Dün gazetelerde Balıkesir Kent Konseyi’ne ait bir fotoğraf gördük. Karede Büyükşehir Belediye Başkanımız da vardı.
Haberleri okuduk. Ancak açık söylemek gerekirse, bende bir iz bırakmadı. Ne bir duygu, ne bir heyecan, ne de Balıkesir adına geleceğe dair bir umut…
İşte bu yazı, tam da bu hissin nedenlerini sosyolojik ve felsefi bir zeminde tartışmak için kaleme alındı.
Kent Konseyleri, modern şehirlerin vicdan mekanizmalarıdır. Sadece yönetimsel değil, aynı zamanda ahlaki ve
toplumsal yapılardır. Bir kent, kendini ancak konuşabildiği, itiraz edebildiği ve ortak aklı üretebildiği ölçüde
kent olur. Aksi hâlde şehir, sadece betonun ve tabelaların yan yana gelmesinden ibaret kalır.
Balıkesir gibi çok katmanlı bir kentte Kent Konseyi; belediyenin gölgesinde duran bir yapı olamaz.
Kent Konseyi, iktidarın değil, kentin yanında durur. Bu ayrım kaybolduğunda, katılımcılık yerini sessiz uyuma,
demokrasi yerini konfora bırakır. Konforlu yönetimler kısa vadede rahat, uzun vadede kırılgandır.
Sosyolojik olarak bakıldığında, aidiyet duygusu ancak söz hakkıyla gelişir. İnsanlar dinlenmedikleri yerde geri çekilir, susar ve nihayetinde kentten kopar. Balıkesir’de son yıllarda hissedilen mesafe tam olarak budur.
Kent Konseyinin bu mesafeyi kapatması gerekirken, çoğu zaman bu mesafenin parçası hâline gelmesi düşündürücüdür.
Felsefi açıdan ise mesele daha derindir. Aristoteles’in “polis” anlayışında şehir, ortak iyi etrafında kurulan ahlaki bir birliktir. Kent Konseyi de bu ortak iyinin taşıyıcısı olmalıdır. Eğer ortak iyi konuşulamıyorsa, kent yönetimi teknik bir faaliyete indirgenmiş demektir.
Balıkesir’in yazılı olmayan bir kent anayasası vardır. Doğaya saygı, üretime değer, adaletli paylaşım ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk… Kent Konseyi bu anayasanın sesi değilse, sessizlik suça ortaklıktır.
Sorulması gereken soru şudur: Kent Konseyi gerçekten etkiliyor mu, yoksa sadece var mı?
Toplantı yapmanın kendisi katılım değildir. Katılım, sonuç üretmektir. Sonuç üretmeyen yapı, zamanla meşruiyetini kaybeder.
Hemşehrilik hukuku, sadece aynı şehirde yaşamak değildir; aynı kaderi paylaşma iradesidir.
Bu irade zayıfladığında kent çözülür. Balıkesir’in ihtiyacı olan şey daha fazla fotoğraf değil,
daha fazla cesarettir.
Bu yazı bir kişiye ya da kuruma değil, bir anlayışa yöneliktir. Kent Konseyi ya Balıkesir’in
gelecek hikâyesini yazacaktır ya da başkalarının yazdığı hikâyeleri sessizce izleyecektir.
Fotoğraflar geçer. Protokoller dağılır. Ama hikâyesi olmayan kentler, zamanla ruhunu kaybeder.