Edremit’in katı atık (çöp) sorunu yıllardır konuşuluyor, yerel yönetimler her yeni dönemde söz veriyorlar ama çözüme yönelik ilerleme de olmuyor. Evet her gün çöpler toplanıyor, sokaklar da süpürülüyor ama ilçemizin gerçekten temiz bir yerleşim olabilmesi için bunlar yeterli değil. Yakında yine yaz sezonunun yoğunluğu bastıracak ve vatandaşlar da uzun süredir bekleyen bazı işlerin halledilmediğini, yapılmakta olan işlerin de aksadığını söylemeye başlayacaklar.
Bilindiği üzere önceki dönemin Büyükşehir yönetimi bilimsel esasları ve istatistik gerçekleri pek de dikkate almadan, hatta yetişmiş bürokratlarının uyarılarına da kulak asmadan yeni bir çöp yönetimi sistemi başlatmış ve adına “sıfır atık” demişti. Fakat bu sistem aksıyor, pahalı ve sonuçları itibariyle de sürdürülebilir olmadığı ortada. Sistemin devamı sadece personelin özverisine bağlı. Oysa bunun farkında olmayan vatandaşlar, evindeki naylon çöp torbasını sokaktaki konteynere bırakınca (ki bunu bile yapmayanlar var hala) işlerin bittiği sanıyor. Ancak o torbada neler olduğu da önemli değil mi? Balıkesir’in merkezinde ve 20 ilçesinde domates ve soğan kabukları, meşrubat şişeleri, plastik kaplar, teneke konserve kutuları, okunmuş gazeteler ve diğer her türlü katı atıklar çöpe birlikte gidiyor. Sonra onları kamyonla toplayıp sevk merkezlerine, oradan da yüz kilometreyi aşan bir yoldan TIR’larla taşıyarak ve epeyce de akaryakıt harcayarak Balıkesir’deki işleme merkezine kadar taşıyoruz.
Çöpü orada teslim alan şirket, TIR’dan çıkartıp taşıyıcı bantlara alıyor hepsini. Ağırlıklara duyarlı bu hatlar, hava üfleyen borular, kameralar vb. vasıtasıyla çöpleri cinsine göre farklı bölümlere yönlendiriliyor, en sonunda da elle ayrıştırma yapılıyor. Çöpün içinde organik atık kadar, naylon ve plastik gibi petrol türevleri, camlar, kağıt ve kartonlar, tenekeler de olduğu için, geri dönüşüm gidecek olanlar ayırılıyor. Fakat çok kirli olmaları nedeniyle pek de para etmiyorlar. Bunları temizlemek, üstelik bunun için kullanılan suyu ve deterjanı arıtmaya tabi tutmak da ek bir masraf ve hacim gerektiriyor. O nedenle banttan çıktığı halleriyle satışa gidiyorlar. Fakat bu durumda da bir şişenin fiyatı ancak, mesela ithal olarak İngiltere’den getirilen atık şişenin 1/6’sı kadar ediyor.
Yani daha en başından ayrıştırılarak toplanmamış, çeşitli çöplerle bir arada beklemiş ve taşınmış olan katı atıktan para da kazanılamıyor. Geriye kalan organik atıklar ise çok geniş bir alana yığılıyor. Orada çürüme sürecine giriyorlar ve çıkan metan gazı toplanıp, tesiste işleniyor ve elektrik enerjisi üretiliyor. Elektrik ulusal şebekeye satılıyor. Şirketin çöpten para kazandığı yer de işte bu elektrik üretimi oluyor. Tabii bu tesis ile enerji üretiminin ihalesinde verilen bir işletme süresi ve malzeme temini garantisi de var. O nedenle, Büyükşehir’de yönetim değişmiş olmasına rağmen, sistem aynı şekilde ve yine “sıfır atık” adıyla devam ediyor mecburen. Ancak görüldüğü kadarıyla anlaşma süresi sona erdiğinde ne olacağı, bu sistemin aksayan yönlerinin mi onarılacağı, yoksa başka bir sistem mi kurulacağına dair Büyükşehir’de devam eden bir çalışma da bulunmuyor.
Buna karşın ilçelerde başka çabalar var. Çünkü onlar mevcut sistemden memnun değiller. Özellikle yaz nüfusunun zorlayıcı yüküne göre organize olmak zorunda kalan Marmara ve Ege kıyısındaki ilçeler, eleman, araç ve akaryakıt masrafları nedeniyle zorlanıyorlar. Giderleri hızla artıyor ama buna karşılık katı atıktan bir kazanım sağlamaları da söz konusu olamıyor. Oysa cam, kağıt, metal, plastik gibi katı atıkların yerinde ayrıştırılarak toplanması halinde, ilçe belediyelerinin bir kazanca ulaşmaları mümkün.
