"Makineler diken gibi/Batar her gün kalbine" dizelerinin geçtiği dokunaklı besteyi, tam da o sözlerdeki gibi, dinleyenlerin yüreğine dokunan puslu sesi ve derin, içten yorumu ile "Fabrika Kızı" şarkısını ölümsüzleştiren, kendi zamanını da aşan Alpay, hayata veda etti.
Henüz bir ilkokul öğrencisiyken tütün işçisi kadınların hayatını gözlemleyen ve hafızasına kazınan o görüntüleri, ilk gençlik yıllarında da unutmayan, bilincinde "Fabrika Kızı" şarkısına ilham kaynağı olarak ortaya çıkan Bora Ayanoğlu'nun bestesini, yorumu ile ölümsüzleştiren Alpay artık aramızda değil... Daha nice şarkılara sesi ve özgün yorumu ile hayat veren Alpay’ın en unutulmaz şarkılarından biriydi Fabrika Kızı. Dinlerken şarkıda anlatılan o işçi kızın, yorgun ve hüzünlü haliyle sanki sizin pencerenizin önünden başını eğerek geçtiğini görür gibi olmaz mısınız? Herhalde olursunuz da, o yüzden o şarkı unutulmaz. O yüzden bestecisi de yorumcusu da unutulmaz.
Nice unutulmaz eserler kaldı
Bir çok beste ve şarkı, onun sesi ve yorumu ile muzik dünyasına armağan edildi. Fabrika Kızı ve Eylülde Gel, dillere destan oldu, hâlâ da öyle ve daha niceleri:
Kara Tren, Cennet Yolu, Allahım Yeter, Ayrılık Rüzgarı, Gözlerin, Gülen Yüzüme Bakıp da, Aynı Yolun Yolcusu, Sensizliğimin Şarkısı, Aşkların Bittiği Bir Yer mi Var, Kum, Gitme, Ne Dedim ki, Hayalimdeki Resim, Gözleri Eski Bir Deniz Mavisi, Eylül'de Gel Demiştim, Kelebekler Özgürdür, Şehrazat, Yekte, Dağların Arkasında Yar, Muhabbet Kuşları...
Kemeraltı Çarşısıs'ında bir işçi kız...
Ne zaman Alpay’ın Fabrika Kızı şarkısını dinlesem hatırlarım:
Izmir'in Kemeraltı Çarşısı'nın karmaşık, labirent gibi arka sokaklarında, izbe bir dikim atölyesinde çalışan çocuk denebilecek yaşta bir işçi kız gelir aklıma.
Bir kaç metrekare bir atölye, piyasaya fason iş yapan bir terzihane. Duvarları kararmış, penceresiz, rutubetli izbe bir yer. Duvarların kopkoyu rengi, atölyeyi olduğundan daha karanlık gösteriyor. Dükkanın bir köşesi üçgen şeklinde. O köşeye bir dikiş makinesi koymuşlar. Genç kız çocuğu, makinenin arkasında dikiş dikiyor.
Tavandan iki sarı, çıplak ampul sarkıyor; biri ortaya doğru, diğeri o kızın dikiş makinesinin uzerine doğru. Siyaha çalan, kararmış duvarlarının koyu rengi, atölyeyi yarım yamalak aydınlatan sarı ışığı daha da yetersiz hale getiriyor. Işık, ancak genç kızın yüzünü, ellerini ve makinenin hareketli iğnesini aydınlatmaya yetiyor. Solgun ve sessiz kızın beyaz elleri ve yüzü, ardındaki kapkara duvarlarla tezat yaratarak belirginlesiyor sadece...
Bu görüntüyü her hatırladığımda 'Fabrika Kızı' şarkısının
"Makineler diken gibi / Batar her gün kalbine" dizeleri gelir aklıma.
O genç işçi kızın "Bir evi bir de içmeyen kocası" oldu mu bilmem...
Basmane Garı'nda akşam...
