Edremit Eminkuyu çöplüğünde köpek ve kedi ölüleri skandalının ardından, kesilmiş at kafaları görüntüleri ortaya çıkmıştı. 14 atın kesildiği iddiası sonrası en kritik soru: Bu etler piyasaya girdi mi? Kaymakamlık ve belediye inceleme başlattı, ancak olayın faili ve amacı belirsizliğini koruyor. Kaçak kesim şüphesi ilçede gıda güvenliği endişesini artırdı. Vatandaş tedirgin: Sofralara ne geliyor, kim denetliyor? Denetimler yapıldı mı, sonuçlar neden açıklanmadı?
Ülkemizde atlara “et” gözüyle bakılmaz. Gıda olarak da tercih edilmez at eti. Bunda atların ulaşım ile taşımadaki işlevsel ve geleneksel değerleri etkilidir şüphesiz. Tabii bazı dini yorumların da etkisini anmak lazım. Bu nedenlerle, at üretimi kırsal kesimde doğal sürece terk edilmiş bir tempoda sürer sadece. Kısıtlı alanlarda, tarımsal üretimde veya taşımacılıkta yıllarca çalışır atlar hala. Bir kıymetleri vardır, ancak iyice yaşlanınca ya yılkıya gönderilip doğal ölümlerine kadar dağ taş dolaşırlar, ya da aracılara satılıp kaçak gıda olma yoluna çıkartılırlar. Sistemli at üretimi ise sadece yarış ve binicilik sektörünün ihtiyaçları için yapılır. Bunun da yıllık 5 bin kadar olduğu bilinir. Bu hayvanlar içinde yarış şansı bulanlar, birkaç yıl sonra damızlık olur veya binicilik okullarına, at sporlarıyla ilgilenenlere gönderilir.
***
Sonuçta varlıkları giderek azalıyor “binek” hayvanlarının ülkemizde. 2024’de yayınlanan “Gıda, Domuz, Taklit ve Tağşiş Konusu” başlıklı makalemde sayısal durumlarını şöyle aktarmışım: “TÜİK verilerine göre 2023 sonu itibariyle ülkemizdeki eşek sayısı 74.704'e, katır sayısı 16.313’e, at sayısı ise 66.431’e kadar gerilemiş bulunuyor. Bunlar son 30 yılda % 90 oranında azalmış. İşlevlerini motorlu araçlara kaptırdıkları için ve doğal yaşam sürelerinin sona ermesiyle olmuş bu azalma”. Bugün de son sayısal durumlarına baktım. Yine TÜİK'in Şubat 2026 verilerine göre, Türkiye'de eşek sayısı 60.332, katır sayısı 12.398 ve at sayısı 65.339'a inmiş. Buradan da görüyoruz ki, “at eti” gıda sektörünün vazgeçilmez bir talebi falan değil ülkemizde. Bir ağırlığı da yok, bilinçli bir üretimi de.
***
Peki buna rağmen neden basında sık sık “at eti” haberleri çıkıyor ve neden bu kadar tepki görüyor? Gerçek şu: sayıları giderek azalsa da, her dönemde at eti gıda sektörüne şu veya bu oranda giriyor. Kavurma, döner, lahmacun, sucuk veya doğrudan yemek oluyor. Uygun usulle pişirilirse sertleşme de olmuyor ve anlaşılmıyor farkı. O nedene at etine olan talebi belirleyenin, ekonomik koşullar olduğunu söylemek mümkün. Gıda sektörü dana ve kuzu etlerinde fiyatlar iyice yükselince, maliyetler çok artınca veya talep karşılanamaz olunca, yönünü at, eşek ve katır gibi tek toynaklı hayvanlara çeviriyor. Bu yüzden de kaçak olarak kesilen, satışa hazır hale getirilen “at eti” haberleri hiç eksik olmuyor basında. Bu haberlerin fotoğraflarında genellikle kesim ve parçalama işlemi tamamlanmış, naylon torbalara tıkılmış kırmızı et parçaları halinde oluyor atlar.