Elbette bu çabaya hemşerilerinin gönüllü katılımını da sağlamaları kaydıyla. Körfez’de Ayvalık ve Burhaniye belediyeleri bu yolda ilk adımlarını attılar. Edremit Belediyesi’nin de bu konuda bir atılım yapması gerekiyor. O eski yıllardaki “küçük kasaba” değil artık, sahildeki belde belediyeleriyle de birleşerek 2014’de kocaman bir ilçe oldu. Beldeler ile dağ ve ovadaki köyler de artık mahalle. 45 km sahili var, üstelik her taraf da “site” denilen zorlama, yani alt yapısı olmadan oturma izni verilmiş konutlarla dolu. İkametgaha bağlı nüfus kayıt sistemine göre 175 bin, kışın su ve elektrik faturalarına göre 400 bin, yazın 1 milyon, uzun süreli resmi tatillerde ise 1,2 milyon kişi oluyor artık bu ilçede. Üstelik her seçim öncesi, Ankara’dan dolaşıma sokulan “il olması beklenen ilçeler” lafı duyulunca da, siyasetçilere ve belediye başkanlarına bir haller oluyor.
Öyleyse bütün bunları dikkate alarak, Edremit’in de katı atıklar için özenli bir planlama yapması gerekiyor. Elbette bunu Büyükşehir’le koordineli olarak yürütmesi gerek, zira çeşitli sorumluluk alanlarının çakışması ve bazı taahhütler de mutlaka dikkate alınmalı. Aslında katı atıkları kaynağında ayrıştırarak toplamaya ve "geri dönüşümle" değerlendirmeye hemen de başlanabilir.
Zaten iki dönem önce, bu yönde çeşitli pilot uygulama denemelerine girişilmişti. O zaman Başkan Yardımcısı olan Mehmet Ertaş, şimdi Belediye Başkanı ve bu konuya hiç de yabancı değil. Vatandaşların yardımını da isteyerek, öyle özel şirketlerle bir işlem yapmak şeklinde falan da değil, belediyenin kurumsal bir faaliyeti olarak bu işe hemen başlayabilir. Geri dönüşüm malzemelerinin satışıyla, belediye bütçesine önemli katkılar da sağlayabilir. Bu çaba, giderek büyüyen çöp toplama giderleri ve masraflarını da sınırlar.
Üstelik bunun hayata geçirilmesiyle, sokakta el maşasıyla izmarit toplamaktan çok daha kalıcı sonuçlar elde edilecektir. Vatandaşa “sizin özeniniz ve yardımınızla sağlanan katı atık gelirleri, yine size yatırım olarak geri dönüyor” denilmesine fırsat veren uygulama örnekleri arttıkça da, işin verimliliği daha çok görülür olacaktır. Geri dönüşümün yararları ortaya çıkınca, çöpten, sebze halinden, pazar yerlerinden toplanacak her türlü organik atıkları gübre olarak değerlendirme yolu da açılır. Böylece Balıkesir’e çöp taşıma yükü de iyice azalır. İşte o vakit, bu konuları vaktiyle dikkate alan gelişmiş ülkeler gibi, gerçek anlamda "sıfır atığa" da ulaşılabilir.
Tabii ilçemizde bir ek sorun daha var bu konuda. Eminkuyu vahşi çöp depolama sahasına döküm yasaklandığından bu yana Edremit’te bir de “kaçak çöplükler” sorunu oluştu. Her belediye yönetimi de bunu kendisinden sonraki döneme aktardı. Konteynerlere atılan çöpler, düzenli olarak Balıkesir’e gidiyor ama hafriyat atığı, budama atıkları, inşaat molozları ve mobilya atıkları kabul edilmiyor. O tesisteki çalışma ve değerlendirme sistemi farklı bir yönde hazırlandığı için, bu türden atıkların yerinde çözümlenmesi gerekiyor. Aslında bu husus son derece açık ve sadece Edremit’e özgü bir dert de değil. Her ilçe aynı durumda. Fakat buna çözüm bulmak yerine, geçtiğimiz yıllarda Körfez ilçeleri sürekli mazeret ürettiler ve zaman yitirdiler. Bu dönem ise bazı ilçeler bu fasit çemberden çıkmak için bazı adımlar atmaya başladılar. Edremit’in de artık zaman yitirmeden bu hususu dikkate alıp yaşama geçirmesi lazım. Zira artık Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nün uygunsuz yerlere dökülen katı atıklar için ceza kestiği bir dönemde yaşıyoruz. Şimdi “silkelemek” olağan sayılıyor, belediyelerin eskisi gibi “sonra bakarız”, “seneye artık” gibi mazeretler üretmelerine de hoşgörü gösterilmiyor.