Bu işçi kız, Kemeraltı Çarşısı'ının o irili ufaklı atölyelerinde, tamirhanelerinde, fırınlarında, neredeyse her şeyin satıldığı dükkanlarında, küçük imalathaneierinde çalışan onlarca, yüzlerce işçiden biriydi sadece. Akşam olup da paydos saati geldiğinde büyük bir bölümü Basmane Garı'na doğru adeta akarlardı. O saatlerde çoğunluğu Basmane Garı'ndan Çiğli'ye kadar gidecek olan banliyö trenini bekleyen kızlı-erkekli işçilerden oluşan yolcuları da seyyar satıcılar beklerdi. Bir de o yıllarda bir aksam gazetesi olan Ege Telgraf'ı "Son haberler!" diye bağırarak satan bir seyyar gazete satıcısı yaşlı kadın...
Fabrika Kızı şarkısı nasıl yazıldı?
Bora Ayanoğlu Official web sitesinde sanatçı. Fabrika Kızı şarkısının hikayesini şöyle anlatiyor:
Savaş sonrası yılardı. Savaş dediğim, 2. Dunya Savaşı sonrası, 1968 yılı. Bir özgürlük havasının estetiği yıllar. Sol akımların etkili olduğu, en çok kitap okunan, en çok filmlerin şarkıların yapıldığı yıllar. Istanbul'da 27 tiyatro sahnesi vardı. Ben de öyle bir atmosferde yazmıştım 'Fabrika Kızı' şarkısını, lk kez sosyal içerikli bir şarkı yazmıştım.
Galatasaray İlkokulu'na giderken, İlkokul 3. sınıfta Unkapanı'ndan geçerek Taksim'e , Taksim'den Dolmabahçe'ye gelip oradan tramvaya binerdim. Yatılı okuyordum, o yıllarda hep yatılı okurdu çoğumuz...
Unkapanı'nda Cibali Sigara Fabrikası'na akın akın giden işçi hanımları görürdüm. Askerden geldiğimde elime bir gazete kupürü geçti. "İşçi hanımların tütün tozundan ciğerlerinin rahatsız olduğunu, bunun için önlem alınmasını istediklerini" yazıyordu.
Sonra araştırdım; Türkiye'de ilk kadın grevi de Cibali tütün fabrikasında olmuş. O beni çok etkiledi ve Fabrika Kızı'nı yazdım.
Sehir Tiyatroları'nda çalışırken askere gitmiştim. Askerden geldikten sonra tekrar Şehir Tiyatroları'na dönmek için dilekçe verdim. Onu beklerken; birgün yolda, Kent Sineması'nın önünden geçerken Öztürk Serengil'e rastladım. Bana, "Ben senin bir şarkını söyledim. Sen yarın bana gel. Benim evim Kent Sineması'nın üstünde. Yarın saat 12:00'de gel." dedi.
Sonra Öztürk Serengil ile buluştuk, "Şimdi seninle Disko Plaka gidiyoruz." Dedi, aldı beni Antuan Şoriz'in sahibi olduğu Disko Plaka götürdü. "Bu genç, Sami Ayanoğlu'nun oğlu, ona destek ol!" dedi.
Ondan sonra ben hemen her gün uğruyorum Disko Plaka. Bir gün Ali Kocatepe geldi. "Alpay'la bir 45'lik yapıyorum. Bir tarafında benim şarkım var ama bir tarafına şarkı bulamıyoruz. Senin bir besten var mı?" dedi.
Ben de, "En sevdiğim şarkım Fabrika Kızı." dedim. Alpay'la da konuşuldu, "Söylerim" dedi Alpay da.
Şarkının orkestrasyonu yazıldı ve Alpay bu şarkıyı söyledi...
Iste o unutulmaz sözler:
Fabrika Kızı
Gün doğarken her sabah
Bir kız geçer kapımdan
Köşeyi dönüp kaybolur
Başı önde yorgunca
Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararken de hayal kurar
Bütün insanlar gibi
Bir evi olsun ister
Bir de içmeyen kocası
Tanrı ne verirse geçinir gider
Yeter ki mutlu olsun yuvası
Dışarda bir yağmur başlar
Yüreğinde derin sızı
Gözlerinden yaşlar akar
Ağlar fabrika kızı
Oysa yatağında bile
Bir gün uyku göremez
İhtiyar anası gibi
Kadınlığını bilemez
Makineler diken gibi
Batar her gün kalbine
Yün örecek elleri
Her gün ekmek derdinde
Gün batarken her akşam
Bir kız geçer kapımdan
Köşeyi dönüp kaybolur
Başı önde yorgunca
Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararken de hayal kurar
Bütün insanlar gibi.
