Bu topraklar konuşur…
Ama herkes duymaz.
Gömeç’in yamaçlarında rüzgâr estiğinde, taşlar birbirine değdiğinde,
toprak hafızasını fısıldar.
Gömeç’in sırtlarında, insan eli değmeden, kendiliğinden oluşmuş bir silüet vardır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün silüeti…
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, Balıkesir’in tarihe düşülmüş mühürdür.
Balıkesir, Çanakkale’ye sadece asker göndermedi.
Balıkesir, evlat verdi.
Aynı evden iki, üç şehit verdi.
Bazı köylerde erkek nüfus kalmadı.
Ama hiçbir evde “keşke” denmedi.
Çünkü vatan vardı.
Çanakkale’de toprağa düşen her Balıkesirli,
Gömeç’in rüzgârına karıştı.
Kaz Dağları’ndan esen her serinlikte onların nefesi vardır.
Edremit Körfezi’ne vuran her dalgada onların adımları duyulur.
Balıkesir, Kurtuluş Savaşı’nda da susmadı.
İzmir işgal edildiğinde,
bu şehir ayağa kalktı.
Mitingler yapıldı.
Silah yoktu ama iman vardı.
Ordu yoktu ama millet vardı.
Kuvayı Milliye’nin ateşi Balıkesir’de harlandı.
Cepheye gidenler sadece asker değildi;
analardı, çocuklardı, dualardı.
Bu şehir, savaşın sadece cephede değil,
evde, tarlada, ocakta verildiğini dünyaya gösterdi.
Gömeç sırtlarında beliren Atatürk silüeti,
işte bu yüzden vardır.
O silüet, “Ben buradayım” diyen bir hatıradır.
“Bu Cumhuriyet sahipsiz değildir” diyen bir duruştur.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden istenen gazilik madalyası,
zaten çoktan verilmiştir.
O madalya bir vitrinde değil,
Gömeç’in toprağındadır.
Şehit kanıyla, gazi teriyle yoğrulmuştur.
Balıkesir, gazidir.
Belgeyle değil, bedelle.
Unvanla değil, fedakârlıkla.
Bu şehir övünmez.
Ama unutmaz.
Unutturmaz.
Gömeç’in yamaçlarında yükselen o silüet,
nesillere şunu fısıldar:
Bu vatan kolay kurulmadı.
Bu Cumhuriyet tesadüfen doğmadı.
Kanla kuruldu.
İnançla büyüdü.
Ve emanettir.
Gömeç sırtlarında hâlâ bekleniyor…
Hatırlansın diye.
Unutulmasın diye.