O yüzden bugün Edremit’te 8 ayrı noktada neredeyse meşru hale getirilmiş olan bu “kaçak çöplükleri” tasfiye etme görevi de çözüm bekliyor. Bunun yöntemi, Doyran yolundaki bir alana bütün kaçak çöpleri boşaltmak olamadı malum. Konunun uzmanı olmayan, sahada çalışma tecrübesi bulunmayan bir Başkan Yardımcısı’nın garip çabası, temizliğine başlanılan yerlerin bitirilmesini engellediği gibi, Şahindere kıyısı için ona başarı madalyası da verilmedi. Tabii bunun yöntemi “Büyükşehir bize yer göstersin dökelim” de değil artık. O günler geçti, öyle bir yer de yok.
Dalyan’daki Tarım OSB yapılmaya çalışılan alana veya Zeytinli Çayı kıyısındaki eski “Kuğulu Göl” alanına vaktiyle gereğinden fazla döküp saçma işleri yapılmıştı zaten. Bir turizm bölgesine yakışmayan bu lüzumsuz işler yıllarca sürdü ve artık o uzatmalar da bitti. Zaten bu coğrafyada kimsenin bir başkasına göstereceği çöp dökme alanı yok. Çözüm başka yerde. Kafayı değiştirmek ve ona göre organize olmak gerekiyor. Yöntem de basit aslında. Edremit’in park ve bahçe budama atıkları toplanıp uygun kısmı yoksul hanelere kışlık odun olarak dağıtılacak, gerisi de makine yardımıyla öğütülüp gübre yapımında kullanılacak. İnşaat molozları benzer şekilde makinayla ufalanıp stabil malzeme haline getirilecek, belediye bunları ya yol dolgusu vb. işlerde kendisi kullanacak, ya da torbalayıp müteahhitlere satacak.
Eski mobilya ve eşyalar çöpe atılmayacak, belediyeye haber verilip küçük bir ücret karşılığında toplanması sağlanacak, değerlendirilecek veya hurda olarak satılacak. Hafriyat topraklarının hemen inşaat alanı yanına serilmesine son verilecek, o topraklar Bakanlık da izin verirse, mesela Tepeoba’daki eski maden sahasına sevk edilip, orada oluşturulmaya çalışılan bal ormanı alanı için sağlıklı bir örtü toprağı yapılacak. Fakat Tepeoba’ya hiç kimse her türlü atığı veya kaçak çöplüklerde birikmiş pislikleri götürüp de atmaya heveslenmesin lütfen. Zaten doğaya geri kazandırılması için gerekli işlemlerin dahi yapılmadığı o alanı, hiç kimse daha fazla istismar edemez, kaçak çöplüklerin pisliğini taşıyıp başından atmak için kullanamaz. Vatandaşlar ve STK’lar buna sonuna kadar karşı çıkacaklardır, hiç kimse böyle bir işin hayalini bile görmesin. Belediyecilik bir yandan “çevre için canımız feda” deyip, diğer yandan kurnazca bir çözüm bulduk diye ilçenin içinde birikmiş kaçak çöplükleri kamyonlarla Tepeoba’ya taşımak değildir. Çözüm doğal dengeyi bozmadan, imkanlar çerçevesinde ve zamana karşı ama ısrarlı bir çabayla uğraşıp, konuyu giderek bir alışkanlık, bir rutin işlem haline getirerek sağlanabilir ancak.
Lütfen artık bu katı atık işlerine daha vizyoner bakılsın ve biraz değişsin Edremit’in çehresi. Hiç olmazsa “bu konu artık rayına oturdu” diyelim de, sıvı atık konusuna, yani arıtma tesisleri ve deniz kirliliğine yoğunlaşalım. İlçe veya Büyükşehir belediyelerin her kademesine ısrarla ve samimiyetle tekrar hatırlatıyorum. Dönemin zorluklarının elbette farkındayız ama bu işlerin tamamlanmasını istemekte de yerden göğe kadar haklıyız.