. Hazır sıcak savaşın külü dumanı varken, bu vesileyle biraz daha toprak işgalini, Litani Nehri’ne kadar Lübnan’a yerleşmeyi, o olmazsa güney Lübnan’da bir tampon silahsız alan yaratmayı hedefliyor. Tabii diğer yandan ABD’nin başlayacağı yeni saldırı dalgası için, işaret vereceği anı da bekliyor.
Ne dersiniz, yaşları neredeyse 80’e dayanmış bu iki çılgın adam amaçlarına ulaşabilir mi? ABD’nin üstün savaş teknolojisi, devasa ordusu ve mali gücüne, İsrail’in sinsi ve hesapçı savaş tarzının eklenmesine rağmen, elbette İran’a pes ettiremeyecekler. Zira onların ayaklandırmaya çalıştıkları halklar ve tetikçi olarak kullanmaya niyetlendikleri halklar başta olmak üzere, bütün dünya orada haksız bir savaşın yapılmakta olduğunu görüyor ve anlıyor. Zalim galip gelirse, geriye kalan dünyayı neler bekler acaba?
En başta da tabii, kendi halkları görüyor bu savaşın rezilliğini ve itirazlar giderek yükseliyor. Daha da önemlisi, bu şirret ikilinin haksız ve haydutça dayatmaları biraz daha devam ederse, dünyanın pek çok bölgesinde başka savaş çığlıkları da atılmaya, bazı ülkeler de birbirinin boğazına sarılmaya başlayacak yakında. “Madem zorla güzellik devri başladı” diyenler, belki de nükleer bombaları bile devreye sokacak.!
Trump’ın tükenmiş ABD ekonomisini ve sözüm ona dünya liderliğini kurtarmak adına coşup da, başka ülkelerin kaynaklarını ele geçirme arsızlığına girişmesi şimdi çok fena sırıtıyor artık. “Buna hakkın yok” sesleri giderek daha fazla duyuluyor. Epstein dosyaları veya Kasım’da yapılacak ara seçimler uğruna, halkların varlıklarına zorla çökmek ve bu başarının sağlayacağı bir garip “özgüven” ile ayın sonunda Çin’e ziyaret yaparak Şi Cinping’in karşısına oturup başka dayatmalar sıralamak gibi bir planı varsa, muhtemelen sadece bir hayal olarak kalacak.
Netanyahu’nun bu rüyaya destek vermesinin temel nedenleri de belli. Bağımsız bir Filistin devletine fırsat vermemek, Orta Doğu’nun en büyük muktediri olmak, baş düşmanı İran’dan bütünüyle kurtulmak ve koltuğundan da hiç kalkmamak istediğini herkes görüyor. Bu soykırımcıyı, sınırlarından girmeye kalkarsa tutuklayacaklarını ve uluslararası mahkemeye teslim edeceğini söyleyen ülkelerin sayısı, her gün biraz daha artıyor.
21. yüzyılın ikinci çeyreğinde, artık bu kepaze ittifakın bölge ülkelerine ve halklarına hiç değer vermedikleri, onları bir varlık olarak bile görmedikleri tamamen anlaşılmış bulunuyor. O nedenle, 3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşlemelerine de fırsat vermemek lazım. Zira bunların savaşı, bölgesel olmakla yetinmeyip her an dünyanın pek çok köşesine yayılma eğiliminde. Buna izin vermemek hepimizin, “insanım” ve “dünyalıyım” diyen herkesin görevi artık. ABD yenildiğini kabul edip defolmak, İsrail’de kuyruğunu toplamak zorunda şimdi.
“Bunlar bana dokunmaz nasılsa” diyen bir ülke de varsa, kafayı hemen değiştirmeli. Çünkü bunların yarattığı düzensizlik, büyük bir kaosa dönüşürse, herkese dokunacak. Orta Doğu’yu mahvederse, savaşın ateşi önce Latin Amerika’ya, sonra Grönland ve Kanada’ya sıçrayacak. Seyreden Avrupa ve umursamayan Pasifik de nasibini alacak bundan elbette. Aklı olanın, bütün bunlara karşı gelmesi lazım şimdi.