Atatürk, Balıkesir'de verdiği hutbesine "Ey millet!" seslenişi ile başlar, "millî irade" kavramını telaffuz eder. "Millî irade, yalnız bir şahsın düşüncesinden ibaret değildir" derken cumhuriyet rejimini tanımlar. Cumhuriyeti ilan edeceğini üstü kapalı da olsa bildirir.

***

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Bugün Cumhureiyetin 103. Yılını kutluyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün henüz askerî okul öğrencisiyken "fikrini" kafasına koyduğu, fakat henüz en yakın çevresine bile açıklayamadığı Cumhuriyetin...

Mustafa Kemal, "cumhuriyet fikrini" kafasına koymuştur. Fakat yeri ve zamanını beklemektedir. Hem henüz gencecik bir Manastır Askerî İdadisi ve Mekteb-i Harbiye-i Şahane öğrencisiyken, hem İstiklal Savaşı'ndan önce, hem savaş yıllarında, hem de Büyük Zafer'den sonra bir süre aynı tutum içerisindedir.

Cumhuriyetin ilan edilmesine az bir zaman kalıncaya kadar da açıklamamış; ancak imalarla, çeşitli konuşmalarının satır aralarındaki mesajlarla bildirebilmiştir.

"Efendiler! Yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz" demeden çok önce...

Bu mesajlarından birini de Balıkesir'de, 7 Şubat 1923 tarihinde, Cumhuriyetin ilanına 9 ay kala, Zağnos Paşa Camisi'ndeki hutbesine "Ey millet!" seslenişi ile başlayarak verir. "Ey cemaat!" yerine "Ey millet!" ifadesi genel geçer bir ifade değildir. "Millet" kavramı o zamana kadar da hep kullanılagelmiştir; fakat Mustafa Kemal'in o gün bu kavrama yüklediği anlam farklıdır. Mustafa Kemal'in kafasında "tebaa" yerine Cumhuriyet rejiminin "vatandaş" kavramı vardır artık...

  • Hutbede "millî irade" ifadesi ile "Cumhuriyet rejimini" tanımlar...

Mustafa Kemal, hutbesinin son bölümünde ise en çarpıcı mesajını verir:

"Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum, hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Amal-i milliyye (millî amaçlar), irade-i milliyye (millî irade) yalnız bir şahsın düşüncesinden değil, milletin fertlerinin arzularının, emellerinin muhassalasından (birleşiminden) ibarettir."

Bu ifadeler tam da "Cumhuriyet rejimini" tanımlamaktadır...

Zağnos Paşa Camisi'ndeki hutbesinin bir yerinde de laikliği, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılacağını, "Arkadaşlar! Peygamberimiz çalışırken iki eve sahipti. Biri kendi oturduğu ev, diğeri ise din işleriyle uğraştığı Allah'ın evi (cami) idi." cümlesi ile vurgular...

İki yıl sonra ise TBMM duvarına, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" sözü yazılacaktır!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı yönetiminin çökmekte olduğunu yaşayarak gören, olaylara tarih perspektifinden bakabilen; "asker-aydın-entelektüel-lider" bir karaktere sahipti. En belirgin kişilik özelliğini de şu kendi cümlesi ile ifade eder: "Bağımsızlık benim karakterimdir!" ve hayatının her döneminde bunu yaşar...

Başarısının temellerini de olaylara tarih perspektifinden bakarak, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan olayların gelişini çok önceden görebilen bir yaklaşımla kurabilmesi oluşturmuştur. Mustafa Kemal, bu öngörüsü ile "cumhuriyet fikrini" henüz askerî okul öğrencisiyken kafasına koymuştur. Ve Balıkesirlilere hitabından iki yıl sonra ise TBMM duvarına, "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir." sözü yazılacaktır!

ATATÜRK'ÜN BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİSİ'NDEKİ HUTBESİ

Atatürk'ün Balıkesir'imize gelişinde bu camide irad buyurdukları hutbedir. (7 Şubat 1923)

Ey millet; Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakaik-i diniyyeyi tebliğe memur, rasûl olmuştur. Kanun-ı Esasisi, cümlemizce malumdur ki, Kur'an-ı Azimüşşan'daki nusustur. İnsanlara feyz vermiş olan dinimiz son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa, hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiyye-i ilahiyye beyninde tezad olması icab ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyenin menbaı Cenab-ı Hak'tır.

Arkadaşlar; Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dara, iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi ikamet eylediği hanesi, diğeri din işleriyle iştigal buyurduğu Allah'ın evi idi. Kendi hususi işlerini kendi evinde görür, ümmetin hizmetini de Allah'ın evi olan cami-i şerifte rüyet eylerdi. Biz de Hazret-i Peygamber'in usulüne iktida ederek milletimize tealluk eden husus için şu beytullahda toplandık. Şimdi Hazret-i Allah'ın huzurundayız. Bunu sana müyesser eden Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarına arz-ı şükran ederim. Çok memnunum ve bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümid ediyorum.

