Av. NAMIK HAVUTÇA
26. Dönem Balıkesir Milletvekili
Demokrasinin sağlıklı işlemesi, yurttaşların iktidarın kararlarını özgürce sorgulayabilmesine bağlıdır. Ekonomi politikaları, seçimler ve kamu yönetimine ilişkin tercihler, yargı uygulamaları, eğitim ve sağlık politikaları hepimizin hayatını doğrudan etkiler. Bu alanlarda, basınımızın etkili isimleri tarafından ve yine sosyal medyada vatandaşlar tarafından yapılan eleştiriler yalnızca kişisel görüşlerin açıklanması anlamına gelmez; aynı zamanda toplumun iktidarı denetlemesinin en önemli araçlarından biridir.
İnsanların hayatını doğrudan etkileyen siyasi tercihleri sorgulamak, yöneticilerin kararlarını eleştirmek ve düşünceleri mizahla ifade etmek, demokratik tartışmanın, toplumsal denetimin en etkili yöntemlerinden birisidir. Elbette eleştiri özgürlüğünün de sınırları vardır. Küfür içermeyen ve kişinin onurunu, şerefini ya da saygınlığını hedef almayan eleştiriler hukuk tarafından korunur.
Bir sözün sert, rahatsız edici veya nezaket kurallarına aykırı bulunması, tek başına onun suç sayılması için yeterli değildir. Sözün hangi ortamda ve hangi koşullarda söylendiği dikkate alınmalıdır. Bir paylaşımın bütünü değerlendirilmeden, yalnızca tek bir cümle üzerinden sonuca varılması doğru değildir.
Son yıllarda iktidar uygulamalarına veya mensuplarına yönelik eleştiriler (ki bazıları ağır eleştiriler de olabilir), düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bu eleştiriler karşısında bu kişiler tutuklanarak cezaevinde ağır bir şekilde bedel ödemek zorunda kalmaktadır. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle muhalif siyasetçilerin ve sıradan yurttaşların soruşturma ve davalarla karşı karşıya kalması, toplumda derin bir kaygı yaratmıştır. Hakaret ve sövme, küfür iddiası elbette incelenebilir. Ancak her sert siyasi eleştirinin şikâyete ve ceza yargılamasına taşınması, yurttaşın görüşünü açıklamaktan çekinmesine yol açar. İfade özgürlüğü üzerindeki bu caydırıcı etki, tek tek davaların ötesinde, demokratik tartışma ortamını da ortadan kaldırır.
Bir yurttaşın siyasi bir kararı sorgulaması, yöneticinin kişiliğine saldırdığı anlamına gelmez.
Nitekim;
AİHM’e, AYM ve Yargıtay’a göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu konusu önemlidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir konu iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek “yeterli bir altyapının” mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Zira bir gazetecinin veya siyasetçinin, hiçbir soruşturma, belge, emare veya mantıklı gerekçe yokken sırf kişiyi karalamak amacıyla bir kamu görevlisi veya siyasetçi hakkında “Bu kişi rüşvetçidir / hırsızdır” şeklinde beyanda bulunup, bunu “Bu benim kişisel kanaatim ve değer yargımdır” diye savunması hukuk düzeninde kabul görmez.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki dengede gözetilmek suretiyle hâkim tarafından belirlenmektedir. Ancak kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemektedir.
Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği, bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır..." denilmiştir.
Ankara Asliye Ceza Mahkemesinde sanık müdafii olarak görev yaptığım bir yargılamada da müvekkilimin siyasi içerikli sosyal medya paylaşımının, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundum. İlk derece mahkemesi beraat kararı verdi; karara yapılan istinaf başvurusu da reddedildi. Kararda, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 22 Mayıs 2023 tarihli, 2021/9867 Esas ve 2023/18646 Karar sayılı ilamına da atıf yapılarak rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı ifadeler ile hakaret suçu arasındaki ayrıma dikkat çekildi.
Günümüzde gelişen iletişim teknolojileri, sosyal medya uygulamaları ile bütün yurttaşlarımız düşünce ve görüşlerini sosyal medyada açıklamakta, X odalarında geniş katılımlı toplantı odalarında tartışmalar yapılmaktadır. Yurttaşlarımızın yaşanan yargı pratikleri karşısında üzücü olaylar yaşamamaları için açıklamalarında bu ilkeleri göz önünde almaları için konunun önemine dikkat çekmek istedim. Somut olgu isnadı, değer yargısı, düşünce ve ifade özgürlüğü, kişinin onur, şeref ve saygınlığı arasındaki ince çizgi.
Elbette hiç kimse küfre veya hakarete katlanmak zorunda değildir. Ancak hiç kimse de iktidarı eleştirdiği, bir siyasi kararı sorguladığı ya da düşüncesini mizahla ifade ettiği için cezalandırılma korkusu yaşamamalıdır.
Eleştiri ile hakaret arasındaki sınırı adil ve doğru biçimde koruyabilirsek siyaset hesap verir, toplum gerçekleri özgürce tartışır ve demokrasimiz güçlenir.