İran’la devam eden “nükleer görüşmeler” dahi dikkate alınmadan, ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın sonu göründü artık. Zira savaşın başında, saldırganların adeta şımarıkça tadını çıkarttıkları teknolojik üstünlüklerine rağmen, bugün savaşta bir denge sağlanmış bulunuyor. Mutlak bir kazanan olmayacağı da görüldü zaten. Aldığı bütün darbelere rağmen İran savaşa devam ediyor ve kapasitesi de artıyor. Bu durumun, savaşı daha tehlikeli bir aşamaya kadar çıkartmasını da, bütün dünya istemiyor. Hürmüz’ü açmayan ve artık her vuruşuyla da can yakan İran, tümüyle teslim alınamayacağını çoktan gösterdi. Ateşkes için haklı ve onurlu şartlar ileri sürmekten de geri kalmıyor zaten. Yani kesin olarak “her ne pahasına barış” diyen bir tavrı yok İran’ın.


Oysa ABD ve İsrail, başlangıçtaki yanlış hesaplarının, sahada bozguna uğradığıyla her gün yüzleşmeye devam ediyorlar. Üstelik ABD’nin, İsrail uğruna savaştığı da iyice ortaya çıktı. Trump ve Netanyahu’ya karşı, dünyada ve kendi ülkelerindeki iç siyasette güçlü itiraz sesleri giderek artıyor. İki haftada biteceği hesabıyla girdikleri İran savaşı uzadıkça, özellikle Trump dünyadaki petrol sevkiyatı krizi başta olmak üzere pek çok nedenlerle, büyük ölçüde paniğe kapılmış durumda. Halk desteğinin azalmasından çok endişe duyuyor. İsrail ise bir yandan İran’a hırsla vurmakla birlikte, diğer yandan Hizbullah’a karşı Lübnan sınırını sağlama almak için uğraşıyor aslında. Fakat İsrail halkı da, İran füzeleri için sirenlerin ötmediği her fırsatı değerlendirip sokaklara iniyor, protesto gösterileri yapıyor, sandıkta hesaplaşmayı beklediğini haykırıyor şimdi. Saldırgan ikilinin, bu savaşı bitirmekten başka yapacakları bir iş kalmadı.


Ülkemizi de çok yakından ilgilendiren bu savaşta, mesafeli durmayı bilmenin, saldırganlardan yana tavır almayan bir diplomasi yürütmenin gerekliliği tümüyle ortaya çıktı artık. Çünkü Orta Doğu’da daha önceki tecrübelerin de gösterdiği gibi, hem ABD ve hem de İsrail başka ülke ve halkları kullanma konusunda her zaman çok isteklidir. Onların “kullan ve at” sistemlerinin ve fırsatçılıklarının onlarca örneği vardır. O nedenle soğukkanlı olarak uzun vadeli düşünmek de şarttır. ABD zoruyla yayınlanan “Riyad Bildirisi” bu anlamda sadece bir yol kazası olarak kalmalı ve bir daha tekrarlanmamalıdır. Çünkü Trump’ın değişken ruh hali ve açıklamalarıyla, pek tutarlı bir yol arkadaşı olmayacağını artık bütün dünya kabul etti. Tıpkı siyaset tarzında olduğu gibi, savaşta da tehdit ve algıyla sonuç alabileceğini sanıyor. Çok yanılıyor elbette. Zira ateş hattında algılar süreklilik göstermiyor, sadece eriyip gidiyor. Çünkü karşı tarafın da bir iradesi olması durumunda, yapılan algı mühendisliği çöküyor. Trump ve benzerlerinin de hiçbir inandırıcılığı kalmıyor.


Hatırlayın geçtiğimiz yıl 22 Haziran’ında sadece ABD’nin sahip olduğu gelişmiş bombalarla ama resmen bir savaş ilanına da gerek duymadan, sadece İsrail’in gönlü olsun diye İran’ın nükleer tesislerini bombalatmış ve sonra da “tamamen bittiler artık” diye açıklama yapmıştı Trump. Fakat bu sene 3 Ocak'ta Venezuela lideri N. Maduro'yu bir askeri operasyonla New York'a kaçırdıktan ve petrol için istediği sözleşmeleri de yeni başkana imzalattıktan sonra, İran’ı tekrar gündemine alıverdi.! Çünkü orada ekonomik sıkıntılar nedeniyle başlayan sokak gösterileri sonrasında Netanyahu, baş düşman gördüğü İran’ı tamamen yok edebilmek için, dalından düşmeye hazır bir olgun meyve gibi gösteren abartılı raporlarla Trump’ı kandırdı.

