Bir mutfağın en masum ama en çabuk trip atan meyvesidir muz. Daha sabah marketten sarı sarı alırsın, akşam eve gelirsin… Üzerine biri gizlice kahve dökmüş gibi kararmaya başlamış.
İnsan ister istemez alınıyor:
“Ya ben seni daha bugün aldım…”
Meğer olay tamamen muzun kendi içinde kopan kimyasal bir drama dizisiymiş. Muz olgunlaştıkça “etilen gazı” diye bir şey salıyormuş. Hani şu her şeyi hızlandıran, kararmayı, yumuşamayı tetikleyen görünmez fail. Üstelik bu gaz en çok nereden çıkıyor dersin? Sapından!
Yani muzun başı dertli.
Ve çözüm de o kadar mutfak işi ki insan “bunu niye daha önce düşünmedik?” diyor:
Sapına streç film sarıyorsun. Hepsi bu.
Ne pahalı saklama kabı, ne buzdolabı cambazlığı… Bildiğin streç.
Sapı güzelce kapatınca etilen gazı yayılmıyor, muz da “ben daha bozulmuyorum arkadaş” diye biraz daha hayata tutunuyor. Kararma yavaşlıyor, yumuşama gecikiyor, muz günlerce daha adam gibi kalıyor.
Bir de önemli bir detay var:
Muzları salkım halinde bırakınca hepsi birbirine gaz paslıyor. Biri olgunlaştı mı, diğerleri de peşinden geliyor. Tam mahalle dedikodusu gibi. En iyisi ayırmak. Her muz tek başına takılsın, sapı da ayrı ayrı sarılsın.
Küçük ama etkisi büyük bir mutfak hilesi.
Bir de şu buzdolabı meselesi var…
Çoğumuz “bozulmasın” diye atıyoruz dolaba ama muz soğuğu hiç sevmiyor. Kabuk bir anda kararıyor, içi de ruhu da dağılıyor. Yani iyilik yapayım derken muzu erkenden emekli ediyorsun.
Ben bu yöntemi denedim. Abartısız söylüyorum, normalde iki günde pes eden muzlar dört beş gün dimdik durdu. Hâlâ sarı, hâlâ diri.
Küçük dokunuş, büyük kurtarma operasyonu.
Bazen hayatın sırrı da mutfağın çekmecesinde duruyor işte.
Streç filmle dünya kurtaramazsın belki ama en azından muz kurtarırsın.
Ve bu ülkede bir muz bile kolay alınmıyorken…
Bu bilgi altın değerinde.