Kış ayları yalnızca insanlar için değil, sokakta yaşayan kedi ve köpekler için de hayatta kalma mücadelesi demek. Soğuk, yağmur, kar ve rüzgâr; bir çatısı, sıcak bir yuvası olmayan canlar için ciddi bir yaşam tehdidine dönüşüyor. Sokaktaki canlar ihmale gelmez. Çünkü biz bu şehirleri onlarla paylaşıyoruz; aynı sokakta, aynı mahallede, aynı yaşam alanında bir aradayız.

Kışın en temel ihtiyaçlar daha da hayati hâle geliyor: beslenme, su ve barınma. Bir köpek uzun süre aç kaldığında bağışıklığı hızla düşer; bir kedi ise açlığa ve susuzluğa çok daha kısa sürede yenik düşer. Saatlerce aç ve susuz kalan bir sokak hayvanı için soğuk hava, çoğu zaman geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Bu yüzden “nasıl olsa birileri bakıyordur” demek, en büyük ihmallerden biridir.


Küçük dokunuşlar hayat kurtarır

Sokaktaki canlar için destek olmak, sanıldığı kadar zor ya da masraflı değil. Basit ama etkili çözümlerle onların yaşamını kolaylaştırmak mümkün.

Bir karton koli, içerisine konulacak eski bir battaniye, bez parçası ya da strafor ile soğuktan koruyucu bir barınağa dönüşebilir.

Koli doğrudan toprak veya betonla temas etmeyecek şekilde, altına tahta ya da benzeri bir yükselti konularak hazırlanabilir.

Mama için büyük harcamalara gerek yok; tuzlu ve baharatlı olmayan ev yemeklerinden artanlar da birçok sokak hayvanı için yaşamsal destek anlamına gelir.

En kritik konulardan biri de su. Donmuş kapları kontrol etmek, temiz ve erişilebilir su bırakmak hayati önem taşır.

Bunlar küçük gibi görünen ama bir canın hayatını kurtarabilecek adımlardır.


Görmezden gelmeyelim, ürkütmeyelim

Sokaktaki kedi ve köpeklerin büyük çoğunluğu insanlardan korkar; çünkü çoğu zaman şiddet görmüş, itilmiş, kovalanmıştır. Oysa sizden bir şiddet görmedikleri sürece size saldırmazlar. Aç bırakılmayan, ürkütülmeyen, sakin davranılan hiçbir hayvan tehdit değildir.

Çevremizde kedi ya da köpeklerden korkan, çekinen insanlar olabilir. Bu korkunun büyük ölçüde yapay ve yersiz olduğunu anlatmak da toplumsal bir sorumluluktur. Korku değil, doğru temas ve bilgi çözüm üretir.


Barınak gerçeğiyle yüzleşmek

Barınaklar çoğu zaman bir “çözüm” gibi sunulsa da, ne yazık ki herkes biliyor ki birçok barınak bu canlar için gerçek bir yaşam alanı değil. Kalabalık, sağlıksız koşullar, yetersiz bakım ve ilgisizlik; barınakları adeta bir ölüm kampına dönüştürüyor.

“Doğal yaşam alanı kuruyoruz” söylemleri ise sahadaki gerçeklerle çoğu zaman örtüşmüyor. Üstelik sokakta yaşamaya alışkın hayvanların zaman zaman toplu hâlde açık arazilere bırakılması, onları daha büyük tehlikelere açık hâle getiriyor. Bu, çözüm değil; aslında kaderine terk etmektir.


Sorumluluk sadece belediyelerin değil

Elbette yerel yönetimlerin yükümlülükleri var. Ancak her şeyi belediyelerden beklemek, bireysel sorumluluğu yok saymak anlamına geliyor. Oysa sokaktaki canlarla aynı mahallede yaşıyoruz. Bu, bize de sorumluluk yüklüyor.

İmkânı olanlar barınaklara gidip bu canlarla vakit geçirebilir. Çocuklarını da götürsünler. Tel örgülerin, çitlerin ardında yaşamaya mahkûm edilen bu hayvanların en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgi ve temas. Bu temas, çocuklara da empati ve yaşam bilinci kazandırır.


Birlikte yaşıyoruz, görmezden gelemeyiz

Sokaklar yalnızca insanların değil. Kediler, köpekler, kuşlar ve daha birçok canlı bu yaşamın parçası. Onları görmezden gelmek, yok saymak ya da “bana dokunmuyor” demek mümkün değil. Çünkü bu şehirlerde birlikte yaşıyoruz.

Soğuk kış günlerinde bir kap mama, bir kap su, bir karton koli; bir can için hayat demektir. Görmezden gelmeyelim, ürkütmeyelim, aç ve susuz bırakmayalım. Sokaktaki canlar ihmale gelmez.

Ve unutmayalım: Merhamet, bir kenti gerçekten yaşanabilir kılan en temel değerdir.