Teknolojinin desteğiyle yapılacak suikastlar ve yaygın casusluk ağına güvenmesini sağladı. Başlangıçta başarılı da oldular. Fakat ölenlerin yerinin hemen doldurulduğu İran’da toplumsal psikoloji, iktidara karşı gelme veya dış güçlere teslim olma yönünde değil de, aksine ortak direniş ruhunun artmasıyla sonuçlandı. Bu durum, İsrail’e karşı yapılan füze saldırılarındaki artış ve ABD üslerinin olduğu Körfez ülkelerini vuran dron saldırılarıyla da kendini gösterdi. Düşmanı anlama konusunda yetersiz kalanlar, her zaman olduğu gibi kafasını kayaya vurdu.


Hatta 14 Mart’ta İran, ABD'nin A. Lincoln uçak gemisini vurduğunu, geminin etkisiz hale gelip uzak sulara kaçtığını bile açıkladı. ABD ise zaten daha 12 Mart'ta dünyanın en büyük uçak gemisi olan G. R. Ford'un çamaşırhanesinde kaza sonucu(!) bir yangın çıktığını duyurmuştu. 5 bin personeli olan o geminin de Körfez’den çok uzağa çekildiği anlaşıldı. Buna karşı, Trump vaziyeti dengeleyebilmek adına, bir dizi saldırının İran'ın Hark Adası'nın büyük bir bölümünü "tamamen yerle bir ettiğini" söyleyip, "Belki de eğlence olsun diye birkaç kez daha vururuz" diye şaklabanlık bile yaptı. Gerçekte neler olduğu açıklanmadı ama 16 Mart’ta “Boğazdan yararlananların orada kötü bir şey olmamasını sağlamak için yardım etmesi en doğrusu. Bir yanıt verilmez ya da olumsuz yanıt verilirse bunun NATO'nun geleceği için çok kötü olacağı düşüncesindeyim" diyerek çağrı yapınca, durumu tümüyle ortaya serdi. Fakat bu çağrısına da olumlu ve doğrudan bir destek alamadı Trump.


Görülen o ki, İran’ın Hürmüz Kilidi ve Körfez ülkelerini ABD’ne açık destekte bulunmamaları yönünde uyarması, çok başarılı oldu. İsrail kendi başına karar verip, dünyanın en büyük doğal gaz bölgelerinden olan İran'ın Güney Pars sahasını vurunca, İran da hemen Katar'daki bir enerji tesisine saldırıp misilleme yaptı. Bölgedeki petrol ve gaz sahalarının vurulmasıyla savaş yeni ve kirli bir aşamaya geçti. Sevkiyatların belirsizliği kadar, bu saldırılar da enerji fiyatlarında ani bir artışa yol açtı. Bu durum, sahte bilgilerle savaşa sokulmuş olan Trump'ın İsrail’e karşı öfkelenmesine sebep oldu. Zaten İran politikası net olmayan, bir çıkış planı da bulunmayan Trump, İsrail’e muhtemelen Epstein belgeleri nedeniyle paçayı kaptırmış olsa bile artık bu ökseden kurtulmak zorunda. Çünkü savaş uzadıkça, Amerikan halkı da petrol fiyat artışları ve ölmesi muhtemel askerler nedeniyle, homurdanmaya başladı. Kasım’daki seçimler için, bunun hiç de iyi olmadığını gören partisinin Trump’ı iyice uyardığı anlaşılıyor.