Efendiler; camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Her şeyden evvel itaat ve inkiyad-ı tamme ile ibadet ve dünya için neler yapılması lazım geldiğini düşünmek için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferd başlı başına bir hizmet ifa etmelidir. İşte biz de burada din ve dünya için, istiklal ve istikbalimiz için, yalnız hakimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum, hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Amal-i milliyye, irade-i milliyye yalnız bir şahsın düşüncesinden değil, milletin üyelerinin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir.”

ATATÜRK'ÜN CUMHURİYETİN İLAN EDİLECEĞİNİ VURGULADIĞI DİĞER KONUŞMALARI

O deftere not düşülmüştü...

Mustafa Kemal, 1919 yılında ise dönemin devlet adamlarından Mazhar Müfit Kansu'ya, gizli tutması kaydıyla Cumhuriyet fikrini somut olarak ilk açıkladığı kişilerden biridir. Mustafa Kemal Atatürk, Kansu'ya "Zaferden sonra şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır." cümlesini not ettirir. O notta rejimin ayrıntılarını, yapacağı devrimleri maddeler hâlinde sıralamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyetin ilan edileceğini vurgulayan diğer önemli konuşmaları:

TBMM'nin (24 Nisan 1920) açılış konuşmasından:

"Meclis'te toplanan millî iradeyi doğrudan doğruya vatanın mukadderatına (kaderine) el koymuş tanımak temel ilkedir. Meclis'in üzerinde bir güç yoktur."

İzmit Basın Toplantısı (16-17 Ocak 1923) Balıkesir Hutbesi'nden yaklaşık 20 gün önce İzmit Kasr-ı Hümayun'da:

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu ilkeye dayanan bir idarenin ismi ne olursa olsun özü halkın kendi kendini yönetmesidir. Millet kendi mukadderatını bizzat tayin edecektir."

İzmir İktisat Kongresi Konuşması (17 Şubat 1923) Balıkesir Hutbesi'nden tam 10 gün sonra İzmir'de işçilere, çiftçilere ve tüccarlara hitabından:

"Yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir, halkın devletidir. Mazideki müstebit (baskıcı) şahsi idareler artık tarihe karışmıştır."

Cumhuriyetin ilanından yaklaşık bir ay önce, 22 Eylül 1923 tarihinde Avusturya'nın Neue Freie Presse gazetesi muhabirine verdiği röportajdan:

"Yeni Türkiye Anayasası'nın ilk maddelerini size hatırlatırım: 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme kudreti ve yasama yetkisi milletin yegâne hakiki temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'nde toplanır."

ATATÜRK'ÜN BALIKESİR HUTBESİ GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE

Atatürk'ün Balıkesir'imize gelişinde bu camide irat ettiği (söylediği) hutbedir. (7 Şubat 1923)

Günümüz Türkçesiyle:

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur edilmiş ve elçi olmuştur. Temel kanunu, hepimizin bildiği gibi Kur'an-ı Kerim'deki açık ve kesin hükümlerdir. İnsanlara manevi mutluluk ve ışık vermiş olan dinimiz son dindir, en mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında bir zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün evren kanunlarının kaynağı Cenab-ı Hak'tır.

Arkadaşlar! Peygamberimiz çalışırken iki eve sahipti. Biri kendi oturduğu ev, diğeri ise din işleriyle uğraştığı Allah'ın evi (cami) idi. Kendi özel işlerini kendi evinde görür, milletin, ümmetin hizmetini de Allah'ın evi olan kutsal camide yerine getirirdi. Biz de Hazret-i Peygamber'in bu mübarek yolunu takip ederek, milletimizi ilgilendiren konuları görüşmek amacıyla bu kutsal yerde, Allah'ın huzurunda toplandık. Bunu bize nasip eden Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarına teşekkürlerimi sunarım. Çok memnunum ve bu vesileyle büyük bir sevaba ulaşacağımı umuyorum.

Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak (sadece şekilsel ibadet etmek) için yapılmamıştır. Camiler, her şeyden önce tam bir bağlılık ve itaatle ibadet etmek ve dünya için neler yapılması gerektiğini düşünmek (danışmak) için yapılmıştır.

Millet işlerinde her birey başlı başına bir hizmet yerine getirmelidir. İşte biz de burada din ve dünya için, bağımsızlığımız ve geleceğimiz için, sadece egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü açıkça ortaya koyalım. Ben yalnızca kendi düşüncemi söylemek istemiyorum; hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum.

Millî amaçlar ve millî irade, yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin tüm fertlerinin arzularının ve emellerinin bileşiminden (ortak sonucundan) ibarettir.”