ÇARŞIDA çıkan yangın, sadece alevleriyle değil, ardında bıraktığı sorularla da yürekleri dağladı. En büyük tesellimiz can kaybının yaşanmamış olması. Ancak bu teselli, yaşananların üzerini örtmeye yetmiyor. Çünkü her yangın, sadece bir olay değil; aynı zamanda bir uyarıdır.
Yangının çıktığı yer, trafiğe kapalı bir sokak. Yani aslında müdahalenin daha hızlı ve etkili olması gereken bir alan. Nitekim itfaiye ve sağlık ekipleri kısa sürede olay yerine ulaştı. Fakat işler orada beklendiği gibi gitmedi. Sokak boyunca gelişi güzel sergilenen ürünler, ekiplerin müdahalesini zorlaştırdı. Belki de saniyelerin bile hayati olduğu bir durumda, dakikalar heba edildi.
Bu tablo bize açık bir gerçeği bir kez daha gösterdi: Yollardaki işgaliye sorunu artık görmezden gelinecek bir mesele değil. Kimi belediyelerin bu duruma göz yumması, kimi esnafın daha fazla kazanma hırsıyla sınırları aşması, kamusal alanı adeta özel mülke dönüştürüyor. Oysa o yollar, sadece alışveriş için değil; gerektiğinde hayat kurtarmak için var.
Peki ya denetim? İşte asıl soru burada başlıyor. Bu tür ihlallerin önüne geçmesi gereken zabıta ekiplerinin yeterince etkin olup olmadığı tartışma konusu. Kurallar varsa, uygulanmak içindir. Aksi halde sadece kâğıt üzerinde kalan düzenlemelerin kimseye faydası olmaz.
Bugün can kaybı yok diye derin bir nefes alıyoruz. Ama ya yarın? Aynı ihmaller, aynı vurdumduymazlık devam ederse, bir sonraki olayda sonuçların bu kadar “şanslı” olacağının garantisi var mı?
Unutmayalım; ihmaller küçük başlar, büyük felaketlere dönüşür. Ve çoğu zaman bedelini sadece hatayı yapanlar değil, masum insanlar öder.