Şimdi dürüst olalım… Çoğumuzun aklına meyve deyince “şekerli, kilo aldırır” gibi klişeler geliyor. Hatta diyet yapanların ilk kestiği şeylerden biri de çoğu zaman meyve oluyor. Oysa işin aslı pek öyle değil. Meyve, masumiyetini yıllardır kaybetmiş işlenmiş atıştırmalıkların tam tersine, sizi tok tutan, tatlı krizlerinizi bastıran en doğal seçeneklerden biri.

Düşünün; akşam televizyon karşısında elinize bir paket bisküvi almak yerine bir tabak üzüm ya da kocaman bir portakal alsanız… Hem daha az kalori alıyorsunuz hem de vücudunuza lif, vitamin ve mineral gönderiyorsunuz.


Meyve, Şeker Değil “Doğal Yakıt”

Burada altını çizmemiz gereken nokta şu: Meyvedeki şeker ile kahvenize attığınız toz şeker aynı değil. Bir çay kaşığı şeker size sadece boş kalori verirken, büyük bir portakal; lif, potasyum, C vitamini ve suyla birlikte geliyor. Yani hem tatlı ihtiyacınızı karşılıyor hem de vücudu besliyor.


Peki Ne Zaman Yemeli?

Benim tavsiyem, meyveyi günün aktif saatlerine serpiştirmek. Mesela sabah kahvaltıya bir avuç yaban mersini eklemek, spordan önce bir muz yemek ya da öğleden sonra çantanızdan çıkardığınız bir elmayı bademle eşleştirmek… Emin olun hem enerjiniz yüksek kalıyor hem de açlık krizleriniz azalıyor.


Tek tip meyveye takılıp kalmayın. Elma sağlıklı diye her gün sadece elma yemek, işin büyüsünü bozar. Çilekten kavuna, kirazdan narenciye türlerine kadar farklı meyveler, farklı vitamin ve antioksidanlar sunar. Yani tabağınızı ne kadar renklendirirseniz, sağlığınız da o kadar kazanır.


Kısacası, meyveyi korkarak değil, bilinçli bir şekilde sofranıza davet edin. Unutmayın, mesele sadece kilo vermek değil; daha sağlıklı, enerjik ve dengeli hissetmek. Bir dahaki tatlı krizinizde mutfağa yöneldiğinizde, paketli ürünler yerine dolaptaki meyve kâsesine bakmayı deneyin. Belki de hayatınızda küçük gibi görünen bu değişiklik, büyük farklar yaratacak.