Trump o durumda bile, pes etmiş görünmemek adına bir uçak gemisiyle deniz piyadelerini bölgeye sevk ederek, Körfez’de İran’a ait petrol sevkiyat merkezi olan Hark Adası’nı işgale niyetlendiğini açıklamıştı. Fakat yine destek bulamadı. İran böyle bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu, Körfez’i de tamamen mayınla dolduracağını açıkladı hemen. Trump buna, İran’a 48 saat mühlet verdiğini söyleyerek yanıt verdi. Fakat İran bu resti de görmedi ve sadece kendisiyle açık diyalogu olan ülke tankerlerine, ücreti Yuan’la ödemesi karşılığında deniz geçiş hakkı vereceğini açıklayarak, başka bir karşı bir girişimde bulundu. İşte bu sonuncusu, Trump’ı can evinden vurdu.! İran’ı tamamen pes ettirmeyi planlarken, yıllardır dünyada kabul gören temel değişim aracı olan Dolar’ın, üstünlüğünü yitirmesi gibi bir noktaya yuvarlanmayı göze alamadı. Sonunda verdiği 48 saatin dolmasını da beklemeden, süreyi 5 gün ötelediğini, İran’la da aracılar vasıtasıyla görüşme halinde olduklarını açıklamak zorunda kaldı. Bu bile petrol fiyatlarının bir anda 20 Dolar düşmesine sebep oldu.


Şüphesiz bu yeni durum, savaşın sona erdiğini göstermiyor henüz. İran da bunu açıkladı zaten. Hala da her şey olabilir. Hatta en kötü senaryo olarak bir nükleer bomba kullanımı bile beklenebilir. Bu işe ABD girişmez elbette. Fakat İran’ın balistik füze saldırıları karşısında etkisiz kalmaya başlayan İsrail, gözünü karartıp bir taktik nükleer bomba fırlatabilir. Özetle bu savaşta çok kritik bir noktaya gelindi şimdi. O yüzden, Türkiye’nin de içinde olduğu söylenen aracı İslam ülkeleri değil sadece, dünyadaki tüm etkili ülkeler ve liderleri de tarafları sakin durmaya çağırmalı. Savaşın boyutunu ve kural tanımazlığını daha fazla arttırmanın zaten kimseye bir yararı yok. Buna karşın nükleer silah ve yayılacak serpintilerin zararı ise pek çok. İsrail de, ABD de artık hadlerini bilmek ve İran’a karşı ortaklaşa giriştikleri arsız dayatmalara son vermek zorundalar. Zira dünya için, sadece petrol sevkiyatındaki kriz konusu olmaktan çıktı bu savaş. Artık nükleer tehlikeye, yeni bir çılgınlığa fırsat vermeme noktasına gelindi. Herkes bu tehdidin durdurulması için gayret etmeli şimdi. Zira kavga sona ermeden atılmaya çalışılacak son yumrukların, ölüme bile sebep olabileceğini artık görmek gerekiyor.


Trump aslında bu savaşı çoktan kaybettiğini kabul etti. Fakat süngüyü düşürmeye razı olması zor. Yine de son ve büyük bir saldırı yapıp, sahte bir zafer ilan ederek askeri güçlerini geri çekme sevdasını da unutmalı şimdi. Çünkü şu ana kadar İran’ın gösterdiği direnç, ABD’nin çok büyük seviyedeki algı pompalama gücüne rağmen, İran'a yönelik operasyonun tarihe büyük bir başarısızlık olarak geçmesini engellemeyecek. Hark Adası ısrarıyla İran’ı geri adım atmaya zorlayamayacağı gibi, çatışmayı genişletirse kendi ordusunu doğrudan bir bölgesel savaşın içine sokabilir. Bu nedenle Trump, savaşın ilk gününden bu yana şahsına özgü ciddiyetsiz tarzıyla yaptığı belirsiz ve tutarsız açıklamalarından hemen vazgeçip geri çekilmeli. Epstein veya ABD’nin gerileyen ekonomisi onun sorunu, dünyayı ilgilendirmiyor. Başlarının çaresine kendileri baksınlar. İsrail ise kudurmayı bıraksın artık veya kendi kendini ısırıp, kendi kendisini kudurtsun bundan böyle.


Son olarak Trump, geri çekilirken İran’dan yediği sopayı kendi seçmenine ve bütün dünyaya unutturma saplantısıyla, kolay bir lokma gibi gördüğü Küba’ya saldırmaya falan da kalkmasın sakın. Bu sefer eşitsiz dayatması iyice görülür olur ve bütün dünyayı karşısında bulması da kaçınılmaz olur. “Yeni Dünya Düzeni” deyip, gücü yetenin istediğine saldırmaya hakkı olduğu anlayışını bir kere daha yerleştirmeye çalışırsa, bunun bir sonu olmayacağını da herkese gösterir zaten. Buna da dünya artık razı olmaz.