Baskınlarla veya jandarmanın yol kontrollerinde yakalanıyorlar. Fakat bazen de son anda kesilmekten kurtarılan atların mahzun bakışlı fotoğraflarıyla sergileniyor durum. Acımayla birlikte bir çeşit “mutlu son” duygusu yaratıyor okurlara. Yine de bu haberler kesilmiyor, “Adıyaman’da at eti operasyonu”, “İstanbul Çatalca’da çiftliğe baskın”, “Adana Yüreğir’de 2,5 ton at eti ele geçirildi, 4 at da son anda kesilmekten kurtarıldı”, “İstanbul Silivri'de satışa hazır 306 kilo at eti ele geçirildi. 3 şahıs gözaltına alındı" başlıkları devam ediyor. Aslında tek toynaklı yaban domuzunun eti de bu “kaçak” piyasada yaygın ama o kadar gündem edilmez nedense? Fakat eşek, katır ve atın “et” olması çok daha fazla tepki görüyor ülkemizde. Nedense “iğrenç” de bulunuyor.
***
Oysa at eti özellikle Orta Asya’da (Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan) ve bazı Avrupa ülkelerinde (Fransa, İtalya, Belçika, Almanya) geleneksel veya yaygın olarak tüketilen bir besin hala. Et, kıyma veya sucuk olarak tüketiliyor. Yani doğru ve hijyenik koşullarda kesilip işlendiğinde sağlık açısından zararlı değil at eti. Aksine protein, demir ve B12 yönünden zengin ve besleyici. Ancak, kontrolsüz kaçak kesimlerde Trichinella paraziti riski var ve bu durum da çok önemli. Ayrıca yarış atlarında ağır ilaç kalıntıları bulunması da mümkün. At etinin yüksek kolesterol oranı da potansiyel bir risk oluşturuyor. Diğer yandan, dini yorumlar (Hanefi mezhebinde mekruh sayılması) ve atın tarihsel olarak savaş ve ulaşım aracı olması nedeniyle, “yiyecek” olarak algılanmıyor at eti bizde.
Tabii bir de psikolojik faktör var. Kim dana eti aldığına inandırılarak, at etiyle kandırılmak ister ki? Bu sebeplerle, Tarım ve Orman Bakanlığı yaptığı denetimlerde dana/kuzu eti yerine at, eşek gibi "tek tırnaklı" hayvan etlerinin kullanıldığını, laboratuvar analizlerinde DNA'sını bularak tespit ederse yaptırım uyguluyor. 5996 sayılı Kanun kapsamında "taklit/tağşiş" ve "sağlığı tehlikeye düşürecek gıdalar" olarak listeleyip, Güvenilir Gıda web sitesinde kamuoyuna ifşa ediyor. Bu tür ürünleri toplatıyor ve para cezası da uyguluyor. Bu “ifşa” konusu hatırlarsanız bir süre aksatılmıştı da, kamuoyundan gelen tepkiler sonucunda tekrar periyodik hale getirilmek zorunda kalındı.
***
Son günlerde ise “at eti” konusu ülke gündemine “siyasal” bir giriş de yaptı. Epeyce abartılı da oldu. 13 Mart’ta ilginç bir sunumla “Mersin’de şampiyon yarış atını nasıl kavurma yaptılar?” haberleri yayıldı ve CHP’li yerel yönetim adeta linç edildi. İddialara göre Mersin B. Belediyesi aşevinden dağıtılan kavurmanın içinden bir “çip” çıkmıştı ve araştırılınca bunun Smart Latch adlı İngiliz yarış atına ait elektronik kimlik çipi olduğu anlaşılmıştı. Hemen konu köpürtüldü ve “aşevinde at eti kullanıldığı” algısı yayıldı. Fakat kapsamı soruşturmada Adana Yeşiloba Hipodromu’nda koşan ve 3 birincilik sahibi olan bu atın, bir ayağındaki küçük sorun nedeniyle sahibi tarafından yarışlardan çekildiği ve güvenli bir yerde yaşamını sürdürmesi amacıyla eski bir jokeye hibe edildiği ortaya çıktı. Jokey ise o atı Osmaniye’deki bir binicilik okuluna verdiğini söyledi.
Fakat muhtemelen öyle olmamış, yollar karışmış ve sonunda o at kaçak yollarla kesilerek, Mersin B. Belediyesi'nin tedarikçisi Toros Gıda'ya dana eti diye satılmıştı. Firma da etleri fatura, rapor ve belgeleriyle Büyükşehir’e satmıştı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı analizlerle aşevinde 213 kg at eti olduğu tespit edilip imha yoluna gidildi. Soruşturma sonucunda atın sahibine sözleşmesiz ve bildirimsiz hibe yaptığı için 132.108 TL ceza kesildi. Belediyeye yönelik yasal işlemler de başlatıldı. Mersin B. Belediyesi şimdi kendilerine fatura edilen etlerin mezbahada sorumlular gözetiminde kesilip, rapor ve kamera eşliğinde üretilmesi gerektiğini, asıl mağdur ve itibarıyla oynananın belediye olduğunu anlatmaya çalışıyor. Tam anlamıyla bir “ihmaller zinciri” veya “kara çal izi kalsın” olayı olduğu görülüyor. Fakat bu vesileyle, kaçak ve sağlıksız et ticareti yapan bazı kişilerin varlığı da yeniden sergilenmiş oldu. Adamlar sessiz ve derinden çalışıp dururken, projektörler üzerlerine çevriliverdi bir anda.!
***
İşte tam da böyle bir ortamda, 26 Mart günü Edremit’teki olay patladı. 2020’den bu yana çöp dökümü yapılmayan eski Eminkuyu çöplüğünde, plastik poşetler içinde 14 adet at kafası bulundu. Muhtemelen “tamamen rastlantı” idi bu durum. Fakat aynı çöplükte daha birkaç gün önce 40 kadar köpek ve kedi bedeninin gömülmeden atılmış olduğu ortaya çıkmışken, bir de bunun üzerine at kafalarının bulunması kamuoyunda büyük tepki yarattı. Rehabilite edilmeyip kendi haline bırakılmış olan Eminkuyu çöplük sahasının hiçbir şekilde denetlenmiyor oluşu bir yana, önce sokak hayvanları konusunda verilen “vahşet” tepkisinden ziyade, bu kez at kafalarına doğrudan “ticaret” tepkisi verildi.
Kafaları orada bulunan atların etleri ne olmuştu? Edremit Kaymakamlığı ve Edremit Belediyesi bu konuyla ilgili inceleme başlattı. Belediye ekipleri de hemen at kafalarını gömdü. Bu işi yapan kişilerin nerede kesim yaptıkları meçhuldü, kesimle kafaların bulunması arasında geçen süre de bilinmiyordu. Bu durumda suçluların tespit edilip cezalandırılması kadar, at etlerinin ne olduğunu da cevaplamak oldukça zor elbette. Edremit İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri hemen ilçedeki kasapları incelemeye başladılar. 29Mart’a kadar sıkı bir denetim yapılıp hepsinden numune alındı. Fakat anlaşıldığı kadarıyla bir sonuca da ulaşılamadı.
***
Kamuoyu ise bu haberleri görünce, lokantaların da denetimden geçirilmesi gerektiğini ifade etmeye başladı. O konuda da yetkili kurum İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü. Gıda denetim personelleri, etlerin hijyeni, saklama koşulları, etiketleri kadar kaynağını da sorma yetkisine sahipler. Bu işlemlerin de yapıldığına dair bir bilgi yok ortada henüz. Zaten yapılmadı ise geçen sürede şüpheli at etlerinin halen tüketilmemiş olmaları da pek mümkün değil artık. Edremit şimdi bu konuya dair bir sonuç açıklanması bekliyor. Özellikle dönerci ve köfteci esnafı, belirsizlik yüzünden zan altında kalmak veya işlerini sekteye uğratmak istemiyor. O nedenle, konuya dair bir bilgisi olan tüm vatandaşlardan, şüpheli durumları ALO 174 Gıda Hattı'na bildirmesi talep ediliyor. Fakat at eti, dana etine benziyor. Yağsız, lifli ve hafif tatlımsı bir tada sahip, dana etine göre daha sert ve yoğun bir aroması var. Bu özelliklerin ise daha önce at eti olduğunu bilerek tadanların dışında anlaşılabilmesi oldukça zor.
***
Durum ülkemizde ve ilçemizde böyle dostlar. Tabii ki Edremit vakasının aydınlanmasını hala ümitle bekliyoruz. Fakat bu konuyu “kötü kişilere” yıkmak ve önlemi de güvenlik güçlerine havale etmek kadar, nihai bir çözüm sağlamak amacıyla ekonomik refahın düzeltilmesine de önem verilmesi gerekiyor, ne dersiniz?